HaftanınÇok Okunanları
ELMİRA ACIKANOAVA 1
HİDAYET ORUÇOV 2
Coşkun Haliloğlu 3
Coşkun Haliloğlu 4
MARİYA LEONTİÇ 5
Kardeş Kalemler 6
Ahmet Kartal 7
Genç kaymakam, yeni görevinin heyecanı, içini şimdiden dolduran ailesinin hasreti, otobüste gelirken okuduğu makalenin dehşeti ile karmakarışık duygular içinde pencereden dışarı bakıyor, sekreterin kendisine seslendiğini duymuyordu. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun sesi kulaklarını dolduruyordu. Sekreterin yanına kadar gelerek bir kez daha seslenmesi ile kendine geldi. “Tuğtekin Bey, Sayın Valim sizi bekliyor. Buyurun.” dedi sekreter. Hızlıca oturduğu yerden kalkarken alelacele teşekkür etti ve makam kapısına yöneldi. Mülkiyedeki hocasının “Unutmayın arkadaşlar, vali devleti temsil eder, vali demek devlet demektir.” sözünü anımsadı ve kutsal bildiği devletin huzuruna çıkacağını duyumsayarak heyecanı daha da arttı. Ceketini ilikleyip makam kapısının yanındaki boy aynasında üstüne başına çeki düzen verdikten sonra kapıyı tıklattı. Boğuk bir “Geel” sesinden sonra kafa selamı vererek içeri girdi. Karşısında gördüğü manzara şok etkisi yaratsa da çabuk toparladı. Kravatsız, badem bıyıklı, gömleğinin kolları geriye kıvrılmış vaziyette masada oturan adam mıydı devlet? Emekli olduktan sonra bile pazar günleri sabah tıraşını olan, kravat takan öğretmen babası geldi aklına. Kendisini tanıttıktan sonra valinin alelade el hareketi üzerine oturdu. Gözü önce masanın üzerindeki gazeteye sonra yandaki televizyona ilişti. Her ikisi de dini cemaat olduğunu iddia eden bir grubun yayınıydı. Belli ki vali bey bu gruba mensubiyetini ya da sempatisini göstermek istiyor daha doğrusu sadece devletin valisi olmadığını saklamaya gerek görmüyordu. Kaymakam vekilliği stajını ve kaymakamlık kursunu tamamladıktan sonra asaleten ilk görev yeri olarak Rize’nin Çamlıhemşin ilçesine atanmıştı ve göreve başlamak üzere il valisi Hazım Eser’in makamındaydı. Gördükleri karşısında heyecanına öfke, hayret, biraz endişe gibi duygular da eşlik ediyor ne diyeceğini kestiremiyordu. Vali yarım ağız hayırlı olsun demiş ne içersin diye sormamıştı bile. Tuğtekin müsaade isteyerek odadan çıktı. Yıllardır aynı görevi yapan ve onlarca vali ile çalışmış olan sekreter Nuray Hanım yakın gözlüklerinin üzerinden kaymakamı süzdü. “Hayırlı olsun Kaymakam Bey, ilçeden sizi almak üzere aracınız geldi, aşağıda bekliyor.” dedi. Yüz ifadesi ve ses tonu sanki aklından geçenleri okumuş, hislerini anlamış ve hak vermiş gibiydi. Teşekkür ederek ayrıldı.
Vilayet binasının girişinde bekleyen takım elbiseli genç, gür fakat sevgi dolu bir sesle “Polis Memuru Ali Kılıç. Hoş geldiniz Sayın Kaymakamım, hayırlı olsun” diye karşıladı. Duruşundan, ışıl ışıl parlayan gözlerinden zekâsı, yiğitliği, vatan sevgisi belli olan Ali’yi görür görmez kanı kaynadı Tuğtekin’in. “Hoş bulduk” diye tebessüm ederek cevap verdi. Muhteşem bir manzara il merkezinden ilçeye doğru hareket eden arabanın camından film gibi akıp geçiyordu. Vali şokunu üstünden atan Tuğtekin “demek ismin Ali Kılıç” diyerek söze başladı.
Tuğtekin son cümleyi söylerken birdenbire beyninde şimşekler çaktı. Rize ve görev yapacağı Çamlıhemşin hakkında bir şeyler öğrenmek amacıyla ailesiyle vedalaşıp Bursa’dan otobüse bindikten sonra yol boyunca tabletinden yerel gazeteleri okuyarak gelmişti. Gazetelerden birinde okuduğu ve çok etkilendiği “Rize’de Biyolojik Saldırı” isimli makale, Kılıç Ali müstear ismiyle yazılmıştı. Açık açık sormadan önce sohbeti bir süre daha devam ettirmeye karar verdi.
Bu cümleler okuduğu makalenin ana fikri ile neredeyse birebir örtüşüyordu. Ama emin olmak istiyordu ve sormaya devam etti.
Tuğtekin artık emindi. Okuduğu makalenin yazarı kesinlikle Ali’ydi, memur olduğu için de ismiyle soy ismini yer değiştirip müstear yapmıştı kendince. Açık açık sormaya karar verdi. “Başka neler yapıyorsun, yazı falan yazar mısın?” der demez Ali ile dikiz aynasında göz göze geldiler. Kısa bir sessizlik oldu. İkisi de sorunun amacını biliyordu aslında. Tuğtekin devam etti: “Şu yerel internet gazetesindeki makale senin mi?” Evet diye cevap verdi Ali. “Tehlike büyük ve devletin ilgili birimlerinin haberdar edilmesi gerektiğini düşünüyorum.” Az ileride yolun sağında bir kır bahçesi vardı. “Şurada ihtiyaç giderelim, çay içerken devam ederiz.” dedi Tuğtekin. Araba yanaşırken hayat tecrübesinin yüzündeki kırışıklıklar kadar derin olduğu bakışlarının derinliğinden belli olan, saçları ağarmış birisi binadan çıkarak karşılamaya geldi. “Hoşgeldun uşağum nereyesun kaç gün oldi uğramaysun!” dedi Ali’ye. “Hoşbulduk Cemal amca iş güç yoğunluğu kusura bakma.” diye cevapladı Ali de. Sonra da kaymakam beyi takdim etti. “Hoş sefa geldun kaymakam bey geç ha buraya.” diyerek buyur etti. Ardından çırağına “Ula İdriiis, çabuk iki çay kap getir buraya” dedikten sonra müsaade isteyerek yalnız bıraktı. Tavşan kanı çaylarını yudumlarlarken “Seni dinliyorum.” dedi Tuğtekin.
Ali gözleriyle etrafı taradıktan sonra tane tane anlatmaya başladı. Rize’de elli farklı ladin türü vardır. Bunların içinde endemik olanlar var. Yani sadece buraya özgü, başka hiçbir yerde yetişmeyen türler. Geçenlerde İsrailli bir turist kafilesi geldi, on gün kamp yapıp gittiler, daha önce de gelmişlerdi. Aynı adamlar, aynı tur firmasıyla geliyorlar ve aynı rehber gezdiriyor. Her geldiklerinde bu bahsettiğim otelde kalıyorlar. Bu sefer gittikten sonra ağaçlar kurumaya başladı. Ama kökten değil en tepeden kurumaya başladı. Bunu derken eliyle yamaçtaki ağaçları işaret etti. Bakın efendim ağaçların altı canlı, kuruma tepesinden başlıyor. Ormancılar bir çalışma yaptı. Bir böcek türü. Kabuktan içeri girip içerde iki üç tur atıp çıkıyor ve yan ağaca geçiyor. Kökten gelen ve ağacı besleyen damarları kestiği için ağacın tepesi başlıyor ölmeye. Yıllık izin aldım ve adamların peşinden gittim. Buradan Gümüşhane’ye geçtiler, orada da on gün kamp yaptılar sonra Bolu’ya, bir on gün de Bolu’da kaldılar. Sonra Ankara’dan uçağa binip gittiler. Ben Rize’ye döndükten sonra haberlerden takip ettim. Bolu ve Gümüşhane’deki ağaçlarda da aynı durum başlamış. Tuğtekin neredeyse nefes bile almadan dinliyordu yaverini. Bir çay daha söylediler. Bu çok eski bir stratejidir dedi Ali. Kökleri Sun Tzu’ya kadar dayanır. Düşmanı savaşmadan yenmek için zayıflatmak üzere kurgulanır. Halk sağlığını ve çevre sağlığını tehdit eden her türlü risk, bir saldırı aracı olarak bir ülkeye yöneltilebilir. Bu, şartlara göre değişebilir. Örneğin grip ilacının yokluğu yazın çok önemli değildir ama kışın ortasında ülkede grip ilacı bulunamazsa halkta korku ve panik başlar. Bu tür riskleri önceden haber almak ve önlemek sağlık ve güvenlik ilişkisinin kurulmasına bağlıdır. Bu ilişkinin adı Tıbbi İstihbarattır. Ülkemizde böyle bir birim olmadığı için ben de durumdan vazife çıkarıyorum ve günün birinde bu birimin kurulması için kendimi geliştiriyorum. Bir taraftan da müstear isimle yazı yazarak devlet büyüklerine ulaşmaya çalışıyorum. Kaymakam çok etkilenmişti. Devlet deyince aklına vali geldi tekrar. Ulaşabildin mi bari diye sordu Ali’ye. Manalı bir gülüşle “Ulaştım!” diye cevap verdi. Vali Bey duymuş. Tuğtekin gözlerini kısarak tekrar dikkat kesildi. Benim yazılar halkı yabancılar aleyhine kin ve düşmanlığa tahrik suçu oluşturuyor, bölge turizmine zarar veriyormuş. Halkı tahrik edenler hakkında işlem başlatmak üzere genelge yayınladı. Gazetenin sahibini sıkıştırıyorlar kimliğimi öğrenmek için. Halil abi de sağ olsun yazılar eposta ile geliyor, tanımıyorum demiş. Son yudumlarını çekip arabaya doğru giderlerken Tuğtekin sinirden dişlerini sıkıyor ama devlet adabı gereği yorum yapamıyordu. Yol boyu bir süre sessiz kalmayı tercih ettiler. Tuğtekin duyduklarını hazmetmeye çalışıyor bir taraftan da ne yapması gerektiğini düşünüyordu. Bu pırıl pırıl Cumhuriyet polisi bu sorunları gördüğüne göre yapılması gerekenlere dair de bir fikri vardır diye düşünerek “Ne yapılmalı Kılıç?” diye kısa ve net bir soru ile sessizliği ilk bozan gene Tuğtekin oldu. Devletin bir tıbbi istihbarat birimi kurması, insanımızın farkındalığının artırılması diye aynı netlikte cevap geldi. Ben dedi Ali, resmi görevim olmamasına rağmen adamları takip ediyorum, suç unsuru görürsem adli makamlara bildiriyorum, devletin duyması için yazıyorum, vatandaşla iyi ilişkiler kurarak onları azar azar bilgilendiriyorum bu arada kendimi de yetiştirmeye çalışıyorum. Ama yapabileceklerim bunlarla sınırlı, keşke elimden fazlası gelse. Tuğtekin vakur bir ses tonuyla “Daha ne yapacaksın, tek kişilik ordu gibisin zaten, hem ünlü Türk Hakanı Timur’un sözünü unutma. “Bir mıh bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir askeri, bir asker bir orduyu, bir ordu bir ülkeyi kurtarır.” dedi. Stajda yanında görev yaptığı ve büyük saygı duyduğu meslek büyüğü Kürşat Valiyi aradı. Başlamasını yaptığını ilçeye doğru seyir halinde olduğunu söyledi. Rize valisinin sabahki tavrından da kısaca bahsetti. Kürşat Vali, Hazım Vali’nin kaymakamlığı sırasında Rum Patriği, Ermeni Patriği ve Yahudi Hahambaşını ilçeye davet ederek Türkiye’de ilk Dinlerarası Diyalog toplantısını gerçekleştiren kişi olduğunu, dikkat etmesi gerektiğini anlattı. Tuğtekin’in kafasında saflar belirginleşmişti. Kaymakamlık binasının önüne yaklaşırken İlçe Savcısı, Emniyet Müdürü, Jandarma Komutanı, Belediye Başkanı ve Kaymakamlık çalışanları karşılama için bekliyorlardı. Herkesle tek tek tokalaştıktan sonra hep birlikte öğretmenevine yemeğe geçildi. Genç kaymakam yaveri Kılıç’ı daha ilk günden yanından ayırmıyordu. Yemekten sonra yol yorgunu olduğu için konutuna geçti. Ertesi gün ve sonraki günler kendisini zor ama kutsal görevler bekliyordu.