HaftanınÇok Okunanları
KEMAL BOZOK 1
Serdar Dağıstan 2
HİDAYET ORUÇOV 3
VILAYET GULIYEV 4
BEDRETTİN KELEŞTİMUR 5
Kardeş Kalemler 6
ORHAN SÖYLEMEZ, ÖMER FARUK ATEŞ 7
Samet Azap: Öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?
Tölögönov Raykan: Adım Raykan, soyadım Tölögönov. Kasımbekov değil. Bizde en büyük oğullar bazen dedesinden değil, babasının isminden soyadlarını alırlar. Üç çocuğum var. Siyasete girmeden önce ben de ilimle uğraştım. 1982 senesinde felsefe alanında doktoramı yaptım. Yirmi yıldır siyasetteyim. Ata Meken Partisi’nin üyesiyim. on senedir Şehir Belediyesi’nde çalışıyorum. Şu an mecliste milletvekili olarak görev yapmaktayım. Kısacası böyle.
S.A.: Babanız Tölögön Kasımbekov’un hayatı hakkında kısaca bilgi verir misiniz?
T.R.: Babam, benim doğduğum yıl, 1952’de, o zamanki Frunze (Bişkek) şehrine gelip üniversiteyi kazanmıştı. Filoloji Bölümü’nde eğitim almıştı. Ben, annem ve babaannem köyde kalmıştık. Bir sene sonra annemi de yanına aldı. Biz babaannemle birlikte bir yıl daha köyde kaldık. Sonra 1955’te biz de şehre taşındık.
S.A.: Hangi köyde kalıyordunuz?
T.R.: Aksı ilçesindeki Kiçi-Akcol Köyü. O zamanlar babam üniversitedeyken, ben daha küçüktüm, babaannem bana baban şehirde okuyor, yazar olacak demişti. Ben de yazar ne demek diye sorduğumda ninem yazı yazan kişi diye yanıt vermişti. Babaannem sezmiş mi artık, bilemiyorum, ama gerçekten birkaç sene içinde babam yazar oldu. 1955’te ilk kitabını yazdı. 1957’de ise okuldan mezun oldu. Ondan sonra “Kırgız Uçpediz” (eğitim-öğretim yayını) adlı devlet yayınevinde çalışmaya başladı. Okul kitaplarını basıp çıkarırdı. Bu yayınevinde baş redaktör görevindeydi. Yazar olduğu halde bir yerlerde çalışması gerekirdi, ailesine bakması lazımdı. 1955’de şehre taşındığımızdan beri hep kiralık evlerde kaldık. Tüpskiy, Kurenkeyev ve Dzerjinskiy sokaklarında kaldık. Babamın diğer yazar arkadaşlarıyla yakın yerlerde kalmaya çalışıyorduk. O yazarlar: Sovetbek Urmanbetov ve Kambaraalı Momunovlar idi. Ben de onların çocuklarıyla beraber büyüdüm.
S.A.: Babanız ilk kaç yaşında yazmaya başladı?
T.R.: Okulu 1952’de kazandı ve 1954’te küçük bir hikâye yazmıştı. “Cılkıçının Uulu” isimli hikâye. Yani daha üniversitede öğrencisiyken birkaç küçük hikâye yazmıştı. Bundan dolayı da mezun olduktan hemen sonra devlet yayınevine işe alınmış olmalı.
S.A.: Burda, hangi tür eserleri yayımlamıştı? Edebi eserleri yayınlar mıydı? Mesela Cengiz Aytmatov’un kitaplarını yayımlamış mıydı?
T.R.: “Kırgız Uçpediz” yayınevi sadece okul kitaplarını bastığı için edebi eserleri yayımlamıyordu. Bundan dolayı babam da sadece okul kitaplarıyla çalıştı.
S.A.: Yayınevinde kaç yıl görev yaptı?
T.R.: Yayınevinde 1957’den 1961’e kadar çalıştı. 1961’den itibaren Ala Too Edebi Dergisi’nde devam etti. İlk dönemler redaktör idi, 1966’da ise baş redaktörlüğe getirildi. O zamanlar babam daha 35 yaşındaydı. Aynı sene Kırılan Kılıç romanının birinci bölümü yayımlandı. O kitap yayımlandıktan hemen sonra babam ertesi gün ünlü bir yazar olarak uyandı diyebilirim. Roman herkes tarafından beğenildi, bundan dolayı da babam halk tarafından sayılır ve sevilir oldu. Bazen sokakta babamla birlikte yürürken birileri bizi durdurup babamla selamlaşır konuşurdu.
S.A.: Romanların redaksiyonunu kim yapardı?
T.R.: Babamın eserleri sadece teknik redaksiyondan geçerdi. Küçük yazım hataları varsa onlar da yayınevi tarafından düzeltilirdi. Fakat içeriği hiçbir zaman değiştirilmezdi.
Babam hakkında bir anıyı sizinle paylaşmak istiyorum. O yaz babamla Oş’a gitmiştik. Babamın yakın arkadaşı yazar Şaadanbay Abdımomunov ile Oş pazarında geziyorduk. Orda uzun boylu esmer bir delikanlı gördük. Elindeki poşette bir paket çay ve Kırılan Kılıç romanının ilk bölümü vardı. Şaadanbay Abdımomunov o delikanlıyı durdurdu ve babama işaret ederek “bu romanın yazarının bu adam olduğunu biliyor musun?” dedi. O adam da; “gerçekten mi?” diyerek inanmamıştı. Babam genç olduğundan kimse onun böyle bir romanın yazarı olabileceğine inanmıyordu ilk başta.
S.A.: Babanızın ilham aldığı yazarlar var mıydı?
T.R.: Babamın en çok okuduğu yazar Rus yazarı Aleksey Tolstoy idi. Aleksey Tolstoy genellikle tarihi roman yazardı. Bu türden romanları da babamın ilgisini çekmişti. Aynı şekilde tarihi romancılardan olan Maksim Leonov ve İosif Flaviy’in eserlerini ilgiyle takip ederdi. Bu eserlerde sadece halkın tarihi anlatılmaz, onların belirli olaylara karşı tepkisi ve bu olaydan nasıl etkilendiklerini anlatılırdı.
S.A.: Cengiz Aytmatov hakkında ne düşünürdü?
T.R.: Burada belirtilmesi gereken durum var. Tölögön Kasımbekov ve Cengiz Aytmatov birbirleri hakkında olumsuz yorum yapmazlardı. İkisinin arasının çok iyi olduğunu biliyorum. İzninizle size bir fotoğraf göstermek istiyorum. Bu resimde babam ve yazar arkadaşları Moskova’dalar. Babamın hemen yanında Cengiz Aytmatov duruyor. Bunlar zaten hep yan yana gezerlerdi. Bu resim sanırım onların samimiyetini ve dostluklarını göstermektedir.
Hatta babam zor duruma düştüğünde C.Aytmatov hep destekçi olmuştur. Yazarlar Birliği’nde Kırılan Kılıç romanı çok yargılanmış ve yayına çıkmasına izin vermemeyi kararlaştırdıklarında Cengiz Aytmatov onları ikna etmiş ve kitabın basılmasını sağlamıştır.
S.A.: Neden Yazarlar Birliği kitabın basılmasına karşıydı?
T.R.: Çünkü kitapta işlenen konu o dönemin ideolojisine aykırıydı. Mesela, bir ara okuduğum gazetede babamın romanı hakkında makale vardı. Komparti’nin Plenum’unda (toplantısında) Kırılan Kılıç’ın içeriği tartışılmıştı. Kitapta geçmişe özenme, geçmişi övme ve natüralizmin belirtilerinin görüldüğü konuşulmuştur. Saydıklarımızın hepsi o dönemin ideolojisine aykırı bir durumdu. Onlara göre Kırgızların tarihi hiçbir zaman övülmemeli, övülecek tek şey “Komünist Parti” ve “Sosyalizm” idi.
S.A.: O dönemin katı kurallarına rağmen bu tür eserleri yazmaktan hiç korkmadı mı?
T.R.: Eserlerin yayımlanmasına izin verilmeyen bir tek benim babam değildi, aynı şekilde ünlü tarihçimiz Üsenbekov’un da çalışmaları yayımlanmamıştı. Babamın eserlerini yazarken korkmadığını düşünüyorum. Çünkü babam Kırgız halkının gerçek tarihini, yaşanmış olaylarını anlatmıştı. Gerçeği anlatmak ona adeta cesaret vermiştir bence. Fakat o devrin ideolojisine aykırı konular işlendiğinden babam birkaç kez Parti toplantılarına çağırılmış ve romanın içeriğinde birkaç değişiklik yapılması istenilmişti. Bu isteği babam kesinlikle kabul etmemiş ve değişiklikler de yapmamıştı.
S.A.: Bu da babanızın tarihi gerçekleri anlatmadaki cesaretini gösterir. Başka yazarların bu kadar cesarete sahip olmadıklarını biliyoruz.
T.R.: Tabii bu durum da var. Ama o dönem iki çeşit hakikat vardı. Biri mutlak doğru, diğeri ise Komünist doğrusu; çoğunlukla herkes Komünist doğrusuna inanır ve ona göre yaşardı. Lakin arada okumuş, ileriyi görebilen aydınlarımız Komünist hakikatinin çizdiği sınırlardan çıkıp daha geniş doğruları görebilmişlerdi. Benim babam da bu tür insanlardan idi.
S.A.: Eserleri başka dillere çevrildi mi?
T.R.: Evet, Ukraynaca, Kazakça, İngilizce ve Rusça tercüme edilmişti.
S.A.: Tölögön Kasımbekov, Cengiz Aytmatov kadar ünlü ve güçlü yazardır. Fakat Tölögön Kasımbekov’a kıyasla C. Aytmatov’un eserleri daha çok dile çevrildi. Bunun sebebinin C. Aytmatov’un (birkaç eseri hariç) eserlerini Rusça yazması olabilir mi?
T.R.: İkisinin de eserleri milli değer bakımından aynı derecede değerlidir. Fakat C. Aytmatov, romanlarında genellikle sosyal konuları işlemiş ve aşkı anlatmıştır. Bu konular dünya çapında da işlenen konulardır. Bundan dolayıdır ki daha çok dile çevrildi ve geniş okuyucu kitlesine kavuştu. Babamın romanları ise bir halka özgü olan tarihi anlatır ve sadece o halkı ilgilendiren konuları içerir. Bu nedenle sadece Kırgız halkı içinde okunması tabii bir durumdur. Sadece bir ulusun tarihini anlatan eserlerin dünyaca bilinir olması zordur.
Bir diğer nedeni de, Aytmatov’un iyi bir işletmeci olmasıdır. Belirli yöntemlerle romanlarının okunmasını sağlamıştır. Babamın ise böyle bir niyeti yoktu. Onun istediği tek şey Kırgız halkının yıllarca yanlış anlatılan tarihi gerçeklerini doğru yansıtmak, halkın içinde romanının değer kazanmasını sağlamaktı.
S.A.: Romanlarının çoğunun tarihi olaylardan oluşmasının nedeni nedir?
T.R.: Komünist Partisi Kırgız halkının tarihini hiçe saymış ve tarihi gerçekleri insanların zihninden silmeye çalışmıştır. Tarihin yanlış anlatılmasına karşı tepkisiz kalmayıp, Kırgız halkını eskilerde yaşayan ünlü tarihi kişilerden ve onların örnek hayatlarından haberdar etmek istemişti. İkinci nedeni ise Kırgız yazılı edebiyatında daha önceden işlenmemiş konuları anlatmak ve böylelikle Kırgız romancılığına yenilik getirmekti.
S.A.: Tarihi romanlarını yazarken olayların geçtiği yerleri bizzat gezer miydi?
T.R.: Evet, kendisi gidip bakmıştır. Kırılan Kılıç’ı yazarken Kokon film setine gitmiş ve oradaki arşivleri incelemiştir. Ayrıca Alay Bölgesi’ne gitmiş, oranın her köşesini gezmiş ve Alaylıların şivesini öğrenmek için halkla konuşmuştur. Romanda geçen Aksı, Tegene ve Kiçi-Akjol ise zaten babamın memleketidir.
S.A.: O halde Tölögön Kasımbekov için realist yazar diyebiliriz.
T.R.: Evet, eserlerinde realizm belirtileri görülmekte.
S.A.: Kahramanlarını gerçek hayattan mı seçmiştir?
T.R.: Evet, romandaki bütün kahramanlar tarihi kişiliklerdir. Onları tasvir ederken gerçekçi olmak üzere onların soyundan birinin karakter özelliğinden faydalanmıştır. Örneğin, Nüzüp’ü (Yusuf) anlatırken onun çocuklarının karakter özelliklerini yüklemiştir. İbrahim’i göstermek için ise kendisinin çocukları olmadığından onun kardeşi Beknazar’ın çocuklarından faydalanmıştır. Beknazar’ın oğlu ise benim dedem Kasımbek, Kasımbek’in oğlu ise babam Tölögön oluyor zaten.
Bir anıyı da anlatayım bununla ilgili. Babam Kırılan Kılıç’ta İsa’yı nasıl tasvir edeceğini bilememiş ve çok düşünmüştü. Bir gün bunu düşünerek otururken bir an duvarın kenarına bakar ve orada onun suretini görür. İsa bir şeyler gizler gibi ellerini gömleğinin kolları ile kapatmıştı. Adeta vaşağı andırıyordu. Sabırla uygun fırsatı bekleyen ve gereken zamanda saldıran vaşak gibiydi. Bundan sonra kitabında da hilekâr İsa böyle anlatılır. İşin ilginç tarafı da, bir kaç yıl sonra Leningrad’daki (Petersburg) arşivde aynı vaziyette resmini bulmuştu. Hatta getirip bana da göstermişti. Hepimiz çok şaşırmıştık buna. Bununla beraber Abdurrahman Aptabaaçi’nin resimlerini de bulmuştu.
S.A.: Onu en çok zorlayan romanı hangisiydi?
T.R.: Kırılan Kılıç, romanını büyük sevgiyle ve tutkuyla yazmıştı. Bu roman babamın hayatını değiştirmişti. Bu kitabı yayımladıktan sonra şöhrete kavuşmuştu. Fakat bir yandan da bu eseri yüzünden başka eserlerinin yayımlanması yasaklanmış, işten alınmış ve babam köye dönmek zorunda kalmıştı.
S.A.: Babanızın size şunu da yazsaydım dediği konu var mı?
T.R.: Hep Hokant ve Çüy tarihini yazmak istemiştir. Bunları da zaten Kırılan Kılıç’ta anlattı. Kelkel’de ise Sovyetlerin gelmesi ve Kırgızlar tarafından yeni rejimin kabul edilmesi anlatılmıştır. Baskın romanında ise Rusların buralara göç etmesi ve Kırgızlarla dostluk ilişkisi anlatılmıştır. Rusların Kırgızları katliamı ve Kırgız Halkının kaçışı ise Kırgın’da anlatılmıştır. Bundan dolayı, benim fikrimce, babamın yazmak istediği her şeyi yazdığını düşünüyorum. Yani bu dünyadaki vazifesini yerine getirdiğine inanıyorum. Kırgız halkına gerçek hakikatleri göstermiş ve öğretmiştir.
S.A.: Babanızla ilgili paylaşmak istediğiniz başka bir anınız var mı?
T.R.: Mamen Dayım, dergide çalıştığı zamanlar bize gelir, babamla satranç oynarlardı. Bir gün oyun esnasında aralarında geçen sohbeti anlatayım. Babam, dayıma “bir şeyler yazıyor musun?” diye sordu. Dayım da “yazmak için gereken şartlar yok, yazmak için özel oda, çalışma masası, bol zaman ve uygun sessiz ortam lazım” diye yanıt vermişti. Babam ona, “o bahane değil, demek ki yazamıyorsun bak ben Kırılan Kılıç romanımı bütün ailemle kaldığım bir odada yazdım. Çocuklarım boynuma sarılarak naz yaparken bile durmadan yazmaya devam ettim. Şartlar hiç bir zaman sorun olmamalı. Yazmayı bilen her ortamda yazabilir.” demişti. Bu sözlerini hiç unutmadım.
S.A.: Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.
T.R.: Ben size teşekkür ederim. Babam hakkında tez hazırladığınız için de ayrıca teşekkür ederim.