Kızıl Cebe Rıskul’a Dıştan Yaklaşım


 01 Temmuz 2020


Eserin Adı: Kızıl Cebe Rıskul

Yazarın Adı ve Soyadı: Şerhan Murtaza

Çevirmen: Ufuk Tuzman

Eserin ilk ve Diğer Baskısı: 1. Baskı: 2020

Kullanılan Baskı: 1. Baskı: 2020

 

Eserin Konusu

Kızıl Cebe Rıskul’da yazar Şerhan MURTAZA, geçen asırlarda Kazakistan’ın Sovyet yönetimine geçiş sürecinde önemli rol alan toplum kanaat önderi, Sovyet dönemi siyaset ve fikir adamlarından Turar RISKULOV’un babası Rıskul’un, ailesinin ve Turar’ın çocukluğunun bir kısmının yaşamını göz önüne seriyor. Turar RISKULOV’un dünyaya geldiği ve büyüdüğü dönemi anlatıyor. 1905 yılında gerçekleşen “Kanlı Pazar” ihtilali olayları sonrası konu edilmekte, romanın kahramanı Turar’ın babası Rıskul ile geçen çocukluğu ve babasının hayatı gerçek olaylara dayandırılarak anlatılmaktadır. 

Kızıl Cebe Rıskul; Kızıl Cebe Turar, Yıldızlı Köprü, Kıl Köprü ve Tamuk olmak üzere beş ciltlik olan Kızıl Cebe roman serisinin ilkidir. 

Eserin Ana Fikri

Roman, karşılaşılan hiçbir zorluk, yaşama tutunmaya ve özgürlüğe giden yolda ilerlemeye engel değildir ana fikri üzerine kurulmuştur.

Türü

Kızıl Cebe Rıskul’u, bireyler arası duygusal ilişkilere bakış farklılıklarının etkisini işlemesi açısından dramatik bir roman; insanların hem iyi hem de kötü yönünün sergilenmesi açısından klâsik-realist bir roman; toplumsal konuları işlemesi açısından da sosyal bir roman olarak değerlendirebiliriz.

Fiktif Yapıyı Hazırlayan Unsurlar

Romanda fiktif hiçbir unsur bulunmamaktadır. İtibari, gerçek olmayan, var sayılan, kurmaca olan hiçbir olay yoktur. Yazar, yaşanılanları olduğu gibi aktarmıştır. İşte bu yüzden Kızıl Cebe Rıskul okunduğunda okuru çok çabuk etkisi altına alabilmektedir. Şerhan MURTAZA’nın “Ay ile Ayşe”sindeki bebeğin ayak parmak aralarının; yoksulluktan, bakımsızlıktan kurtlanıp, kurtların parmakları kemirmesinden dolayı bebeğin sürekli ağlaması, o ara annesinin tarlada çalışmak zorunda kalması ve küçük olan ağabeyin bebeğin çığlıkları karşısındaki çaresizliğinden ne kadar etkilendiysek, içimiz yandıysa; Kızıl Cebe’de de bir babanın hasta oğlunun iyileşmesi için et yeyip, et suyu içmesi gerektiği yoksa ölebileceği gerçeği karşısında, evde kuru ekmekten ve kuruttan başka bir şeyin olmamasından dolayı yaşadığı çaresizliğinden de o kadar etkilendik. Kazak halkının yaşadığı bu açlık, uğradığı zulüm, haksızlık, acımasızlık, dini zorbalık, kimsesizlik, çaresizlik, yalnızlık Şerhan MURTAZA’nın kaleminden yüreğimize akmıştır. 

Romanda, Tukımbay’ın Kızıl Cebe adındaki atı, Kazak halkının var olmaya çalışmasının bir simgesidir aslında. Tukımbay’ın Kızıl Cebe’si kesilir ama Kazak halkı var olmaya devam eder’in bir simgesidir.

Dil ve Üslûp

Kızıl Cebe Rıskul, dil ve anlatım olarak sadedir. Akıcıdır. Zaman zaman bilgi vericidir. Dilinde; yazarın yaşanmış olayları aktarmaktan dolayı kendisine has bir üslûbu vardır.  Yazar, karşılıklı günlük konuşmalarla, o güne ait türkü ve dörtlüklerle anlatmak istediklerini zenginleştirerek okura aktarmıştır.

Kısa bir örnek verirsek:

(…)Rıskul’un ağabeyi Berdikul, su meselesi yüzünden dövülüp ölüme terk edilmiştir. Rıskul, ağabeyini ağır yaralı bir halde bulduktan sonra aralarında şöyle söyleşirler:

“Ağabey, biz kime ne yaptık? Ne suç işledik? Neyin cezası bu?” dedi Rıskul ve ağlamaya başladı.

“Ağlama.” dedi ağabeyi.

“Ağlama. Gözyaşı daha lazım olacak sana.” (…)

Bu konuşmada da görüldüğü gibi tesellilerde dahi, gelecekteki sıkıntıların haberi veriliyor.  

Anlatım Tekniği

Romanda birkaç anlatım tekniğinden yararlanılmıştır.  Yazar, kişilerle ilgili okuyucuya tanıtıcı bilgiler verdiği kişi tanıtımı tekniğini; olay anlatımı tekniğini; kronolojik akışı kırarak geçmişe dönüp geçmişe dair yaşantıları anlattığı geriye dönüş tekniğini; kişilerin iç dünyalarını, iç yaşantılarını hâkim anlatıcı ve bakış açısıyla anlattığı iç çözümleme tekniğini; olayları, kişileri ve varlıkları doğrudan göstermeyi tercih ettiği sahneleme tekniğini; kahramanın duygularını, düşüncelerini akıcı, sade, günlük konuşma diliyle aktarmayı tercih ettiği iç monolog tekniğini; kişileri birbirleriyle konuşturduğu diyalog tekniğini kullanmıştır. 

Olay Örgüsü

Bu romandaki olay örgüsü, düz bir çizgi hâlinde gelişmemiştir. Zamanda sık sık geriye dönüşler yaşanmıştır. Bütün olaylar bir sonuca bağlandığı için de kapalı olay örgüsü vardır. Olaylar Rıskul Jılkaydarov’un bir at arabasının arkasında Verniy Hapishanesindeki taş zindandan, geri dönüşlerin mümkün olmadığı Sibirya’ya sürgüne doğru yola çıkışıyla sona ermiştir. Böylece roman seri olduğu için sonunda açık uç bırakılmış ve sonuç bölümünün okuyucunun kafasında devam etmesi, bir sonraki serinin de beklenir hale gelmesi sağlanmıştır.

Zaman

Romanın zamanı, 1905 yılında gerçekleşen “Kanlı Pazar” olayı sonrası yıllardır. 

Mekân

Romanda mekân son derece geniştir. Olayların bir kısmı açık, bir kısmı da kapalı; kahramanın hapsolduğu ortamlarda geçer. Şehirdeki hapishaneden, Kazak bozkırlarından, Talğar’ın zirvesinden, Esik nehrinden, Esik Gölü’nden, Almatı’dan, Rıskul’un adı verilen Rıskul Vadisi’den, Issık Göl’den söz edilir. Bazı satırlarda buraların üzerinde uzun uzun durulur.  

Kavramlar, Kabuller, Tespitler, Yorumlar, Kişisel Duygu ve Görüşler

Kızıl Cebe Rıskul, Kazakça’dan Türkiye Türkçesine çevrilen bir romandır. Çevirmeni Türkolog Sayın Ufuk TUZMAN’dır. 

Edebi eser çevirisi, hem yaratıcı hem de yorumlayıcı bir eylemdir. Çevirmen, orijinal parçayı okur ve neyin önemli olduğunu bulmaya çalışır. Bir metinde, hangi unsurların korunacağı ve ön plana çıkarılacağı ve hangilerinin feda edileceği konusunda sürekli tercihler yapar. Kızıl Cebe’de tercihlerin doğru yapıldığını görüyoruz. 

İyi bir edebi çeviri hem aslına sadık kalarak hem de kendine özgü bir şey ortaya çıkararak yapılan çeviridir. Çeviride orijinal dilden kayıplar olacaktır muhakkak ki bu normaldir. Buna karşı çıkanlar var,  bu da bana asıl meseleyi anlamama olarak görünüyor. Bana göre, iki veya üç olası karşılığı olan orijinal bir kelimenin romandaki bütünlüğe uyacak anlamını bulmak, çevirmenin marifetidir ve çeviri romanın çevrilen dildeki kazancıdır. Canlı ve yaşayan bir cümleyi orijinaline sadık kalmak adına, çevirmenin katkısı olmadan aynen aktarmak, romanı çevrilen dilde donuk ve ölü bir şeye dönüştürmek olur. Bu da bana gerçek bir edebiyat sadakati gibi gelmiyor. Bazen bir kelimenin eşleşebilecek tek bir karşılığı dahi olmayabilir. Muhakkak Ufuk TUZMAN da böyle kelimelerle karşılaşmıştır. Bu noktada çevirmen Sayın TUZMAN’ın, hem romanın orijinalliğine sadık kalarak hem de kendine özgü şeyler katarak yaşayan bir roman olarak okura sunduğunu fark ediyoruz. 

Edebi çeviri, her zaman yorumlayıcı ve yaratıcı olmalıdır. Dilsel bir niteliği olan deyimler, özdeyişler, atasözleri belirli bir dilde sabitlenecektir. Çünkü bütün diller farklıdır. Elbette Kazakça ile Türkiye Türkçesi daha yakından ilgili diller olduğundan örtüşmeler vardır ve bu ilişkiyi bulup çıkarmak da çevirmenin marifetindedir. Kızıl Cebe Rıskul’un etkileyiciliği, Sayın TUZMAN’ ın kelime tercihlerinin ne kadar isabetli olduğunu da gösteriyor. 

Kızıl Cebe Rıskul’da çevirmenin, çok yakın, dikkatli ve düşünerek bir okuma yapıp bundan sonra da açık, dikkatli ve düşünerek marifetli bir yazım gerçekleştirdiğini görüyoruz. Bu şekilde çalışarak romandaki anlatımda, ayrıntıya odaklandığını da fark ediyoruz. Romanı okudukça,  cümle içinde kelime diziminin ritmini, sesi ve dizgesini etkileyici bir şekilde okura aktardığını görüyoruz. 

Edebi çeviri, bir dil yeteneği ve sanattır.

Edebi eser çevirisi, uzun yılların vermiş olduğu bilgi ve birikim sonucunda ortaya çıkan çalışmalardır. Edebi eser çevirmeni, çeviri yapacağı dilde eser yazacak kadar bilgiye sahip olmalıdır. Çeviri yapılacak dilin tüm kıvraklıklarını, söz oyunlarını ve mecazlarını bilmelidir. Yerel söylemleri, şiveleri ve dildeki kültürel kodları çözecek birikime sahip olmalıdır. Aynı zamanda da edebi estetiği yakalayabilmelidir. Yazarın üslubunu, eserin dilini, kelime kullanımını koruyabilmelidir. Bu aslında zahmetli, yıpratıcı, yorucudur. Kısaca, edebi çeviriyi tanımlayan özellik, bana göre doğru ve yanlışın çokluğudur dersek, Kızıl Cebe Rıskul’un çevirisinde doğruların çokluğunun ön planda olduğunu gördük.

Ve 

Kızıl Cebe Rıskul’la bizi tanıştırdığı için Ufuk TUZMAN’ ı tebrik ediyor, teşekkür ediyoruz. Serinin devamını bekliyoruz. Bu romanın nezdinde Kazak yazar Şerhan MURTAZA’yı rahmetle anıyoruz.

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 163. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 163. Sayı