HaftanınÇok Okunanları
Ercan Argınbayev 1
Zılika Jantasova 2
Coşkun Haliloğlu 3
Kanıbek Sarıbayev 4
HİDAYET ORUÇOV 5
Batyrkhan Sarsenkhan 6
SEVKAN TAHSİNOĞLU (USTA ) 7
Güneş, uzaktaki dağların ardında yavaş yavaş kaybolurken vadinin içindeki soğuk rüzgâr cesaretle civara yayılmaya başlamıştı. Toprağın ve ıslak kayaların kokusu gitgide belirginleşiyordu. Karanlık, önce ağaçların diplerinde birikiyor sonra tüm gölgeler birleşerek çevreyi kaplıyordu. Mavigöz, kucağındaki bebeğiyle mağaranın nemli kuytusuna doğru yürürken korkudan ve soğuktan titriyordu. Bebeği Kurtpençesi ölmemeliydi. Onun küçük bedeninin hayatta kalabilmesi için kendisi de direnmeliydi.
Ava gidenlerin ardından güneş üç kez batıp iki kez doğmuştu. Bu geyik avı için uzun bir süreydi. Ya dönmezlerse… Mavigöz, Kurtpençesi’ni altı gün batımı önce doğurmuştu, bebeğiyle ava gidemeyeceği için ıssız mağarada diğerlerini beklemek zorundaydı ancak karanlığın korkusuna, soğuğa ve açlığa daha fazla dayanamazlardı.
Mavigöz, uyumamak için mağarada sürekli hareket ediyordu. Uyku tehlikenin en büyüklerindendi. Şimdiye kadar bebeğinin sesiyle uyanmıştı, tek umudu onun sesiydi, yine de buna güvenemezdi. Kurtpençesi’nin yüzüne damlayan gözyaşlarına bakarken bir an ağlamanın da gücünü tükettiğini fark edip yüzünü sildi ve gökyüzüne bakıp bu karanlık belirsizlikten kurtulabilmek için aya yalvardı. Bize yardım et, bebeğimi koru, bana süt ver… Mavigöz nefesiyle bebeğini ısıtırken çaresizliğin tam ortasında olduğunu biliyordu. Suda ıslattığı ardıç dallarını yemek için mağaranın girişine doğru yürürken bacaklarındaki halsizliği bir kez daha hissetti. Gücü gitgide azalıyordu, dalların ve kabukların pek faydası yoktu ancak onları yiyince az da olsa süt oluşacaktı. Kurtpençesi’nin içtiği her damla süt Mavigöz için umuttu.
Karanlığı aydınlatan, çaresizliği dağıtan sadece Kurtpençesi’nin gülüşüydü, ağlaması ise büyük korku… Tüm canlılar birbiri için avdı, yaşamda kalmanın yollarından biri de görünmez olmaktı. Kokuları ve sesleri ölümleri olabilirdi. Sarındıkları gergedan postları kokularını bastırsa da yeterli değildi. Kurtpençesi sessiz ol... Yeni doğum yapmış dişinin kan ve süt kokusu yavrusunu doyurmak isteyen diğer dişi canlıları mağaraya çekmek için yeterliydi. Mavigöz korkuyordu, ölmekten, ölürse dünyadan silinip gitmekten…
Kurtpençesi’ni emzirdikten sonra göğsündeki belli belirsiz küçük el izini fark ettiğinde dünyaya bırakacağı izin ne olduğunu bulmuştu. On gün batımı boyunca ardıç dallarının ve köklerinin kan rengine dönüştürdüğü taş kaptaki suya önce kendi elini sonra bebeğinin elini batırıp mağaranın girişindeki duvara iki kırmızı el izi bıraktı. Soğuk rüzgârın etkisiyle hızla kuruyup sabitlenen izlerine hayranlıkla bakan Mavigöz, Kurtpençesi’ne sarılıp son kez gülümsedi.
AYB Türkiye Çevrim İçi Hikâye Atölyesi, Mayıs 2026.