Keyif Kahvesi


 01 Mart 2025

“Onu kaç kere gömdüğümü bilmiyorum.” dedi Figen. Elindeki fincanı daha sıkı kavradı ama içmedi. “Kaç kere cenaze düzenledim onun için! Kaç ağıt yaktım, kaç kere ağlamaktan bayılacak gibi oldum, en kötüsü kaç kere veda ettim hiç saymadım. Sandım ki…” dedi ama devamını getiremedi. Etrafına bakındı. Küçük odanın beyaz duvarlarında gözlerini gezdirdi. “Güzel bir tablo gerek buraya. Bir manzara resmi olabilir. Böyle insanın kaçıp saklanmak isteyeceği türden bir manzara.” diye düşündü. Onun duvara uzun uzun baktığını gören Semih Bey “Lütfen devam edin. Ne sandınız?” diye sordu. Figen yeni uyanmış gibi kirpiklerini kırpıştırdı. Zihnini toparlamakta güçlük çekiyordu. Bu yaşadıklarının mı yoksa ilaçların mı yan etkileriydi anlamak zordu. 

“Sandım ki o gün geldiğinde daha güçlü olurum, yıkılmam. Çünkü yaşayabileceğim tüm acıları ezbere biliyordum, hazırlıklıydım. Fakat bunların hiçbiri bir şeye yaramadı. Aksine bugün anlıyorum ki kendime çok fazla acı çektirmişim. Ne yazık!” diye cevap verdi Figen. İçemeyeceğini anladığı fincanı sehpaya koymayı düşündü ama zorlandı. Bu sefer ellerini nereye koyacağını bilemezdi. Kollarını birbirine kavuştursa doktor bundan da bir anlam çıkarabilirdi. Zaten konuştuğundan beri önündeki küçük deftere bir şeyler karalayıp duruyordu. Acaba ne yazıyordu hakkında? Teşhis koymuş muydu? Yoksa derste canı sıkılan öğrenciler gibi rastgele bir şeyler mi yazıp çiziyordu? Doktoru artık iyi olduğuna, her şeyi geride bıraktığına ikna etmeliydi. Odaklanmalıydı. Oysa zihni sürekli dağılıyordu. 

Semih Bey gülümseyerek “İnsan bazen yaşadıklarını üzerinden bir zaman geçtikten sonra daha iyi algılayabiliyor. Siz de bunu başarmışsınız. Aslında deneyimlediğiniz şey, kaybetme korkusu ile birlikte gelişen bir yas süreci. Pek çok insan yasın, sadece o kişinin ya da o şeyin, yitirilmesinden sonra başladığını zannedebiliyor. Hâlbuki içinde bulunduğumuz gerçekle ne yapacağımızı bilemeyebilir, bu şekilde başa çıkmaya çalışabiliriz. Muhtemelen o zamanlar eşinizin tedaviye yanıt vermiyor oluşu sizi bu sürece sokmuştur.” dedi kadife bir sesle. Soracağı sorular vardı ama biraz beklemeyi tercih etti. Acaba çok mu konuşmuştu? Anlaşılmış mıydı? Hasta kendisine oldukça bilinçli görünmüştü ancak yine de dikkatli olmalıydı. Figen Hanım’la ikinci görüşmeleriydi. Esasen kendi hastası değildi fakat doktorunun başka bir yere tayin olmasıyla devralmak zorunda kalmıştı. Bu yüzden yapacağı tüm gözlemler önemliydi.

Başını hafif sola doğru eğen Figen Hanımın bakışları yere sabitlenmiş gibiydi. Yüzüne huzurlu bir tebessüm yerleşmişti. Birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra “Evet, artık daha iyi anlıyorum her şeyi.” dedi. “Hepsi çok geride kaldı.” Semih Bey düşünceli bir şekilde Figen Hanımın yüzüne baktı. Daha bir ay önce yüzünden tüm acının okunduğu, dokunsan yıkılacak gibi duran bu kadın, ne olmuş da böyle değişmişti? İlaçlar mı iyi gelmişti, yoksa hasta duygularını mı bastırıyordu? Merakla ilaçlarla ilgili durumunu sordu. Düzenli kullanıyor muydu? Bir şikâyeti var mıydı? Figen Hanım soruları duyduğunda tiksintiyle yüzünü ekşitti. Bu bile başlı başına bir cevap olabilirdi fakat hazır konu açılmışken içini dökmek istedi. “Bulandırıyor doktor bey! İlaç öncelikle midemi bulandırıyor, biraz zaman geçince ise zihnimi… Rutin işlerimi yoluna koymakta çok zorlanıyorum. Sürekli bir unutkanlık, kafa karışıklığı… Sanki bu dünyada başka hiçbir işim yokmuş gibi bir uyku çöküyor üstüme! Bıraksalar tüm günü uykuyla geçirebilirim. Söyleyin Allah aşkına, uyuyunca mı geçecek acılar? Tamam, bir süre bu şekilde idare ettim! Ancak hayat tüm sorumluluğu ile akıp gidiyor. İşe kim gidecek? Evi kim çekip çevirecek? Faturaları kim düşünecek? Kimse, sen acı çekiyorsun diye sorumluluklarını önünden almıyor. Elbette yanımda olanlar, süreci kolaylaştıranlar oldu ama nereye kadar? Acını da yasını da koynuna sığdırıp işini görmen gerekiyor!” Sözlerini bitirdiğinde soluk soluğa kalmıştı. Doktor yine deftere uzun uzun bir şeyler yazıyordu. Hay aksi! Öfke patlamasının sırası mıydı? Ne olurdu sanki biraz midemi bulandırıyor, uyku yapıyor başka bir ilaçla değiştirin deseydi. Kendine çok kızmıştı ama olan olmuştu.  

Semih Bey başını defterden kaldırıp ısrarlı bir ses tonuyla “Anlıyorum. Sanırım tüm bunlar ilaçlarınızı düzenli almanızı engelledi. İlaç kullanımının ilk zamanlarında böyle yan etkiler görmeye alışığız. Bununla beraber hasta durumdan şikâyetçi ise başka ilaçlara da şans verebiliyoruz. Sadece lütfen bu konuda kendi başınıza kararlar almayın. Bilgi dâhilinde değişiklikler elbette yapabiliriz. Ancak ilaçlarınızı düzenli almanız önemli.” dedi. Figen Hanım’ın canı sıkılmıştı. Bir süre acısını dindirmek için ilaçlara sarılmış düzenli kullanmıştı. Ancak artık ihtiyaç duymuyordu ki! Uyumak değil uyanık olmak, unutmak değil her daim onu hissetmek istiyordu. Ancak bunu kelimelere döküp doktora anlatamadı. Boğazında bir yumruyla sustu. Semih Bey zihnini okurcasına “Kendinizi iyi hissetmeniz gerçekten olumlu bir gelişme. Bununla birlikte tedaviyi yarıda bırakırsak başa dönmekten korkarım. Elbette o sürece ben şahit olmadım ama dosyanızdan gördüğüm kadarıyla yorum yapabiliyorum. O yüzden ufak adımlarla gidelim istiyorum. Temkinli hareket edelim olur mu?” dedi sıcak bir sesle. 

 Semih Bey, Figen Hanım’ın boşluğa doğru daldığını görünce hastasını sıktığını düşündü. Saatine baktı. Seansa başlayalı yarım saat olmuştu. Artık söyleyeceklerini toparlamalı ve daha fazla uzatmamalıydı. Bununla beraber aralarındaki gerginliğin yumuşamasını istiyordu. “Boş vakitlerinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?” diye sordu. Figen Hanım tüm seans boyunca bırakamadığı fincanı sehpaya dikkatlice koydu. Kahve buz gibi olmuştu. “Genellikle evde kalmayı tercih ediyorum. Hafta içi iş oldukça yoruyor bu yüzden dinlenmek istiyorum. Film izliyorum. Bazen örgü örerek kafamı dağıtıyorum. Kitap okuyorum. Çoğunlukla ne yalan söyleyeyim mutfakta zaman geçiriyorum. Kekler, poğaçalar… Savaş’ın sevdiği yiyecekleri yapıyorum. Hâliyle kilo da aldım.” dedi gülümseyerek. Semih Bey şaşkınlıkla “Eşinizin sevdiği yiyecekleri mi yapıyorsunuz? Neden?” diye sordu. Figen Hanım bir süre ne cevap vereceğini bilemedi. En sonunda “İyi hissettiriyor.” diyebildi omuz silkerek. Semih Bey deftere bir not alarak “Peki.” dedi. “Evde dinlenmek istemeniz oldukça doğal ama bazen dostlarımızın da dinlendirici bir etkisi olabiliyor. Bu sebeple dışarı çıkmayı, temiz hava almayı, sosyalleşmeyi de ihmal etmeyin lütfen. İsterseniz bugünlük seansı burada sonlandıralım. Ancak iki hafta sonra sizi görmek isterim. Sormak istediğiniz, eklemek istediğiniz bir şey var mı?”

Figen Hanım kendini çıkış zili çalmış öğrenciler gibi hissetti. Biran önce çıkıp gitmek ve onunla vakit geçirmek istiyordu. “Merak etmeyin doktor bey! Ben iyiyim. Dışarı da çıkıyorum, sosyalleşiyorum da… Hatta şimdi bir arkadaşımla randevum var. Geç kaldım. Eklemek istediğim herhangi bir şey de yok. Her şey için teşekkür ederim.” dedi acele ederek. Semih Bey ayağa kalkarak “Rica ederim. “İyi günler, kendinize dikkat edin.” diye karşılık verdi. İçine sinmeyen bir şeyler vardı fakat bunu tanımlayamıyordu. Figen Hanım ayağa kalktı ve hızlı adımlarla kapıya yöneldi. Fakat kapıyı açınca birkaç saniye duraksadı ve geriye çekildi. Biraz bekleyip çıktı. Semih Bey şaşkınlık içerisinde hastasını izledi. Defterini tekrar açarak son bir not daha ekledi. 

Figen Hanım odadan çıktığında derin bir nefes aldı. Artık rahatlayabilirdi. Yanı başındaki gülümseyen eşine “Bugün hava çok güzel! Tam bir yürüyüş havası var. Yürüyüş yapmalı ondan sonra da her zamanki mekânda bir keyif kahvesi içmeli, ne dersin hayatım?” dedi.  

(AYB Türkiye Çevrim İçi Hikâye Atölyesi, Şubat, 2025)

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 219. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 219. Sayı