Kesik Süt Kokusu


 01 Mart 2025

Bu haftanın ödev hikâyesini yazmamış dahası ocakta kaynayan sütün altını da kapatmamıştım. Yapılacak onca iş; okunacak yazılılar, ev kabulleri, çarşı pazar işleri derken yazmaya vakit ayırmak hele ki zihnimdekileri düzenleyip beyaz gergefe cümle cümle aktarmak apayrı mesai isteyen işti. Sütün de taşmaması gerek, sonrasında temizliği pek zor oluyor. Kaç defa söyledim sütçüye, benim kapıyı en son çalmayın, süt kapalı kutuda bekleyince bana gelene kadar ekşiyor, peynire dönüştürmek zorunda kalıyorum, dedim ama dinleyen kim? Her hafta aynı cümleleri tekrar ediyorum kendi kendime. Önce sütün altını kapatmalı, sonra bir şeyler yazmalıyım kaygısıyla gözüme uyku girmedi, ben de doğruldum yerimden. Şu saatten sonra süt taşmış olsa temizleyecek hâlim mi var? Yarısı ocağın üzerine indiyse geri kalanı nasılsa işimi görür. Mutfağa gidip sütün altını kapattım, şükür ki taşmadan yetiştim. 

Odama geri dönüp bilgisayarımı açtım. İlk cümlemi henüz yazmamışken beşikteki bebeğimin sesiyle irkildim. Aceleyle odaya koştum. Uykusuzluk tek benim başımda değildi anlaşılan. Kendiliğinden uykusuna dalar mı diye birkaç saniye beklesem de bu bekleyişin faydasızlığını fark edip kızımı kucağıma aldım. Mamasını hazırlamak için birlikte mutfağa geçtik. Az önce açık bıraktığım ışığı, kucağımdaki meleğin uykusu açılmasın diye hemen kapatırken mama kutusunu alacakaranlıkta el yordamıyla buldum. Sütten bir miktar biberona kattım. Üzerine mamasından ilave edecektim ki ekşiyen sütün kokusunu almak zor olmadı. Bana yine peynirlik malzeme çıkmıştı. Bu duruma kucağımdaki sabırsız meleğimle hızlı bir çözüm bulmalıydım. Hayatın her kademesinde bizden çözüm bekleyen, biraz çabayla değişip dönüştürebileceğimiz bir şeyler çıkıyordu önümüze. Şimdi sütün yerine su kaynatıp mamayı hazırlarsam bu geceyi atlatırız diye düşündüm. Sabırsız bebek sendromu diye bir terim var mıydı acaba? Hele açlık saati ilerleyince hiçbir uyarıcıyı kabul etmeyip biberona odaklanan bebek için hangi tanım kullanılmalıydı? Bir taraftan bebeğimi avutmaya çalışırken diğer taraftan tam da şu saatlerde sabırsızlanan başka bebekleri düşündüm elimde olmadan. Kucağımdaki bebeğimi benim doyurabilecek bir imkânım varken, annesinin kucağında doyurulmayı bekleyen ve açlığı çözümsüz bir düğüm olan bebeklerin nicesi, nasıl dayanıyordu bu bekleyişe? Ya annelerin o ağlama seslerindeki çaresizliği nasıl bir yara açıyordu yüreklerine? Bebeğin imtihanı mı annenin imtihanı mı ağırdı bu imkânsızlıkta?

Deli sorularla düştüğüm kuyudan bebeğimin sesiyle çıkarken hazırladığım mamayı ağzına verdim. Gecenin sessizliği, huzurla mamasını yudumlayan yavrumun iç çekiş seslerine bıraktı bir anda yerini. Henüz yazamadığım hikâyemin satırlarında, kaybolan zihnimin kesik süt kokusu sinmiş cümlelerini biriktirdim bu sesleri dinlerken. 

Haritada adı sanı bilinen yahut bilinmeyen daha nice ateş düşmüş şehirlerin annelerinin, acıyı şifaya dönüştürmeye çalışan yüreklerinin gölgesinde, avutmaya çalıştıkları bebeklerini düşünürken sütün ekşi kokusuna muhtaç yavrularının çığlıkları böldü gecemi. Süt taşmış bir ocağın temizliğiyle dertlenen zihnimden ve derdimden utandım birden. Mutfağımın kapalı ışığına, alışkanlıkla uzanan elimi çekerken ayaklarım aylardır yemek kokusu tütmeyen çatısız mutfaklardan çıktı sanki.  Kucağımda karnı doyarken uykusuna dalan yavrumun kokusunu içime çekip onu beşiğine usulca yatırdım ve bilgisayarımın başına tekrar döndüm, yastığa başımı koymadan önce yazmam gereken bir hikâyem vardı şimdi.

(AYB Türkiye Çevrim İçi Hikâye Atölyesi, Kasım 2024)

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 219. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 219. Sayı