Kırgız Yazar Sagın Akmatbekova ile Söyleşi


 01 Temmuz 2025

“Halkla yaşayan bir Kırgız şairi, bu kadar.” 
- Merhabalar. Öncelikle bu röportajı kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Sizin için de mümkünse ilk olarak hayatınızı sizden dinleyerek başlayabiliriz. Sagın Akmatbekova kimdir?
- Sagın Akmatbekova sıradan Kırgız şairidir (gülüyor). 
- Neden sıradan bir şair (gülüyor)?
- Halkla yaşayan bir Kırgız şairi, bu kadar. 
-  Peki, nerede doğdunuz, nerelerde eğitim gördünüz? Yazarlık dünyasına nasıl girdiniz?
- Çüy Bölgesi’ndenim. Orta Arık köyünde doğdum, büyüdüm. Ben 75 yaşındayım. Moskova’da Gorki Edebiyat Enstitüsünde eğitim gördüm. O zamanlar Sovyetler Devri’ydi. O Enstitü’de 5 yıl okudum. Bugüne kadar 9 kitabım yayımlandı. Şimdi bir kitap hazırlıyorum. Aslında şiir yazıyorum ama küçük denemeler de yazıyorum. Roman veya povest türünde yazmıyorum. 
- İlk ne zaman şiir yazmaya başladınız? Yazarlık hayatınız ne zaman başladı?
- Bilmiyorum, hatırlayamıyorum. Ama küçük yaşlardan beri şiir yazıyorum. 1970 yılında Camgır (Yağmur) adlı ilk şiir kitabım yayımlandı. Halk kitabı ilgiyle karşıladı. Herkes okuyup beğendiğini ifade etti. Moskova’dayken Kırgız yazar Colon Mamıtov da orada okuyordu. Bir gün gelip bana “Senin Camgır adlı kitabın çok beğenildi, herkes okuyor” dedi. Ardından Alıskı Talaalar (Uzaktaki Tarlalar), Ayluu Döñ (Aylı Tepe) gibi kitaplarım çıktı. Mamıtov, “Sen artık popüler oldun, herkes seni okuyor” dedi.  Ardından Küügümdögü Küü (Akşamın Ezgisi) adlı kitabım çıktı. Hatta bu eserim okurların talebiyle yakınlarda yeniden basıldı. Gençler kendileri tüm masrafları karşılayıp çıkardılar. Geçtiğimiz 14 Mayıs’ta ise şiir gecesi düzenlediler. 
-  Şiir kitabınız çıkmadan önce şiirlerinizi hangi gazete ve dergilerde yayımladınız? 
- Pek çok gazete ve dergide şiirlerim yayımlandı. Özellikle resmî gazete ve dergilerde. En önemli Kırgız yazarlarından biri olan ve Cengiz Aytmatov’un da eserlerini Rusçadan Kırgızcaya çeviren Aşım Cakıpbekov, bir gün tesadüfen şiirlerimi okumuş ve “Bu güzel şiirler senin mi getir bakalım bana” dedi. Benim ustamdır Cakıpbekov. Şiirlerimi görünce “Sen Moskova’ya gidip eğitim gör, burada kalırsan gelişemezsin” dedi. Beni Moskova Gorki Edebiyat Enstitüsüne gönderdi. Böylelikle gidip beş yıl eğitim aldım. Aytmatov’la da tanışıklığım var. Taşkent’te bir sempozyumda beraberdik.  Anatay Ömürkanov ile de az önce tanışmıştınız ya işte onunla birlikte Taşkent’te Orta Asya Genç Yazarları Sempozyumu düzenlenmişti, oraya katıldık. 
-  Ne güzel, önemli insanlarla birlikte olmuşsunuz, iyi bir zamanda yaşamışsınız.
- Evet güzel bir zaman yaşadık, Sovyetlerde yaşam güzeldi fakat bağımsızlıkla birlikte özgür bir devlet olduk. Her şey çok daha iyi oldu. Kendi başımıza bir ülke olduk. 
-  Sovyet zamanı ile bugünün edebiyata tesirini nasıl değerlendiriyorsunuz peki?
- O zamanlar da büyük yazarlar vardı. En başta Aytmatov olmak üzere Tügölbay Sıdıkbekov gibi iyi yazarlar...  Şimdi de genç, iyi yazarlar yetişiyor. Genç yazarlar da şu an birbiri ile iletişimde. Birbirlerini destekliyorlar. Artık özgür bir ülkeyiz. Kendimize ait marşımız, bayrağımız var. Tabii eskiden de iyi zamanlarımız oldu, tamamen bağımlı değildik. Ama şimdi her şey çok daha iyileşti.
- Evet anlıyorum. Aslında sormak istediğim tam olarak şu. Bize göre Sovyet devrinin edebiyata olumsuz tesirleri söz konusuydu. Türk halklarının bu dönemde yaşadığı zorlukları biliyoruz.  Kırgız, Kazak, Hakas, Tuva vd. tüm Türk halklarının birbiri ile iletişimde olması ve bir olması bu yüzden çok önemli. Bu anlamda ben bir şair olarak sizden şunu duymak istiyorum, Edebî açıdan Sovyet devrinin ne gibi olumlu veya olumsuz tesiri söz konusuydu. Az önce kitabımı gençlerin desteğiyle çıkardım dediniz. Sovyet devrinde devletin kitap basımındaki maddî desteğini biliyoruz. Bu gibi hususlar hakkında neler söylersiniz?
- Evet, o zamanlar devlet kitaplarımızı ücretsiz çıkarıyordu. Bize ayrıca para da ödüyordu. Ama günümüzde her şeyi kendimiz karşılıyoruz. 
- Peki geçmişle bugünü kıyaslarsanız şiir ve nesirde neler değişti? Nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Tür bakımından çok da bir değişiklik yok gibi. Ama şimdiki gençler hep araştırma halindeler. Çünkü iyi bir yazar olmak için ilk olarak kişinin kendini bulması gerekir. Ancak her yazar kendi üslubunu bulduğu takdirde edebiyatın gelişiminden bahsetmek mümkün olabilir. Mesela Anatay’ın Anatayca yazması gerek. Ben Sagınca yazmalıyım. O zaman edebiyat ilgi çekici olur, gelişir. Sizin dediğiniz gibi bizim diğer Türk halkları ile iletişimde olmamız gerekiyor. Onları tanımalıyız. Birbirlerimizin kitaplarını çevirmeliyiz. Bu bakımdan sizin fikriniz çok önemli ve doğru. Türk halklarının birbirini mutlaka tanıması, her anlamda desteklemesi gerekli. 
- Evet, biz sizi biliyoruz, öğrenmek için çabalıyoruz. Bu konuda ülkemizde lisans ve lisansüstü eğitim veren bölümlerimiz, programlarımız var. Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümünde Türk halklarının edebiyatı, dili, kültürü hakkında eğitim veriyoruz. Fakat bunun yanı sıra halkın arasında bazı Türk halkları hakkında çok bilgi sahibi olmayan kişiler de mevcut. Bu yüzden bizi birbirimize bağlayan, bizi birbirimize tanıtan bence en etkili şey edebiyat. Edebiyat dünyayı birbirine bağlayan bir unsur. Bununla ilgili bir şeyler yapmak gerekli. Siz bu amaçla eser kaleme aldınız mı?  
- Ben yalnızca kendime göre yazıyorum. Sadece kendi bildiğim şeyleri yazıyorum. Benimle ilgili olmayan meselelere eserlerimde yer vermiyorum. Politika ile ilgilenmiyorum. Yüreğimde ne varsa eserlerimde de o var. 
- Anlıyorum, peki hangi temalarda eser verdiniz, veriyorsunuz?
- Hangi konuda düşünürsem onu yazıyorum. Belirli bir temaya odaklanmadım. Ama şiirlerimin özünü “duygular” oluşturuyor. Bu duygunun içinde her şey var memleket, vatan, aşk, tabiat... 
- Peki vatan temasını açık olarak eserlerinizde işlediniz mi? 
- Evet bazı şiirlerde vatan teması da var. Çok örtük değil. Kırgızlar açıp okuduğunda bunu hissedebilir. Çünkü ben her ne kadar bu temalara odaklı yazmasam da bu, bizim kanımızda var. Bizim özümüz. Vatan sevgisi bizim bu dünyadan göçüp giden atalarımızdan bize mirastır. Bizim yüreğimizde var.  Bizimle birlikte yaşamaya devam ediyor ve eserlere siniyor. Sadece bu vatan teması ile ilgili değil. Şiir bizim özümüzle, kültürümüzle, atalarımızdan bize kalan geleneklerimizle şekilleniyor. Halk şiiri, ritim her şey. Farkında olmadan şiire giriyor. 
- Eserlerinizde kadınlar temasını işlediniz mi? Kırgızlarda kadına bakış nasıl sizce?
- Bizim tarihimizde kadınlar hep önemliydi. Cañıl Mırza’yı, Kız Saykal’ı, Kanıkey’i bilirsiniz. Kadın, bizde hep önemli görülmüştür. Tema olarak eserlerimde yer alıyor diyemem ancak benim bir kadın olarak şiir yazıyor olmam, şair olmam bir Kırgız kadını için muhakkak ilham olmalı. Ben yapabiliyorsam onlar da kendine güvenerek bir şeyler yapabilmeli. 
- Peki neden yazar oldunuz? Yazar olarak Sagın Akmatbekova’nın bir amacı var mı? Okur sizin için ne anlam ifade ediyor?
- Benim için önemli olan kendi içimdekileri yazmak. Diğer hususlar beni ilgilendirmiyor. Okur dilerse okur dilemezse okumaz. Ama yazar yazmaya devam eder, etmeli. 
- Biyografinize baktığımda şiir ve düz yazı dışında çeviri ile de ilgilendiğinizi okumuştum. Biraz bu çevirilerden bahseder misiniz? 
- Evet doğru. 16.yüzyıl Japon edebiyatından şiirler çevirdim. Bu çevirileri Rusçasından yaptım. Ama zaten Japonca da okumuştum. Onlarda hiragana ve katakana diye iki farklı yazı sistemi var. Bu yüzden biraz zor bir dil ama biraz ders almıştım. Az da olsa öğrendim. Bazı kelimeleri de bize biraz benziyor. Çin’in Li Bai diye bir şairi var. 701 yılında bizim Çüy bölgesinde doğmuş. Onun da şiirlerini çevirmiştim. Hoşuma giden şiirleri çeviriyorum. 
- Edebiyat ile çeviri ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Bu çok önemli. Özellikle şiir çevirileri ayrıca önemli. Çeviri yaparken şairin üslubunu yok etmemek gerek. Zamanında yapılan çevirilerden biz de diğer edebiyatları tanıdık. Rus klasiklerini okuduk, Tolstoy’u, Dostoyevski’yi... Moskova’da eğitim alırken Rus edebiyatını ve diğer önemli edebiyatlardan pek çoğunu okudum. Onlardan sadece ilham aldım ve kendi üslubumu oluşturdum. Başkalarının edebiyatını öğrenmek bir şair için zenginlik demektir. 
- Peki dünya edebiyatından kimleri örnek aldınız?
- Puşkin, Lermontov, Tolstoy, Dostoyevski, Yesenin. Türkiye’de siz de Rus edebiyatını okuyor musunuz?
- Elbette, okuyoruz. Dostoyevskileri, Tolstoyları okuyorlar, biliyorlar. Peki, Kırgız edebiyatından kimlerden etkilendiniz?
- Murza Gaparov, Aşım Cakıpbekov, Kubatbek Cusubaliyev, Aman Saspayev, Beyşebay Usubaliyev, Anatay Ömürkanov, Şayloobek Düyşeyev. Düyşöyev felç oldu maalesef, şimdilerde hasta. Türklerden Orhan Kemal’i tanıyorum. Onun eserlerini Rusça çevirilerinden okudum. Nazım Hikmet’i çok iyi biliyoruz, çok iyi okuduk. İstiklâl Marşı’nızı yazan şairi de biliyorum.
- Mehmet Âkif Ersoy. 
- Evet. İstanbul’a gittiğimizde onun müzesine gittik. Çok zor bir hayatı olmuş. Atatürk’ün zamanında yaşamış. 
- Evet, peki size göre Mustafa Kemal Atatürk ne anlam ifade ediyor?
- Atatürk iyi bir lider. Türkiye’yi geliştirdi. Hatta Ankara’ya gittiğimde Anıtkabir’i de ziyaret etmiştim. 
- Evet, ne güzel. Atamızla gurur duyuyoruz.
- Türkiye’nin Avrupa’ya yolunu Atatürk açtı. Şimdi Türkiye nasıl da gelişti. Aslında tüm Türk halklarının Atatürk ile gurur duyması ve onu örnek alması gerekli. 
- Kesinlikle. Bugün Türk halklarının birbirleri ile ilişkisi çok daha iyiye gidiyor. Siz de takip ediyorsunuzdur, bu konuda çalışmalar yapan çeşitli kurumlarımız var. Peki siz Türk dünyası edebiyatçılarından kimleri beğeniyorsunuz?
- Mesela Kazak edebiyatından Olcay Sülaymanov, Fariza Oñgarsınova, Muhtar Şahanov. Pek çok önemli yazar var. 
-  Peki, Cengiz Aytmatov’u gördüğünüzü ifade ettiniz. Aytmatov’un sizin eserleriniz hakkında fikri nasıldı?
- Evet, bir toplantıda birlikteydik. Ben Puşkin’in “Deniz” adlı eserini çevirmiştim. Toplantıda onu okuyarak herkesin önünde beni övmüştü. 
- Ne kadar güzel. Hangi ödüllerin sahibisiniz?
- Alıkul Osmonov adlı ödüle ve Baydılda Sarnogoyev Edebiyat Ödüllerine sahibim. İkisi de uluslararası ödül. Kırgız Kültürüne Emeği Geçen İşçi ödülüne sahibim. Küügümdögü Küü kitabıma gençler ödülü verilmişti. Bununla birlikte Kırgız Halk Yazarı unvanını da aldım. Şairler için en üst seviyedeki ödül budur. 
- Kutluyorum. Röportajımıza son vermeden birkaç soru daha sormak istiyorum. Kendinizi ne olarak tanımlarsınız?
- Beni şair olarak tanırlar. Ama bazı kişiler nesirlerimi okuduktan sonra bana gelip şaşırarak nesri de ne kadar iyi yazıyorsun diye memnuniyetlerini ifade ediyorlar. Ben de kendimi şair olarak tanımlıyorum.
- Evet ben de bu sebeple sordum. Peki, şiirlerinizi serbest türde mi yazıyorsunuz?
- Evet çoğunlukla serbest yazıyorum. 
- Teşekkür ediyorum. Son olarak edebiyatı kısaca nasıl tanımlarsınız?
- Benim için edebiyat çok önemli. Biz insanların dış görünüşünü gözlerimizle görüyoruz ama onun iç dünyasını ancak edebiyat aracılığıyla tanıyoruz. Aslında edebiyat bu gizli dünyayı açığa çıkarıyor. Aytmatov’un eserlerini düşünelim. İşte böyle iyi yazarların hepsi bireyin iç dünyasına eğiliyor, onu yansıtıyor.
- Size göre edebiyat nasıl olmalı?
- Her şeyden önce gerçeği yansıtmalı. Çünkü edebiyatta yalana yer yok. Edebiyat yalanı gizlemez, açığa çıkarır. Ayrıca edebiyat derin olmalı. Bu derinliğe inebilmek için yazarda mutlaka yetenek olmalı. Başka edebiyatları da biliyor olmak gerek. Bu doğrultuda iyi çalışmalı. Bunlar olursa o zaman iyi bir edebiyat inşa edilebilir. 
- Sagın Hanım bu güzel sohbet için çok teşekkür ederim. Burada Araşan’da dinlendiğiniz zaman diliminde vakit ayırdığınız ve röportaj vermekten çok hoşlanmamanıza rağmen  beni kırmayıp kabul ettiğiniz için çok teşekkürler. Size sağlık ve güzel bir yaşam diliyorum. 
- Ben de size teşekkür ediyorum. Dediğiniz gibi röportajı sevmiyorum ancak çok uzaklardan gelip bizim edebiyatımıza önem verdiğiniz için sizi ağırlamak istedim. Kolaylıklar dilerim.

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 223. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 223. Sayı