Kavuşmak


 01 Ekim 2024

Başımı öne eğip sessizce konuşulanlara kulak vermeyi tercih ettim. Oldum olası topluluk içinde konuşmak, üstelik duygularımdan bahsetmek benim için dünyanın en zor işiydi. Hem böyle durumlarda ne konuşacağımı, hangi kelimeyi seçeceğimi, sözü nasıl bitireceğimi bilemezdim. Sanki sözleşmiş gibi herkes onun hakkında az da olsa kelâm ediyor, bir anısından bahsediyordu. Neriman teyze ise başını sallıyor ve mendille hıçkırıklarını bastırıyordu. Birbirinin ardından basmakalıp bir sürü teselli cümlesi sıralandı. Kaçamak bakışlarla on yıl aradan sonra gördüğüm ilkokul arkadaşlarımın yüzlerini inceledim. Zihnimde kalan çocukluk hâllerimizle bu olgun yüzleri örtüştüremedim. Hepsi de benim için tanıdık birer yabancıydı. Yıllardır hiçbiriyle görüşmemiştim, Aysel’in vefatını öğrenene kadar.

Bu haber beni derinden sarsmıştı. O vakit nasıl olup da bunca yıl onunla görüşmedim, zamanında bana söyledikleri için teşekkür etmedim diye pişman oldum. Sınıfımızın çalışkan, zeki öğrencisi… Çok severdim onun kızıl saçlarını, yüzüne şirinlik katan çillerini! Aysel bir başkaydı. O zamanlar anlayamamışım ama onda bir çocuğa ait olmaması gereken bir olgunluk vardı. Ufacık bir bedende yetişkin ruhuyla geziyor gibiydi. Neden bu kadar ciddi olduğuna anlam veremezdim. Ancak artık biliyorum. Aysel daha dört-beş yaşlarındayken kanser olmuş, uzun tedaviler sonrası iyileşmiş meğer. Demek ki hayatın çetin yüzünü önceden gördüğü içindi tüm ciddiyeti, hüzünden çalan mahzun o yüz ifadesi. 

Geçen yıl, onca zamandan sonra tekrar kanser nüksetmiş narin vücudunda. Ancak bu sefer kısa bir ömür biçmişler. Kaç doktora gittilerse “Umut yok!” cevabı dışında bir şey duyamamışlar. Bunu öğrendiğinde nasıl hissetmişti acaba? İlk cümlesi ne olmuştu?  Korkmuş muydu? Aklımda bir sürü soru dolanırken “Hiçbir zaman neşesini kaybetmedi.” dedi Neriman teyze sanki içimi okur gibi.  “O hâlde bile beni teselli etmeye çalışırdı yavrum. ‘Ölüm bir yolculuk gibi anne, merak etme tekrar kavuşacağız.’ derdi.” Herkes bir anlığına sessizliğe büründü. Bunları duymak beni yıllar öncesine götürmüştü. Yüreğimde bir ağırlık hissettim. On üç yaşında sırama kapanmış ağlarken bana söylediklerine ne kadar benziyordu. Aysel demek ki hiç değişmemişti. 

 “Babam öldüğünde…” Sesim gırtlağımdan yırtınırcasına çıkıyordu. “Babam öldüğünde hiçbir söz veya hiçbir öğretmenim teselli edemedi Aysel kadar.” dedim. Yüzüm alev alev yanıyordu. Bütün yüzlerin bana doğru baktığını hissediyordum. Bense halıya bakarak konuşmaya devam ettim. “Günlerce, haftalarca durmadan ağladım. Bir gün yanıma geldi ve ‘Fatih siz nerelisiniz?’ diye sordu. Sivas dedim iki gözüm iki çeşme. ‘Şöyle hayal etsek seninle olmaz mı?’ dedi. ‘Baban sanki bir süreliğine Sivas’a gitmiş biraz para kazanıp geri dönecek. Sonra bir baktı orada işleri çok iyi gidiyor, dönmekten vaz geçti. Sizlere diyor ki ‘Bana biraz zaman verin, sabredin hepinizi buraya getireceğim. Hep beraber olacağız.’ Ölüm de bana göre böyle bir şey Fatih. Evet, gidenleri çok özlüyoruz. Fakat onları sonsuza kadar kaybetmiyoruz. Bir gün hepsine kavuşacağız. Sadece ne zaman olduğunu bilmiyoruz o kadar.’ dedi.”

Herkes pür dikkat beni dinliyordu. Derin bir nefes alıp devam ettim. Başımı kaldırıp Neriman teyzenin gözlerinin içine baktım. “Aysel benimle konuşana kadar çok umutsuzdum. Bir daha babamı göremeyeceğim ve ona sarılamayacağım için çok üzgündüm. Onu tamamen kaybettiğimi düşünüyordum. Ancak o günden sonra babamı tekrar buldum. Ölmedi benim için. Sadece onu göremeyeceğim kadar uzaklara gitti. Bir gün benim de gideceğim yerlere, benden önce gitti. Neriman teyze, kızın o gün sahip olabileceğim en değerli şeyi verdi bana. O yüzden ona minnet dolu hissediyorum. Hiç yüzüne karşı bunları söyleme fırsatım olmadı ama çok isterdim. Belki bir gün söylerim.  Kim bilir…”

(AYB Türkiye Çevrim İçi Hikâye Atölyesi, Şubat 2023)

 

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 214. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 214. Sayı