HaftanınÇok Okunanları
HACER ÖZTÜRK 1
KEMAL BOZOK 2
Serdar Dağıstan 3
Seyran Büber 4
VELİYULLAH NEVRUZ 5
HİDAYET ORUÇOV 6
HACER ÖZTÜRK 7
Kitabın Adı: Kızıl Kırgın’ın Kadınları-Marguva
Yazar: Şerbanu Beysenova
Çeviren: Cemile Kınacı
Yayın Kurulu: Yakup Ömeroğlu-Malik Otarbayev
Yayınevi: Bengü Yayınları
Yayın Yeri /Yılı/Baskı/Sayfa: Ankara, 2019, 1. Baskı, s.190
ISBN: 978-605-9148-12-2
Romanın Yazarı
Yazar, Şerbanu Beysenova 14 Ekim 1947’de Doğu Kazakistan’ın Ulansk bölgesindeki Talapker köyünde doğmuştur. Jambıl yatılı okulunu gümüş madalya ile bitirmiştir. S. M. Kirova KAZGU’da (yeni adıyla Al-Farabi KazNu) eğitim görmüştür. İlk eserleri yerel “Didar” gazetesinde ve “Kazakstan Ayelderi” dergisinde yayınlamıştır. Dergilerde edebiyat uzmanı ve bölüm müdürlükleri yapmıştır. Kazakistan Cumhuriyeti enformasyon ve spor kurallarında başuzman olarak görev almıştır. Kazakistan Yazarlar Birliği üyesidir. Kitap Alemi uygulaması ve Kazak Adebiyeti gazetesinin editörlüğünü üstlenmiştir. Uluslararası Alaş Edebiyat Ödülü, Kazakistan Onur Nişanı ve KAZSSR Yüksek Kurulu tarafından onur sertifikası ile ödüllendirilmiştir. Topjargan Kızdar, Sezimtal Jirek, Tagılımda Tagdırlar ve Süzgenin Songı Künderi gibi yayımlanmış eserleri vardır. (s. 2)
Şerbanu Beysenova özellikle kadın temalı eserleri ile öne çıkan bir yazardır. Tarihte yaşamış kahraman Türk kadınlarını işleyen Bozok Güzeli ve Süzge Hanım romanları vardır. Marguva romanı da gerçek hayatta yaşanmış bir olaydan esinlenerek kurgulanmıştır. Yazar, Stalin devrinde tutuklanan akademisyen Muhammedcan Karatayev’in ve onun geride bıraktığı eşi Marhuma’nın hayat hikayesinden hareketle bu romanı yazmıştır. (s. 7-14) Beysenova, Marhuma ile şahsen de görüşmüş ve bir nevi hissettiklerinden yola çıkarak bu mücadele dolu kadının yaşamına yeniden hayat vermiştir. Eseriyle bu kadın kahramanı ölümsüzleştirmiştir.
Marguva romanını Türkiye Türkçesine ise Cemile Kınacı kazandırmıştır. Kazak edebiyatından yaptığı birçok aktarımlara bu eserde dahil olmuştur. Aynı yazardan yaptığı başka eser aktarımları da bulunmaktadır.
Romanın Özeti
Artık yaşlanmış olan Marguva, hayal ile gerçek arasında olan bir uykudayken “Uyan Marguva, uyan!” diye bir ses duymuştu. Bu ses onun rüyasına giren iyesinin sesiydi. Son zamanlarda farkında olmasa da Marguva’nın hastalığı artmaya başlamıştı. Göğsünde de nedenini bilmediği bir ağırlık vardı ve bu onu çok rahatsız ediyordu. Yine de kimseye muhtaç olmadan geçirdiği yaşlılık dönemi için Allah’a şükrediyordu. Gördüğü kabuslar artmaya başlamıştı. Rüyalarına giren bu ak sakallı ihtiyarı Marguva daha önce de görmüş gibiydi. Ama nerede? Geçmişini hatırlayan Marguva, yanlış bilmiyor ise buluğ çağlarında olduğu bir zaman bir rüya görmüştü. Bu rüyada bir ak sakallı ihtiyar onun iyesi olduğunu ve bahtının ileride çok yüksek olacağını ama zorluklara karşı ümidini kesmemesi gerektiği konusunda Marguva’ya nasihatler vermişti. Rüyayı yorumlayan bir Molla, bu rüyanın iyiye yorulması ve Marguva’nın ilk görücüsü ile evlenmesi gerektiğini söylemişti. Bahtı ve çileyi birlikte göreceğini de sözlerine eklemişti. Bu olayların ardından Marguva’yı istemeye geldiler. Abisinin damat adayını tanıması ve övgüler yağdırması sebebiyle de Marguva’nın bu adayla evlenmesi uygun görüldü. Mukan isimli damat adayı eğitimli ve çok başarılı bir gençti. İki tarafında olumlu yaklaşımlarıyla düğün oldu. Marguva geçmiş anılarından yine ihtiyar gününe geri döndü. Rüyasında gördüğü bu iyeyi gençken de gördüğünü artık anlamıştı. Hastalığı onu daha da yorgun düşürünce oğlu onu doktora götürdü. Burada tedavi altına alındı. Artık düşünmek için daha çok vakti vardı. Eşi Mukan düğünden biraz sonra eğitim için Orınbor’a ve Almatı’ya gitmişti. Ardından Marguva’yı da alıp önce Almatı’ya sonra da Rusya’ya gitmişlerdi. Mukan eşine büyük bir sevgi duyuyor, ona okuma yazmayı, Rusçayı öğretiyordu. Marguva da artık eşi gibi yüzlerce kitap okumaya başlamıştı.
1937 yılında Marguva ve Mukan iki çocukları ile Almatı’ya geri döndüler. Mukan burada Pedagoji Enstitüsü’nün bölüm başkanı ve yazarlar birliğinin sekreteri olarak göreve başlamıştı. Bu dönemlerde “Halk düşmanı” adı altında Genç Sovyet Hükümeti’ne karşı çıkan gruplar ortaya çıkmaya başlamıştı. Halk düşmanlarını biliyor ve ifşa etmiyorsunuz diye gerekçe göstererek iş yerinde Mukan ve diğer çalışanlara da sürekli kötü muameleler uygulanıyordu. Ardından Mukan’a zorla Sovyet ideolojisine hitap eden bir makale yazdırttılar. Bu makale, onun ömür boyu yakasından düşmeyecek bir kara lekesi olacaktı. Ve 1938 yılında bir gece yarısı askerler Mukan’ı tutuklamış, kitaplarla dolu çalışma odasına da kilit vurmuştular. Hastane odasında olan Marguva parça parça geçmişin izlerini hatırlamaya devam ediyordu ve mücadele ile geçecek olan ömrünün ilk günlerine tekrar geri dönüyordu. Cezaevi ve evi arasında mekik dokuyan Marguva, çocuklarının ihtiyaçları için evdeki değerli eşyaları satmaya başlamıştı. Halk düşmanının ailesi damgası yiyen Marguva ve çocuklarına Almatı’da kalmaya da izin yoktu. Mecbur Evliyaata’da yaşayan kaynı Kadir’in yanına taşındılar. Bir gün Marguva da sorguya çekildi. Kocasının ilimden başka bir işle uğraşmadığını söyleyen Marguva’ya, memurlar “Kocanız yabancı ülkeye muhbirlik yaptı. Kazakistan’ı bölüp Japonya’ya satmak niyetiyle arkadaşlarıyla bir araya gelip örgüt kurdu.” şeklindeki suçlamaları anlattı. Ardından Marguva eski evlerine gitmişti. Buraya başka bir aile yerleşmişti. Marguva’nın aklına o evde kalan kitaplarını satmak gelmişti. Bu parayla bir müddet aile geçimini sağlamıştı. Anaç ruhlu Marguva çocukları için her zorluğa katlanıyordu. Mukan bir mektubunda, Sibirya’ya sürüleceğini ve 8 yıl ceza aldığını yazmıştı.
Marguva Sovyet Kolhozunun kurduğu pancar ekme işine girmişti. İşçi olarak çalışacağı zaman kimse ona halk düşmanının eşisin dememişti, çalışması kabul edilmişti. Mukan ile mektuplaşmalar devam etmişti. Ama bu mektuplar rejim tarafından sürekli kontrol edilerek ulaştırılmıştı. Savaş dönemi başlamıştı. Geçimin tüm yükü Kızıl Kırgın’ın kadınlarına kalmıştı. Neyse ki amca Kadir hasta olduğu için savaşa gitmemiş, ailesinin yanında kalmıştı, yengesine ve yeğenlerine de hep destek olmuştu. Bu arada ihtiyar Marguva’nın hastane günleri iyiye doğru gitmeye başlamıştı. Ama aradığı bir şeyi bulmak istercesine geçmişe gitmeye devam ediyordu. Bir gün işçilere madalya verileceğinde Marguva’nın bu madalyayı “Halk düşmanının karısı” olduğu için almaması gerektiği dedikoduları çıkmıştı. Marguva da tekrar köy okulunda görevlendirilen kayınının yanına gitti. Müjdeli haberi aldığı mektup gelmişti. Mukan döneceğini yazmıştı ve dönünce de gözyaşları içinde geçen yılların hasreti giderilmişti. Mukan başlarda iş bulamamış, Marguva bir süre çalışmak zorunda kalmıştı. Eski bir dostlarının sayesinde Mukan öğretmenlik yapmaya başlamıştı. Fakat beyaz bulutların yerini yine kara bulutlar kaplamıştı. Bir gün dersin ortasında Mukan’ı iki asker tutuklamaya gelmişti ve dersin bitmesini dahi beklememişlerdi. Eve eşyalarını almaya geldiklerinde Marguva ile acı bir veda yaşamışlardı. Çocuklar da bu kez babalarının tutuklanmasına şahit olmuşlardı. Marguva yine hapishane ve ev arasında mekik dokumaya başlamıştı. Mukan Sibirya’dan bir mektup göndermiş ve bu sefer hapishanede değil ev hapsinde olduğunu, hükümet binasında evrak işleri verildiğini yazmıştı.
Marguva Sibirya’ya giderek Mukan’ı görmeye karar vermişti. Çocuklarını babaannelerine ve amcalarına emanet edip, zorlu bir yolculuğa çıkmıştı. Kranoyarsk’a vardığında Mukan ile tekrar kavuşmuşlardı. İlk gidişinde kısa süreli duran Marguva, ikinci gidişinde uzun süreli durmak için hükümetten izin almıştı. Herkes bir tarafa dağılmıştı; kendileri Sibirya’da, iki büyük çocukları Rusya’da okulda ve küçük çocuk Medet ana yurtlarındaydı. Stalin’in ölüm haberi ardından 1954’lerde af haberleri duyulmaya başlanmıştı. Mukan da aftan yararlanıp Almatı’ya geri dönmüştü. İhtiyar Marguva hala hastanedeydi, konuşup dertleşecek bir yaşıtını bulamayınca yine hayallerine dalıp gidiyordu. İlk affında olduğu gibi Mukan, anayurdunda iş bulmakta zorluk çekmişti. Çeviri ve editörlük işleri yaparak evlerini geçindirdi. Bu esnada Mukan araştırma için gittiği Rusya’da, aklanmak için gönderdiği dilekçeleri teyit etmek için hükümet binasına da uğramıştı. Sorgu memurlarından suçsuz olduğunu öğrenip, orada af kağıdını görmüştü. Meğer suçu aklanmış, boş yere ceza yemişti. Bu af haberi onun işlerinde de kolaylıklar sağlamıştı. Yarım kalan yüksek lisansını tamamlamış, bilim uzmanı olmuştu. Tüm bunları dostlarıyla toy kurarak kutlamışlardı. Mukan doktora tezini de savunarak, ömründe boş yere geçen yirmi yılın acısını çıkarmıştı. Artık iyi bir yazar ve akademisyen olmuştu. Kara bulutlar onların peşini bırakmadığı için bir grup genç onun 1937’de çıkan makalesini yeniden gündeme getirmişti. Mukan bunlara sabretmiş ve zamanın en âdil hâkim olduğunu söylemişti. Ama bu kadar sabır onu artık hasta etmiş ve vefatına sebep olmuştu. İhtiyar Marguva iyesinin rüyasına girmesini ve uyan sözlerini yeniden hatırladı. Ve günlerdir yüreğine oturan düğümün sebebini anladı. Yüreğine eşi Mukan’ın acıları dolmuştu. Marguva, hatıralarında eşinin geç de olsa hayaline kavuştuğunu anımsamıştı. Mukan’ın eserleri hala cilt cilt basılıp, satılmaktaydı. Marguva, bu huzurla bir daha uyanmamak üzere uykuya dalmıştı.
Çıkarım
“Çeyrek asırlık baskı dönemi” olarak da ifade edilen Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği döneminin (1917-1991), Türk dünyasında en derin yaraları aydınlar üzerinde bıraktığı söylenilebilir. Halkını baskıdan uyanmaya çağıran aydınlar, rejimin hem baskı ve suçlamalarına hem de soğuk kurşunlarına maruz kalmıştır. “Halk düşmanı” ilan edilen aydınlar, ışıklarıyla birlikte demir parmaklı karanlığa hapsedilmiştir. Geride ise “Halk düşmanının ailesi” sıfatıyla anılan anneleri, babaları, kardeşleri, eşleri, çocukları ve birçok sayılabilecek sevdiklerinin gözyaşları ve acıları kalmıştır.
Kazak edebiyatında Şerbanu Beysenova’nın kaleminden çıkan Marguva romanı da asli olan “Kadın” kahramanın yanında bir de “Aydın” bir kahramanı gün yüzüne çıkartmaktadır. Eğitimli genç bir yazar ve akademisyen adayı Mukan’ın kalemi, zorla rejimin mürekkebine batırılınca kendisinin ve ailesinin çileli hayat hikâyesi başlamaktadır. Bu hikâye genel hatlarıyla özet bölümünde verilmiştir. Mukan’a yazdırtılan makale sonrası kendisi sürgüne gönderilmiş, eşi Marguva da çocuklarıyla birlikte hayatta kalma mücadelesi vermiştir. Marguva karakteri romanda güçlü, anaç bir ruhla donatılmıştır. O, eşi ve çocukları için tüm zorluklara göğüs geren bir kadın kimliğiyle okur karşısına çıkmaktadır. Roman konusunun gerçek hayattan alınmış olması da okura duyguların daha gerçekçi geçmesini sağlamaktadır. Anlatı üçüncü tekil şahıs ve yer yer kahramanların gözünden aktarılmaktadır. Roman, arkaik ve çağdaş dönem arasında kurulan bir köprüde seyretmektedir. Artık yaşlanmış olan Marguva, iç huzurunu bulmak için geçmişinde yolculuk yapmaktadır.
Okur bu eserle Kazak kadının mücadelesine ve halk aydınlarının başlarına gelenlere şahitlik edecektir. Eserde yapılan tasvirler okuyucuyu Kazakistan’dan Rusya’ya ve Sibirya’ya doğru yolculuğa çıkaracaktır.
[1] Şerbanu Beysenova, Kızıl Kırgın’ın Kadınları-Marguva, (Çev. Cemile Kınacı), Ankara: Bengü Yayınları, 2019, s. 176 (Tanıtımda kullanılan alıntıların sayfa numaraları bu baskıya aittir.)
[2] Kastamonu Üniversitesi, SBE, Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Yüksek Lisans Öğrencisi, el-mek: ummugulsum6196@gmail.com