HaftanınÇok Okunanları
AYSUN DEMİREZ GÜNERİ 1
KEMAL BOZOK 2
Nergis Biray, Sema Eynel 3
HİDAYET ORUÇOV 4
Ece Türköz Oğuz 5
İSMAİL BOZKURT 6
SEYFETTİN ALTAYLI 7
Koskoca kervan yolları katlaya- katlaya gidiyordu… Kervanın sarvanları değişse de kervan gidişinde idi. Sarvanlar gâh okuyor, gâh şiire benzeyen bir şeyler söylüyorlardı:
Yol gedir kannan mekâna,
Yoluna uğurlar, könül…
Men sene uğur deyirem
Meni kim uğurlar, könül?
Böylece kervan göçünü çekiyordu… Yalınayak çocuklar düşmüşlerdi kervanın ardına… Diye-güle kervanla yarışmaya çalışıyorlardı. Uzaktan suyu dupduru görünen dağ çayı ovadanefesini topluyordu. Çayın hele bulanmamış suyunda bir oğlan sesini yıkıyordu… Bir başka tarafta koskoca bir derviş yanık-yanık okuyor, sözleri dertlerine eşlik ediyordu:
Şamaxı! Ey menim sevimli yurdum,
Men senin qoynunda xaniman qurdum.
İndise acığın tutmuşdur mana,
Men senin qoynundan ayrılsam ana…
Efzeleddin Hakanî! Azerbaycan şiirinin benzersiz siması!.. Küskün-küskün kızıyor, öfkeleniyordu… İlinden, obasından da küstürmüşlerdi bu yiğit köyün, özü sözü bir insanını… Ana bildiği, ana dediği yurdundan ayrılıyordu.
***
Cennet ayaklarının altına serilen ana gibi bir şiddetten haz alır, canına can katılır. Bu da analık hissini ona tattıran körpesinin içinde attığı hayat tekmeleriydi… Bu küçük tekmeler ananın içinde bir hayatın canına can kattığının işaretidir. Can içinde büyüyen can sabahlara ümitgibi gelir. Ruhunun ışığıyla sabahlara ses salar. O sesin ışığı uzaklara, uzaklara aka-aka büyüyecek, büyüdükçe ses iyesini de büyütecekti… Ses iyesi de büyüyüp Mahmut Ağa, Mirza Bilal, Âşık Abbas Ceyirli… Ağakerim Nafiz, Alim Qasımov olacaktı.
Ben Alim Qasımov’un kendisinden evvel sesini görmüşüm. Kendinden önce sesine doğru koşmuşum. Bu köylüoğlunun sesi, dağ köyünün pınarlarını, kayalardan akseden şırıltılarını, fısıldayarak açılan yaprakları, o yapraklara bürünen goncaları hatırlatırdı bana. Talebelik yıllarında uzak dağ köyünden enstitüye okumaya geliyorduk. Bakü’ye gelen çok olduğu için her zaman ayakta geliyorduk. Yol bizi eze-eze sürüklüyordu. Ömrümüz sarı renkli, çaputlarından cin ürken, sık sık bozulan “Paz”ın yedeğine koşulmuştu. Otobüs sürüne- sürüne Aksu dolaylarını atladıktan sonra herkes derinden nefes alırdı. Buradan sonra Şamahı yolları başlıyordu. Bazen yol üzerindeki çayhanede oturup çayiçmek için de durulduğu oluyordu. Ve o çayhanede, teypten genç bir ses yorgunluğumuza merhem oluyordu. Alim okuyordu, yol kıvrılıyordu:
Ey müselmanlar, bu gün ol yari pünhan ayrılır…
Alim okuyordu, ben kendi âlemimde uçuruyordum:
Sesin yolunda can verdim,
Doğuldum avaz üstünde.
Seni qiblenüma bildim,
Tutuldum namaz üstünde.
Alim okuyordu. Bu sesin ışığında bir ömür yol gitmek istiyordu insan:
Ağlamayım neyleyim, çün gövdeden can ayrılır.
İrticalleri, gezinmeleri beni çok uzaklara götürüyordu… Hatta şimdilerde bile hâlâ götürüyor:
Üz çevirdim derd bilene,
Derdine üstün gelene…
Sözü gözünden elenen
Dondu canımız üstünde.
Alim okuyordu, hayır okumuyor adeta içten içe tütüyor; yanıyor, yanıyordu. Sanki büyük bir aşkın kıvılcımı düşmüştü canına. Bu kıvılcım Şikeste’ye çevriliyor, etrafı kara-karıştıra Segâh’a dönüyordu. Rüzgârın savurup dağıttığı saçlar misali dağıtıyordu ruhumuzu:
Ey senem,hicrin elinde naleyi-zar eylerem, Gözlerimden sanasan deryayi-ümman ayrılır.
Alim okuyordu, ben sesinin ardından gidiyordum:
Düşdüm sesinin dalınca,
Ac nece çapır qılınca…
Qanad getiren qarınca
Yandı ağnağaz üstünde.
Derviş, bacadan baxar dan,
Gece söner pıçıltıdan.
Qönçe oyanar yuxudan
Bir güli—Şahnaz üstünde.
Ben ne zaman Alim’in böyle farklı okumalarının nerden kaynaklandığını kendime izah etmeye çalıştıysam,hep bir takım sorulara ilişip kaldım. Birazdan bu konuya döneceğim.
***
Azerbaycan’ın en uzunömürlü devleti Şirvanşahların temeli 861 yılında Hiysem bin Halid tarafından atılmış. Arap istilacıları istila ettikleri yerlerde mevkilerini sağlamlaştırmak için oraya Arapları yerleştirdiler. Bu yerleştirmeler ağalık siyasetine hizmet ediyordu. Ömrü 7 asır kadar devam eden Şirvanşahların şahları Hiysem bin Halid’in neslinin temsilcileri oldu. İlk zamanlarda, Mezyedîler devrinde Şirvanşahlar Araplara vergi veriyor, onların siyasetini müdafaa ediyorlardı. Prof. M. Qenberli bu devirde Arap kültürünün inkişafında “Arap olmayan Araplar”ın büyük hizmetleri olduğunu kaydeder. Edebiyat, şiir de bunlar tarafından yaratıldı. Kesraniler devrinde Arap hilafeti zayıflıyor, kendilerini Sasanilerin varisi sayan Kesraniler sarayda Farsça konuşuyor, ilim, edebiyat ve kültür eserlerinin Farsça yazılmasına çalışıyorlardı. Bu konuda küçük bir örnek: Şivanşah Axsitan mektupla Nizami’ye müracaat eder ve “Leyli ve Mecnun” adlı bir eser yazmasını sipariş verir. Sipariş, Nizami’yi sinirlendirir, çünkü Axsitan eserin Farsça yazılmasını, “Farsça, Arapça sözlerle ona süslemeler yapılmasını” istemiştir. Şair ana diline tahkir teşkil eden bu münasebetten incinmiştir. Gel gör ki:
Qulluq halqasına düşdü qulağım,
Qan vurdu beynime esdi dodağım.
Ne cüretim vardı ki, evden qaçam,
Ne de gözüm vardı xezine açam.
Efzeleddin Hakanî’nin de vatanı terk etmesinin sebebi Axsitan gibi iblisler, köküne hor bakanlar idi.
Ve zaman geçiyor, Derbendîler Şirvanşahlar devletinin başına geçiyor, kendilerini Türk kültürünü yaşatanı olarak sayan Derbendîler “Han, Hakan, Sultan” unvanlarından istifade ediyorlardı. Türkçe edebiyatın gelişmesine uygun şatlar oluşturuyorlardı. İster sarayda, saray dışında Türkçe edebiyat hızla gelişiyor, yükseliyordu.
Gariptir… Uzun zaman Arap hilafetine vergi veren, Farslaşmaya maruz kalan ülke özünü korumuş, dışardan gelenleri kendi içinde eritmişti... Adları yalnız köy adlarında kalmıştı Arap istilacılarının… Bu adların korunması, belki de, geçmişte halkın başına getirilen belaların unutulmaması içindi.
***
Bakü’den Şamaxı’ya gidenler bu kadar pirleri, ocakları, evliyaları görenler, bu yerlerin ruhunun da derviş havalı olduğunu göre bilirler. Dervişlerde bir serbestlik, asudelik, Tanrı’ya tapınmak vardır… Birden-bire bana Alim derviş çadırında/abasında göründü. Alim’in serbestliği yarı dağ, yarı ova Şamahı’nın havasından olmasın? Adında maraz olan Mereze’den devrinin lokmanlar lokmanı sayılan Kafiyeddin Ömer bin Osman’ın dertlere merhem olan Merhem’ine kadar, Pir Saata, Şıh Eyyub ocağına kadar, evliyalara, derviş çadır/abalarına kadar öyle kendi başınalık, serbestlik değil mi? Ayrıca arzın her yerinde sesini duyura bilen bir sesin yolu uzun, çok uzun; herkesin istediği, gidemediği bir yoldur:
Yollar apardığı kimi
Geri qaytarır gedeni…
Qeribi qeribliyi çekir
Vetenlini Veteni…
Her adamın çölünde,
İçini gösteren güzgüsü…
Heç kimi özü kimi
Duya bilmez özgesi…
***
Alim Qasımov’u hiç zaman kravatla, klasik giysi içinde okurken görmedim. Her zaman şalvarın üstünden sallanan gömlek, gömleğin üsten ninelerimizin “içlik” dediği kolsuz giysi… Bir kendi, bir de tefi. Herkesten farklı, bağdaş kurup okuması, birden ayağa kalkacakmışçasına hareketleri…
Dünya duracaq yer deyil, ey can sefer eyle, Aldanma anın alına ondan hezer eyle…
Anlatıyor… Ömrün devranını; gelişini gidişini, pay veren dervişler gibi. Yürüdüğünde sesinin gölgesinde, uyuduğunda sesinin altında uyuyor. Birçoklarının onunla sıkıntısı olsa da, onun kimseyle sıkıntısı olmaz.
***
Alim Qasımov’un şanslıydı ve çok iyi hocalara düştü. Aşığı hep şek geldi. Burgulu sesi ile herkesi büyüleyen, Ağakerim Nafiz; o Ağakerim Nafiz ki bir programda “Beşmertebe’nin yanından geçiyordum, kulağıma bir ses geldi. Bir zayıf adam okuya-okuya gidiyordu. Arkasına düşüp gittim. Uzun bir yolu durmadan, dinlenmeden okuya-okuya gidiyordu, men de arkasından… Okuduklarını biriktiriyordum…” İşte Alim’in hocası böyle biriydi.
Rahmetli Ağaxan Abdullayev, Mirelem Mirelemov’u dinlerken: Mirelem benim neticem sayılır. Alim benim, Zabit Alim’in, Mirelem Zabit’in talebesi oldu, bu durumda, Mirelem menim neticemdir.
Ve rahmetli Hacıbaba Hüseynov, hepsinin kabından ne varsa aldığı Hacıbaba muallim… Belki de, Alim’in teybi andıran hafızasını bildiği için, her şeyi öğrenmesine çalışıyordu. Alim Qasımov da onları “teybe kaydediyordu”…
Her adamla dostluk etmezdi, ama Qedir Rüstemov’un yeri başkaydı…
Talebeleri de var. Zabit Nebizade… ve kızı Ferqane Qasımova…
Bu günlerde Mirelem Mirelemov kanalların birinde okuyordu… Hatırıma rahmetli İslam Rzayev ve Tanrı korusun Alim Qasımov geldi. Gidenlere rahmet, kalanlara salam olsun.