kendi olmak


 01 Mayıs 2026

Hiçbir şey artık eskisi gibi değil,
İddialarımın çoğundan vazgeçtim.
Anladım ki,
öz içine çekilmektir özgürlük denen,
kapanmak kendine
ve son damla kanına dek korumak yalnızlığını.
Ne köy,
ne şehir,
ne ülke…
En doğma vatan,
evveli toprak sonu toprak olanın kendisidir;
en kudretli devlet,
kendi yasa ve kurallarıyla yaşayan insandır.
Kendi ordun olmaktır hegemonya,
kendi hükmünün sahibi olmak…
Kendini herkese kanıtlamaktır dış politika,
iç politika ise kendini adaletle yönetmek.
Ah, sınırlar mı?
Düşüncesi kadardır insan idrakinin limiti…
Yeryüzünde gölgesi kadar
yer bulamasa da insan,
bütün dünya emrindedir
öz bilincinin sınırsızlığında.
…Ve anlamsızdır budalaca devrimler,
En büyük zafer yalnız kendini yenmektir,
kendine inmektir en yüce makam!
Nefsine kul olan kimse
asla kâinatın hâkimi olamaz…
Hiçbir şey artık eskisi gibi değil,
Ben önce kendimi yenmeye çalışıyorum!

*          *          *

Gecenin kör karanlığında
gözü açık yaşamak dünyanın unutkanlığını.
Bir feryat susar karanlıkların bağrında
ve görünmez bir acı uyanıktır
zifiri karanlığın koyuluğunda.
İki yıldır bir tanıdık ses donmuş
ekmek kürsüsünün demir kalıplarında…
Anne ellerinin sıcaklığı,
bir ocağın harareti
buz tutmuş avlu-bahçede.
Üşüyor bir ev,
bir evin avlu-bahçesi,
bir avlunun ekmek teknesi…
Eski basamakları çıkmak ağırdır,
bir tanıdık ses…
Artık çıkmaz karşına.
Boynuna dolanmaz bir çift sıcak kol…
Yanağından öpmez “can” diyen biri.
Odun sobasının ılıklığı gitmiş,
buz gibi borudan duman dosdoğru çıkmaz.
Ocağın taşının rengi ağarmaya başlamış.

*          *          *

O gün yağmurdan önce
sokaklarda biraz sis vardı,
kargaların sesi biraz daha gür çıkıyordu…
Rüzgâr süpürüyordu son yaprakları.
Kısa kollu gömlekle biri üşüyordu,
uzun paltoda bir başkası terlemişti.

*          *          *

Yüzü günbatımına dönük susmak
ve ufuktaki güzellikleri seyretmek
herkesin hakkıdır…
Balık sessizliği değildir bu,
hatta oy verme hakkını yitirenlerin bile…

*          *          *

Yağlı güreş gibidir hayat…
Karşına çıkan engelleri kapıp yıkmak istersin,
ama sıyrılıp çıkar
kollarının arasından yarı çıplak engeller.
Ya parmakların uyuşur,
ya kollarının gücü tükenir,
ya nefesin kararır ciğerlerinde,
ya da dizlerinin bağı çözülür.
Boş laftır dizleri aynalı pehlivan,
bükülmeyen bilek,
yere gelmeyen diz yoktur dünyada…
Ne olursa olsun en sonunda
kaderine yenilmek vardır insanın alın yazısında…
Tutuşmaya heves etme,
yağlı güreş gibidir hayat…

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 233. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 233. Sayı