HaftanınÇok Okunanları
NERGİS BİRAY 1
Mehmet Topay 2
KEMAL BOZOK 3
İSMAİL DELİHASAN 4
RAHMİ ALİ 5
HİDAYET ORUÇOV 6
Ahmet Kartal 7
Kilim
(Hikaye)
Kommunar İliç zaman zaman annesi aklına düştüğünde, bilhassa en son gördüğü anı hatırlayınca yüreğinde derin bir acı hisseder. Yaşlandıkça giderek duygusallaştığını kabullenir. İhtiyarlık bu işte… En son annesinde kaldığı aklından hiç çıkmaz.
Ailenin büyük oğlu olması nedeniyle, küçük kız kardeşinin evlenip başka vilayete taşınmasının ardından, evde yapayalnız kalan annesini güneye götürmek için Balaada’ya gitti.
Vilayet merkezinden uzak olan Balaada’nın yolu-izi de çekilecek dert değildi. Yazları yalnızca nehri geçerek giderlerdi, bir de sel basarsa git gidebilirsen. Ayda bir insanları ve postayı getiren uçakla, ardından kara yoluyla, su yoluyla ve yaya olarak baba ocağına gelebildi. İletişim imkanı olmadığı için geleceğini haber veremediği annesi bir dünya yemek hazırlamış bir şekilde evladını karşılamıştı. Yemek masasında ihtiyar kocasına da evlatlarına da alkol koymayan Maarıba akşam yemeğine alkol de koymuştu…
Annesi babası bütün ömürlerini kolhozda geçirmişlerdi. Traktör şoförü olan babası Ilcaa pek az konuşan, sevindiğini de üzüldüğünü de hissettirmeyen bir karaktere sahip sessiz bir adamdı. Çalıştığı işinde ne kendini öne çıkarır ne de saklanıp gizlenirdi. Traktörlerine gözü gibi bakardı. Artık çalışmayacak hale geldiklerinde başkanın yapına gidip şöyle derdi:
– Traktör iyice arıza verir oldu, tamir edilecek tarafı kalmadı.
Yeni traktör gelene kadar bütün gayretiyle traktörü çalışır vaziyettte tutmaya gayret ederdi. Dördüncü traktörü son kez tamir ettikten sonra evine gelip yattı ve uyuya kaldı. Annesi, kardeşi doğumdan sonra rahatsızlandığı için kolhozda çalışmaya ara verip eviyle çouklarıyla ilgilenmeye başlamıştı. Böylece koca ev, koca aile yalnızca bir traktör şoförünün eline bakar olmuştu. Yine de başkasına muhtaç olmadan o zamanın köylüsüne göre eldekiyle yetinip hayatlarını sürdürmüşlerdi. Kruşçev’in “Komünizmde özel mülkiyet ortadan kalkacak” şeklindeki emri köy insanına büyük zarar vermişti. – ister on çocuklu ol, ister bir çocuklu – yalnızca bir ineğe izin verilecek. Neyse ki eldeki tek inekleri hem doğurdandı hem de ineğin sütü bereketliydi Büyüyen altı çocuğun rızkını veriyordu. Bahçelerinde patates, lahana yetişiyordu. Babaları göle ağ atıp balık da tutuyordu, hatta dedesinden kalma güzel bir av tuzağına sahipti. İşte böyle kıt kanaat hayatlarına devam etmişlerdi.
Büyüyen oğulları Kommunar babasıyla birlikte hareket ederdi. Balaada ise sekizinci sınıfı bitirene kadar balık tutma işini devraldı. Okuldan çıkar çıkmaz balık tutmaya giderdi. Ondan iki yaş küçük erkek kardeşi Sappıçça ise hep peşinden giderdi. Ezilip büzülen tuzaklarını uğraşa uğraşa düzeltirler, tekrar hazır hale getirirlerdi. Bir defasında kurdukları tuzaktan ile biri dişi biri erkek iki orman tavuğunu yakalamışlardı. Ayağından kavrayıp boynunu sıkıca tuttuğu horoz Sappıçadan büyüktü. Evdekiler buna çok sevineceklerdi. Eve birer birer götürmek en iyisiydi. Bu yüzden önce birini sonra birini götürmüşlerdi…
Sekiz yaşından sonra orta okulu vilayet merkezinde yatılı okulda tamamladı. Kommunarın dersleri çok iyiydi. Vilayet Komsomol Komitesinde Harkov Hukuk Enstitüsünde okumak için kendilerine tayin edilen üç kişilik yerden birisi bütün derslerini pekiyi dereceyle bitiren Kommunara verilmişti. Birine savcının kızı, diğerine ise askerden yeni gelmiş bir çocuk girmişti. Böylece Kommunar komsomolluk yardımıyla üniversiteye girdi.
Eğitimini kızıl diplomayla tamamlayarak Kuzey Allayıaha vilayetine savcı yardımcısı olarak görevlendirildi. Bu görevi sırasında Börölöök’te sağlıkçı olarak görev yapan Ukrayna kökenli Galya Stepançuk ile evlenir. O mesele de ayrı bir hikâye. Harkov şehrinde beraber okuduğu arkadaşlarıyla yeni yılı kutluyorlardı. Kommunar sevdiği şarkı “Galya”yı söylerken soğuktan yanakları kızarmış yeşil gözlü uzun boylu bir kız içeri girdi.
– О! İşte Galya da geldi.– arkadaşları sevinçle çığlık attılar.
O zamanlar savcıların görev yerleri makamlarına kök salmasınlar diye beş yılda bir değiştirilirdi. Bu yüzden biri kız biri erkek iki çocukları ile birlikte tayin oldukları Usuyaana, Uus-Maaya, Öymöökön, Bulun, Aşağı Kalıma, Mirney vilayetlerinde görev yaptılar. Memleketine arada bir giderdi. Yıllık izinlerini genellikle güneyde geçirirlerdi.
Mirneyde çalıştıkları vakit emeklilikleri gelmişti. Güzel para kazandıkları için daha emekliye ayrılmadan Yalta şehrinde deniz kenarında bir ev almışlardı. Gençliğinde zarif güzel eşi sonraları kilo almış, tam bir savcı karısı olmuştu. Kızları Moskovada okurken, Kübalı bir çocukla evlenip Kübaya yerleşmişti. Erkek çocukları ise orduda göreve başlamış, gizli vazifelerde görevlendirildiği için de nerede olduğu bilinmiyordu. Bu yüzden emekliliklerinde Yalta’da aldıkları evde bir başlarına kalmışlardı.
Kazancı güzel olduğu için iki erkek kardeşinin, üç kız kardeşinin eğitimlerine devam etmelerini sağladı. Eğitimlerini de tamamlayınca her biri çalışmak için başka başka yerlere dağıldılar. Küçük kız kardeşleri annesini yalnız bırakmayacak gibiyse de, yaşı geldiğinde evlenip başka vilayete gelin olup gitti. Babalarının vefatının ardından ailenin büyük oğlu olarak annesinin sorumluluğunu üzerinde hissetmiş, annesini güneye götürmek için memleketine gelmişti.
– Bak yavrum, zamanımı geçirmek için eskiden giydiğiniz elbiselerden kilim yapıyorum... – Anacığı farklı desenlerdeki elbise parçalarından diktiği kilimini göstermek istemişti.
Kuzeyde çalışırken fondan aldığı çok güzel desenleri olan pahalı halıyı yerde göremeyince şaşırsa da annesine durumu farkettirmemek için beğenmiş gibi davrandı:
– Ne güzel olmuş anacım!..
İhtiyar Maabıra Маабыра oğluyla birlikte hiç bilmediği, gezip görmediği memlekete gitmeyi kabul etmemişti.
– Ablacım zavallı Süöküleyi hep rüyamda görüyorum. Kızıma beni memleketime götürün, orada gömün desem de götürmüyorlar. Bu Nam’da elin yurdunda kala kaldım diyor. Yok! O Yalta denen şehirde ağzımı açıp da Sahaca konuşabileceğim bir kişi yok. Gitmem oraya. İhtiyar kocam burada bensiz perişan olmaz mı hem? Ölüm de yaklaştı. Babanızı yalnız mı bırakayım.
İhtiyar Maabıra bütün gece boyunca çalışıp ertesi güne kilimi tamamladı. Gündüz havalimanına gidecek araba geldiğinde annesi kilimi vermek istedi.
– Yavrum, Komunaar, bu kilimi de al götür!
– Yok ana. Şehirde götürecek çok eşyam var!..
– Benden sana hatıra kalırdı işte!..
– Tamam anacım. Dayım Cekiim kışın beni çağırıyor. O zaman geldiğimde götürürüm! – diyerek anasını yumuşattı.
Anası elindeki ağır kilimi göğsüne bastırmış bir şekilde avlu kapısında kalakaldı…
İstatistik Müdürlüğü baş muhasebecisi olarak görev yapan kardeşi Sappıçanı yani Aleksandır İliçi görmek şehre gittiğinde “çabuk buraya gelin! Anamızın durumu kötü.” şeklinde vilayet hastanesinde doktorluk yapan kız kardeşlerinden gelen telgrafı bekliyordu.
Zavallı anaları dokuduğu kilimi sıkıca tutmuş bir şekilde yatağında fenalaşmış halde yattığı dayıları Cekiim eve girince görmüştü. Arzu ettiği gibi babalarının yanına gömmüşlerdi. «Ev boş kalmamalı» diye karara varmışlar uzak akrabalarından bir aile eve taşınmıştı.
Ertesi yıl kışlık yolla annesi ve babasının mezarları için mezar taşı göndermişti. Isıah öncesi bütün aile bir araya gelip anne-babalarının mezarlarının başında toplanmışlardı.
Kommunar İliç eve girip çıkarken ilk başta dikkat etmemişti. Sonra kapı arkasında birden havluların, bezlerin annesinin dokuduğu kilimde olduğunu farketti. İlk maaşıyla babasına hediye aldığı “Spidola” marka telsiz (o zamanlar yalnız geyik çobanlrına verilirdi) şimdi çöpün içindeydi.
İnsanların görmediği yerde kilimin tozunu-toprağını silkip, nehirde güzelce yıkadı ve katlayıp çantasına koydu. Yaltaya giden uçağa girip oturduğunda annesinin yaptığı kilime epeyce inceledi. Kilimde ailesinin hikayesi işlenmiş gibiydi. Şu baştaki yama dedesinin özel günlerde giydiği kadife gömleği… Babası Ilcaa’nın savaştan döndüğünde sırtında olan yırtık üniforması… Annesinin yalnızca ısıah olduğu zaman giydiği elbisesi… Anneleri ısıah bayramında giymeleri için hepsine yeni kıyafetler dikerdi. Hepsi kilimin üstünde. Ийэтэ күөх сатыын ырбаахы тикпитин окко кэтэ сырыттаҕына, ата Хоохуйаан күөх от сүмэһиннээх сыраанынан ырбаахытын сиэҕин биспитэ – ол халлаан күөҕэ сатыыҥҥа от күөҕэ бу кыбыллыбыт. Сайын аайы от мунньары соһор улгум Хоохуйаан суох буолбута ыраатта!.. Yedinci sınıfta okurken annesi hastalanıp uzunca bir süre hastanede yatmıştı. Hastaneden yeni yılda çıkmıştı. Hastalanmadan önce yeni yeni elbiseler diktiği için taburcu olduğunda btün kardeşlerinin üstünde yeni elbiseler vardı. İşte hepsi burada. Ийэтэ барахсан Kommunarın kötü olduğunu gören annesinin okulda giysin diye diktiği tavşan renkli parlak üniformasını ve pantolonunu dışarı çıkarmıştı. Kommunar camdan bakınca annesinin o üniformayı kara gömüp üstünde tepindiğini gördü. O üniforma ve pantolon da buraya yamanmış. Sanki zihninde o yamadan annesinin üniformasını gömdüğü karın, yeni yıldaki çam ağaçlarının kokusu geliyor… Annelerinin Ilcııska’ya diktiği, ilk önce onun sonra da kardeşi Sappıçça’nın giydiği iki dizi de yırtılmış pantolonu da dikmişti… Ilcııska, şimdilerde akademide rektör yardımcısı İlya İliç: “yaşasın, yeni pantolonum var.” Diye insanlara kendini göstere göstere övünürdü. Diğer çocuklar: “yeni pantolonlu çocuk” diye ona hürmet gösterirlerdi... Kommunar, güneyde okurken üç kuruş harçlğıyla kız kardeşlerine aldığı kıyafetleri gönderirdi. Şu büyük ve ortanca kız kardeşlerine, mediko merkezinde doktorluk yapan Olga İliniçe ve Vilayet Merkez hastanesinde jinekolog olarak görev yapan Anna İliniçe gönderdiği kırmızı-mavi kazak. Bu ise en çok sevdiği kız kardeşi Maapıs’ın ısıax bayramında dans ederken giydiği çiçek desenli elbisesi!..
Kommunar İliç göz yaşlarına hakim olamadığını insanlara göstermemek için kilimle yüzünü kapatmış sonra da uyuya kalmıştı…
...Zihninde sanki akrabalarına gidiyor gibiydi . Dedesi ihtiyar Mappıy harman zamanı gözlerini kısmış üzerlerinden geçen uçağı işaret ediyor… Annesi babası avlunun kapısında durmuş bekliyorlar… Kommunar gelecek diye annesinin hazırladığı alaacının kokusu yayılıyor...
2020 yılı, 5 Mayıs