HaftanınÇok Okunanları
SAMET MUGANLI 1
ORAZ YAĞMUR 2
Yakup Ömeroğlu 3
İMDAT AVŞAR 4
Ahmetcan Aşiri 5
Muhittin Şimşek 6
SALIM ÇONOĞLU 7
Romantik bakışların insanın iç dünyasına etkisi, cümlelerle, kelimelerle ifade edilmesi çok da kolay değildir ama derinden hissedilen bir durumdur. Gözlerin dili, bakışların etkisi çoğu zaman sözlerden daha güçlü olduğu şüphesizdir. Kimi bakışlar güven ve yakınlık hissi verirken romantik bir bakışların karşıdakine kıymet verildiğini de hissettirir. Toplumda bireyler arasında duygusal bağın göz temasıyla gerçekleştiğini, sevgi ve bağlılık duygularını da pekiştirdiğini söyleyebiliriz. Bazı bakışlar insana mutluluk ve huzur verir. Hele de romantik bakışların kalpte sıcaklık ve dinginlik yarattığını bilmeyen var mıdır?
Bakışların fiziksel etkileri tıbbın konusu gibi gelir ama romantik bir bakış, heyecan ve tutku duygularını tetikleyerek kalbin daha hızlı atmasına neden olurken duyulan hisleri anlatmak için kelimeler yetersiz kalabilir. Keskin ve yürekleri eriten bakışların göz bebekleri âşıkların bedeninde büyük bir canlılık ve coşku uyandırır.
Yürekleri eriten ya da sızlatan bakışlar, yüzyıllardır şairlerin ve yazarların en güçlü ilham kaynaklarından biri olmuştur. Ressamlar, sinemacılar ve sanatkârlar insanın âşıkane bakışlarındaki derinliğini aşkın en saf ifadesi olarak işlemişlerdir. Bakışlar, kültürel olarak da aşkın evrensel bir sembolüdür. Sessiz bir dil gibi olan bakışlar kalbin derinliklerinden gelen duyguları, hiçbir söze ihtiyaç duymadan sevgiliye aktarır.
Kimi zaman da çok güzel, boyu posu, endamı yerinde olan genç bir kız, güzelliğinin farkında olduktan sonra bir sürü heyecan ve çelişkiler yaşar. Her bakıştan bir anlam çıkardığı gibi bazen de “Aa… Bugün kimse bana bakmıyor. Neden acaba?” der. Bazı bakışlar rahatsız edicidir. İnsanı yiyecekmiş gibi bakışlar azap verir. Genç kızların ve hanımların hemcinslerine bakışları da erkek bakışından çok farklıdır. Kadının kıyafetine, giyim kuşamına, tarzına, naz ve edasına bakar dururlar.
Bizim Aliye de alımlı çalımlı sosyal gelişim bakımından dikkat çeken bir kız. Zaman zaman çelişkili hallerini de paylaşmasa da iç dünyasında yaşadığı fırtınalara örnek bir olay yaşadığına tanık olanlardan dinlerimiz ilginçti.
Sabahtan beri birinin kendisine baktığını hissediyordu. Etrafına bakınıp dursa da onu bir türlü bulamıyordu? Başını azıcık yukarı kaldırdığında bile bu his doğuyordu ve sanki o sır dolu bakışlar bir yılanın sessizce sıyrılıp gitmesi gibi ortadan kayboluyordu. Elindeki telefona baktığı anda dahi aynı his yeniden doğuyordu. Bu durum, son yarım saat içinde Aliye'nin yüreğini paramparça edecek hâle getirdi.
‘Bu nasıl bir his? Gerçekten biri bana mı bakıyor? Çok ilginç değil mi? Neden biri bana bu kadar çok dikkatle baksın ki? Eğer biri bakıyorsa, kimdir o?’ gibi çeşitli düşünceler Aliye'yi çok rahatsız ediyordu. Aliye, sürekli tekrarlanan bu duruma yavaş yavaş alışmaya başladı. Sakince yine etrafına bakındı, kendisine bakan o keskin gözleri bir kez daha arayıp bulmaya çalıştı.
O gözleri kendi zihnindeki düşünceler içinde bulup sahibinin de kim olduğunu anladığında ve göz göze geldiğinde bir rahatlama hissedecekti. Fakat Aliye'ye keskin gözlerle bakan o gözler, o yukarı baktığında kayboluyor, aşağı baktığında tekrar beliriyor ve bilindik tavrı sürdürüyordu. Birkaç gün böyle geçti günleri…
22 yaşındaki Aliye, üniversiteden mezun olmuş ve yaklaşık bir yıl önce bir şirkette çalışmaya başlamıştı. Üniversiteden bir arkadaşı evleniyordu ve düğüne o da davetliydi. Öyle yerlerde hareketli, kıvrak, çevik, bakımlı ve dikkat çekici bir kıza bakan gözler pek de az olamazdı. Ayrıca diğer kızlardan farklı bir ten rengine de sahip çok güzel biriydi. En güzel kıyafetlerini giydi. Kendini aynanın karşısından alamıyordu. “Güzelim değil mi? Hatta çok güzelim… hey çiçekler söyleyin bana… Güzelim değil mi?” dedikçe sallanan saksı çiçekleri de mutluydu. Düğünün yapıldığı Toyhane’ye gitti. Arkadaşlarıyla aynı masaya oturdu. Hanım arkadaşlarının iltifatından memnundu. Erkekler biraz mesafeliydi.
Aliye kendisine yönelen bakışlardan ziyade, masada oturanların sohbetine dâhil olmaya, karşı tarafta sohbet eden konuklara, zaman zaman sahneye çıkan şarkıcılara ve düğün sahiplerinin nelerle meşgul olduklarına göz ucuyla bakmaya çalıştı. Ne yazık ki keskin gözlerle bakan o gözler, onun düğün eğlencesine katılmasına da müsaade etmediği gibi büyük bir endişeye kapılmasına sebep oluyordu. Aralıksız bakışlar bir türlü kesilmiyordu. Düğüne katılan konukların evlenen gençlere iyi dileklerini belirttikleri konuşmalarını da Aliye tam olarak dinleyememiş dolayısıyla söylenenleri de anlayamadı. Birini dikkatle dinlese bir diğerini dinleyemedi. Bir saate yakın süre boyunca düşünceleri sadece ona bakan keskin gözlere odaklandı. O etkili ve yüreği delen bakışları görmezden gelmeye çalıştı ama başaramadı. Ancak nedense o bakışlar Aliye'nin de ilgisini çekmeye başladı. Bir süre sonra buna alıştı hatta alışmakla kalmadı, zaman zaman da o yürek yakan bakışları daha fazla bekler oldu. İçindeki fırtınalar, kasırgalar dinmek bilmiyordu. Bazen de umulmadık çelişkiler, devam ediyordu içinde.
Aliye ilk başta o keskin ve yürek yakan bakışlara ne kadar önem vereceğini bilmiyordu. Tereddütler, çekingenlik, çevredekilerin tepkisinin yanı sıra özellikle evli kadınların kocalarının bakışlarından dolayı kendisini suçlu sayacak olanlar çıkabilirdi. Şöyle bir düşündüğünde acaba Aliye’nin hayal ettiği bakışlar henüz onun gözleriyle buluşmamış, bakışları çakışmamış olabilir miydi? Düğünün başında çevreden gelen bakışlardan aslında kendini çok da rahatsız hissetmemişti.
Düğün töreni ve eğlencesine yarım saatlik ara verildi. Tuvaletteki boy aynasında kendine baştan ayağa şöyle bir baktı. Salonda kendisi kadar güzel kimse olmadığını düşündü. Kadınların bakışlarının nazara sebep olacağını düşündü. İçinden okuduğu dualar ve surelerin ardından bahçede biraz hava aldıktan sonra tekrar okul arkadaşlarının yanına oturdu. Yanındaki Nuray’ın da yüzündeki gülücüklerin ve gamzelerin oluşturduğu güzellik kendisinde de olup olmadığını merak etmeye başladı. Herkesin içinde çantasından bir ayna çıkarıp karşılaştırma yapmak da yakışmaz diye düşündü. Nuray’a bir daha baktı ve:
-Aa… Senin ne güzel gamzelerin var kız.
-Ah be güzelim… Sendeki güzellik bende olsaydı yıkardım bu salonu! Gamze dediğin nedir ki? İki yüzünde iki küçük çukur işte… Üstelik sende de var. Farkında değil misin yoksa?
-Benimki çok belirgin değil. Sanki yarım kalmış. Gamze etkili bakan âşığın gözüne bambaşka görünür. O gamzelere şebnem dolduğunda âşıklar inci tanesi gibi görürmüş.
-Kim dedi sana bunları… Romantiksin anlaşılan… Herkesin gözü sende ama sana kimler bakıyor diye de merak ediyor musun? Yoksa umursamıyor musun? Herkesin gözü sende.
-Çatlatma beni… Bana sen söyle kimlerin baktığını… Yüreğimi eritecek bakışların sahibi aklımdan, hayalimden geçirdiğim gibi biriyse mutlu olacağım. Yoksa günler haftalar ve belki de aylar geçer de bulamazsam çok üzülürüm. Şu an havada, yerde nereye baksam çift çift gözler görüyorum…
-Aman Aliye! Benimle şaka konuşmayı bırak da ciddi ol. Bak düğün başlayacak. Sen de güzel konuşmayı beceren birisin. Seni de dinleriz iyi dilekleri sunmak için. Böylece bütün salon görür seni. Belki içi yanan biri olur da seninle göz göze gelip ömürlük yoldaşım ol diyebilir.
-Bekleyelim artık…
Düğünün ikinci kısmının başladığı duyuruldu ve herkes yerine oturdu ve düğün başladı. Sunucunun söz ve kelime oyunlarıyla insanların dikkatini çekmesi dışında, bu düğün de aslında diğer düğünlerden farksızdı.
Aliye Nuray’a:
-Klasik şehirli düğünü işte. Toyhanelerde yapılan düğünler de zaten böyledir. Mevsim uygun olsaydı, şöyle açık havada, ay ışığında ne güzel olurdu değil mi?
-Seninkini inşallah öyle bir yerde yaparız.
-Baksana Nuray… Masalarda oturan her grup etraftan ziyade kendi içinde meşgul. Şimdi iyi dileklerini sunmak üzere sırayla söz alıyorlar.
-Çok güzel konuşan yaşlı nineler var. Yolda rastlasan bir şeye benzemeyen adamlar böyle durumlarda evlenecek gençler için iyi dileklerini ne de güzel sıralıyorlar. Şiir okuyanlar mı dersin, mani söyleyenler mi dersin… Her türlüsü var.
Düğünde her şey alışılmış ve olağan biçimde devam ederken Aliye’nin Nuray’la sohbeti kesildi. Nedense, onu endişelendiren ve rahatsız eden gözler birden beliriverdi; öyle sıradan gözler değil, ona keskin ve derinden bakan gözlerdi bunlar. Aliye’nin karşı tarafında beliren bakışlar ilk önce ne hoş ne de rahatsız ediciydi; doğal bir bakış idi.
Söz ustası olan düğün sunucusu dilini bülbül gibi öttürürken, "Şimdi sıra gelin ve damadın yakın dostlarında! Geliniz! İki gence evliliklerinde mutlu olmaları için dua ve dileklerinizi ifade edin!" dedi. Aliye’nin bulunduğu 6 numaralı masadakiler ve yan tarafta başka bir masada oturan arkadaşları yerlerinden kalkıp sahneye doğru yöneldiler. Gelin kızın arkadaşları tebrik konuşması için davet edilmeseydi karşı masadan gelen bakışlar daha da uzun sürebilirdi. Bütün salon bu genç topluluğa bakıyordu. Aralarında genç, şık giyimli, pırıl pırıl bir kız vardı. Herkesin gözü ondaydı. İşte o kız tabii ki Aliye'ydi. Aliye ise sahneye çıkarken hâlâ keskin ve yürek eriten bakışlarla meşguldü. Nihayet o da herkes gibi sahnede tebrik edenler ve iyi dileklerini sunanlar arasında yerini almıştı. Ardından bazı arkadaşları evlenen iki gence iyi dileklerini sunmaya başladılar.
Aliye Aklını başından alan bakışların sahneye gidene kadar kendisini takip ettiğini hayal ediyordu. Aliye. O keskin bakışların sahibini bulmayı umarak sahneden bütün masalara şöyle bir göz attı. Bütün bu bakışların öncekilerden de daha keskin, daha delici, daha yürek eritici olduğunu hissediyordu. Bakışlar içinde eriyecekmiş gibi hissederken o keskin bakışları bulması Aliye için bir mucize olacaktı. Bir bakış vardı… Evet, hissediyordu ama bulamıyordu. Bütün mesele hayal ettiği bakışların sahibini bulabilmekti. Eğer bulabilseydi ağır bir yükten kurtulacak ve artık kimse onu hiçbir endişeye sevk etmeyecekti. Kafasının bu kadar meşgul olduğu sırada aniden sunucunun "Hanım kız, şimdi siz konuşun" sözleriyle irkilen Aliye, konuşma sırasının kendisine geldiğini fark ettiğinde çok heyecanlı ve tedirgindi. Baktığı her noktada gördüğü gözlerle meşguldü. Sanki o sırada sahnede olduğunu bile unutmuş gibiydi. Yüzü kıpkırmızı kesilen prenses edasındaki Aliye o kadar insanın huzurunda kekeleyerek konuştu. Bir türlü cümleleri sıralayamadı… Mikrofonu sunucuya nasıl iade ettiğinin bile bilincinde olmadan kenara doğru yürüdü.
Oysa Aliye, okul yıllarında müsamerelerde, törenlerde sunuculuk yapmış ve az da olsa güzel konuşma becerisi öğrenmişti. Bu tecrübenin toplum huzurunda konuşma becerisini geliştirmeye çok katkısı olmuştu. Aliye, evlenen gençlere iyi dileklerini söylemek isterken kendisini bir çift gözün adeta yiyip bitirircesine süzdüğünü teninde, bütün bedeninde hissettiğinden kekelemiş, adeta dili tutulmuştu. Birkaç adım attıktan sonra tam da baş köşede oturan arkadaşının kocasıyla göz göze geldi. Bakışları bir anlığına ona kilitlendi. Aliye içini çekerek gözlerini ondan kaçırdı. Allah’ım neler oluyor? Bu bakışlar beni çatlatacak, nazara mı geliyorum? der gibiydi.
Koyu esmer suratlı sunucunun "Lütfen yerlerinize geçiniz. Şu gözlere bakınız." sözleri Aliye'nin aklını ayrıca meşgul ederken kendisini süzen gözler benim hayal ettiğim gözler gerçekten de o gözler mi? demeye başladı. O da herkesle birlikte yerine oturdu. Aliye, karmakarışık düşüncelerle boğuşuyordu. Bu durumda "Neden, nasıl, niçin?" gibi sorulara cevap bulamamak onu endişelendiriyordu. Kendisine büyü yapılmışçasına tedirgindi.
Etrafındakiler onun bu hâline hiç itibar etmiyorlardı aslında. Ara sıra gelen yiyecek ve içecekleri sunanlar olmasa, Aliye'nin içinde kopan fırtınaları kendisinden başka kimse hissetmiyordu. O hep aynı düşüncelerle meşgul olsa da hayal ettiği keskin ve yürek yakıcı gözleri aramayı bırakmadı, belki görürüm diye bu defa etrafa kendisi bakmaya başladı. Anlamsız bakışlardan rahatsız olurken canı gönülden sevgi dolu bakışların sahibini bulma hayali bir türlü sona ermiyordu. Çelişkiler içindeyken sağına soluna bakmaya tereddüt etse de artık o sahnedeyken gözlerini kendisinden ayırmayan kişiden yana döndüğünde birden gözlerinde nefret ve öfke oluştu. Çünkü uzun zamandır dost olduğu yakın arkadaşının kocasının hiç böyle bön bön bakacağını düşünmemişti. Onu dürüst ve iyi bir insan olarak görüyor ve saygı duyuyordu. Bir saatten fazla zamandır ona bakmasının sebebi neydi? Niçin dik dik bakıyor diye birden öfkelendi Aliye.
Biraz düşünüp tekrar baktığında başköşede oturan arkadaşının kocasında bir tuhaflık vardı. Aslında bunun gerçek olmamasını Aliye de istiyordu. Aliye ona tepki göstermek üzere hareket ettiğinde arkadaşının kocasının aslında Aliye'ye bakmadığı, bakışlarının yön değiştirmediği, Aliye sağa sola hareket etiğinde o gözlerin takip etmediği anlaşıldı. Aliye, "oh," diyerek rahatlamıştı. Fakat adamcağızın gözlerinin gerçekten farklı olduğunu da hissetmişti o anda. Hayal ettiğim gözler işte bu gözlerdi demek isterken, kendisine durmadan o gözlerin baktığını sanması da bir çelişkiyi gösteriyordu. Adamcağızın çok harika bakışları vardı ama Aliye’ye değildi o bakışlar. Nuray’a dönerek:
Tuhaf bir haldeyim. Şaşkınım, donup kaldım. Etrafımda çifter çifter gözler dolaşıyor. En etkilisi de şu adamın gözleri, bana bakıyor sansam da aslında bakmıyor. Ne oldu bana?
-Şu adam dediğin Gülay’ın eşi mi?
-Evet…
-O zavallı iki metreden daha uzağı görmez ki… Sen onun bakışlarının sana yönelik olduğunu mu düşündün? Sana herkes bakıyor ama o adam seni hiç fark etmemiş bile olabilir. Adamcağızın gözlerinde tavuk karası hastalığı var. Bula bula o garibanı mı buldun? Evli adam bana niye bakıyor diye mi öfkelendin?
- Ay, çıldıracağım. Tek belirleyebildiğim bakış onunkiydi… Gerisi hayali gözler gibi…Kimisi havada, kimisi karşımda keskin gözlerle bakıyor bana. Kimsenin bakmadığını hissettiğimde de acaba bende mi bir problem var? Bana niye bakmazlar ki diyorum…
-Narsist misin sen? Galiba narsistsin sen!
-O nasıl olur Nuray?
- Narsist davranışlar çoğunlukla insanın kendini aşırı önemli görmesi, sürekli hayranlık beklemesiyle anlaşılır. Bu durum yoğun şekilde gözlemlenirse narsistlikten söz edilebilir. Sen güzel bir kızsın, hatta çok güzel bir kızsın ama senden de güzeller olduğuna, olabileceğine inanman gerekir. Senin bu davranışlarını özgüvenle karıştırmamak gerekir Aliye. Allah için güzelsin tamam ama abartma… Onay bekleme… Ben varken başkası önemli olamaz deme…
-Başka ne yapmam lazım Nuray? Gerçekten narsistmişim gibi gelmeye başladı bana. Övülmeyi, onaylanmayı, önemsenmeyi, takdir edilmeyi çok istiyorum. Onun için aradığım güzel ve yürek eriten bakışları hayal olarak görsem de hakikatte göremiyorum. Gördüm dediğim anda da yanılıyorum.
-Seninle duygusal tepkilere girmemek gerekir, iyi bir terapi seni normalleştirir. Senin asıl istediğin nedir Aliye?
- Bak Nuray… Bakışlarıyla beni etkileyecek, aslında gözlerin sessiz ama güçlü bir dilini kullanacak, sözlerden önce kalbin mesajını bana iletecek altın kalpli, dürüst ve vefalı biri karşıma çıksın diye dua ediyorum. Bakışlarıyla etkileyecek birinin samimi göz teması, sıcak bir tebessümü ve içten gelen bakışlar sözlerle birleştiğinde kadınlığımı coşkuyla hissederim.
Bana, keskin bakışlı yiğit, “hayatımın baharında açan bir gül gibisin; her bakışında sabahın tazeliği var” demeli. Bir de “Hele de şu gözlerin, bir ilkbahar sabahındaki gök kadar duru ve umut dolu” dese var ya kalbimi, gönlümü ve her şeyimi veririm ona.
-Senin istediğin o tipler burada yok. Bu iklimde hiç rastlanmaz artık öylelerine. Sözün yerini kuru bakışlar ve kısa mesajlar aldı. Hayal ettiğin güzel gözler bazen seni rahatsız ediyor bazen de onsuz yapamıyorsun… Arkadaşın olarak “Senin güzelliğin, yalnızca görünüşte değil; kalbinin inceliğinde ve gönlünün derinliklerinde gizli” dediğimde yüzüm güzel değil mi, gözlerimi kaşlarımı hiç demedin demeye başlama sakın. Keskin bakışlı gözler, yüreğinin yağını eritir ama narsist kişilikler bununla da tatmin olmazlar. Aliye, haydi düğün bitti… Toyhane kapanacak… Şimdi bizi keskin bakışlarıyla kovacak gibi olmasınlar…