Kıyasta Sınır


 01 Ekim 2024

Ben Gostivar’da doğdum. Burası Türklerin çoğunluk olarak varlıklarını devam ettirdikleri yer. Eskiden her şeyden habersiz yaşayıp giderdim. Şimdi öyle mi ki? Bu şehri gezdiğimde hüzünlenmeden edemiyorum. Bir ara eski fotoğraflarına bakmıştım. Saat caminin sade yapısı o kadar güzelmiş ki… Minaresi bize özgü kalem uçtan müteşekkil. Şimdiki hali çok farklı. Yıllar önce caminin avlusundaki mezarlar yola daha yakındı. Sonra yıllar geçti ve bir baktım ki mezarlar daha iç bir kısma alındı. Yol genişletildi. İnsanlara düşünmeden yürüyebilecekleri daha geniş yerler lazımdı belli ki. İşte böyle derin düşüncelere daldığım bir gün uzaktan Gülyaz’ı gördüm. Yanına yaklaşıp selam verdim. Yıllardan beri görmediği bir dostunu beklediğini söyledi. Çay içmeye gideceklerini dile getirdi. Benim de onlara katılmam konusunda ısrar etti.

Birkaç dakikalık bekleyişten sonra Gülyaz’ın arkadaşı geldi. Gözler buluştu ilk olarak. Yılların özlemi hatırlandı. Sarılındı, kalp kalbe değdi. “Dostum var.” diye düşünerek şükür doldu Gülyaz. Tebessüm etti. 

Yavaş ve ağır adımlarla çay içecekleri yere yürüdük. Gülyaz’ın omuzlarındaki ağırlığın diğer bir nedeni de düşüncelerindeki kahır yüküydü. Biraz ilerledikten sonra Vardar nehrinin hemen kenarındaki bir çayhaneye oturduk. Bir yandan Vardar nehrinden gelen su sesleri içleri ferahlatırken, sıcak çay kokusu huzuru telkin etmişti.

 “Yıllarca görüşemedik. Nasılsın Gülyaz?” dedi, arkadaşı. Yük dolu başını zar zor kaldırıp: “İyiyim, şükür.” dedi, Gülyaz. Muhabbet, muhabbeti açtı. Sıra bir tanıdığın hayat hikâyesini kıyas etmeye geldi. 

Arkadaşı yüzünü Gülyaz’a doğru çevirdi. Kaşının bir tanesini yukarıya kaldırarak kendinden emin bir ses tonuyla söze başladı: “Onun acısı kıyaslanmaz. Seninki ne ki. İkisi aynı kefeye konamaz bile,” dedi. Tam bu anda söze karışıp: “İnsanların hikâyelerini yargılamak ne haddimize,” demek istedim. Ama sözcüklerim boğazımda düğümlendi, konuşamadım. Arkadaşı daha da kendinden emin bir halde sözlerine devam etti: “Senin hikâyen onunki kadar ağır değildir.” Olanları hayretler içerisinde seyretmekteydim. Gülyaz’ın dost diye bildiği, onun yaşadıkları üzerinden mahkeme kurmuş, acıları teraziye yatırmış ve kararı verip, tartısındakileri kendince sonuca vardırmıştı. Gülyaz ise, hala tepki vermeden susuyor, suyuyordu… Ancak suskunluğunda derin bir hayal kırıklığı ve acının yer aldığını arkadaşının o sözü söylediğinde Gülyaz’ın başını yere eğip, yutkunmasından anlamıştım. Bu iki kisi arasındaki konuşmayı dinlemek günlüme acı verdi. İnsanoğlu cahilliğinden habersiz ne kadar da haddini aşan bir varlık olabiliyordu.

Bugün  aynı kişiyle tekrar yolda karşılaştık. Bu sefer yüzünde insanı aşağılayan o ifadeden eser kalmamıştı. Yıllar ona bilinçsizce söylediği sözlerin imtihanını bizzat kendi hayatında yaşatmış, terbiye etmişti. Şimdi aynı hikâyenin başkahramanı olarak kendisi yer almaktaydı. 

Ayrılmadan şunlar döküldü dilinden: 

“Hayat işte. Herkesin başına her şey gelebiliyor. Acının kıyası olmuyor.”

(Avrasya Yazarlar Birliği Balkanlar Çevrim İçi Hikaye Atölyesi, Haziran 2024)

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 214. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 214. Sayı