HaftanınÇok Okunanları
AYSUN DEMİREZ GÜNERİ 1
KEMAL BOZOK 2
Nergis Biray, Sema Eynel 3
HİDAYET ORUÇOV 4
İSMAİL BOZKURT 5
Ece Türköz Oğuz 6
SEYFETTİN ALTAYLI 7
Dünya yeni bir virüs salgını yaşıyor. Salgın insanlığın bugüne kadar görmediği önlemler ile atlatılmaya çalışılıyor. Her gün açıklanan can kayıpları üzüntüleri artırıyor.
Sağlık çalışanları var güçleriyle mücadelelerini sürdürüyorlar. Kendilerini de tehdit eden bu illeti durdurma, hastaları tedavi etme gayretleri her türlü takdirin üzerindedir. Ancak salgının durdurulması ile ilgili tedbirler, haklı olarak yalnızca sağlık kuruluşları ile sınırlı değil: Büyüklü küçüklü iş yerleri faaliyetlerini durduruyor, sokağa çıkma yasakları uygulanıyor, uluslararası seyahatler tarihin en düşük seviyesine iniyor, işini kaybedenler gibi olumsuzlukları, salgının getirdikleri olarak yaşamaktayız.
Salgın sürecinin nereye evirileceği, virüsün geçireceği mutasyonlar kadar dünya sisteminin de mutasyon geçirip geçirmeyeceği konuşuluyor.
Korona virüs salgını önümüzdeki yıllarda aynı SSCB’nin dağılması, Berlin Duvarı’nın yıkılışı, 11 Eylül saldırıları ve Arap ayaklanmaları gibi uluslararası ilişkilerde yeni bir dönemin başlangıcına mı işaret ediyor? Hatta bunların her birinden çok daha büyük bir etki mi oluşacak?
Bu süreçten çıkarken, ulus devletler sınırlarını koruyup, gümrük engellerini yükseltip izolasyona mı gidecekler?
Uluslararası teşkilatlar güçlenecek mi; çökecek mi?
Günümüzde her türlü tahmini yapan ve ciddi kabul edilen isimlere rastlamak mümkündür. Değerlendirmede bulunanların mümkün olduğunca rasyonel analizler sonucumu konuştukları yoksa dünyanın evirilmesini arzu ettikleri şahsi beklentilerini mi dile getirdiklerini, kimi zaman ayırt etmek güçleşmektedir.
Ancak açık olan bir şey varsa o da dünyanın bir türbülansın içine girmiş olduğudur.
Belirsizliklerle dolu bu türbülansın, oluşturduğu krizler her geçen gün derinleşiyor. Petrol fiyatlarında olduğu gibi müdahalelere istenilen cevabı vermiyor, kendi ivmesiyle sürüklenmeye devam ediyor.
Kriz sonrası hangi tahmin veya beklenti gerçekleşirse gerçekleşsin bu krizden hem ulusal hem de uluslararası dayanışması güçlü olan ülkelerin, gelecek düzlükte yarışta daha avantajlı olacakları görülmektedir. Krizle mücadelede ulusal birliğini sağlam tutabilen, dayanışma ve yardımlaşmayı artıracak liderlik vasıflarını taşıyan, devletin yönetme kabiliyeti yüksek olan, özel sektörün ve sivil toplumu bile devletin gönüllü uzantılarına dönüştürüp ve ulusal kapasiteyi üst seviyede harekete geçirebilen ülkeler, salgın dönemini ve sonrasını daha başarılı olacaklardır.
Ulusal şartların önemli ama yeterli olamayacağından buna ilaveten, ülkenin uluslararası sitemin içine girdiği türbülanstan güçlü çıkabilmesinin güvenilir, uluslararası ilişkilerle olabileceği de açıktır.
Korona krizinden çıkışta güvenilir uluslararası ilişkilerin ilk çekirdeği, tüm Türk Cumhuriyetleri için, Türk Dünyası olmalıdır.
Korona salgınında bugüne kadar en çok etkilenen Türk devleti Türkiye olmuştur. Türkiye de sağlık sisteminin sağlamlığı ve güçlü bir kriz yönetimiyle korona salgınında az yara almayı başarmıştır. Özellikle vefat oranlarının azlığı Türk sağlık sisteminin ve kriz yönetiminin büyük başarısıdır. Ayrıca Türkiye, kendi ihtiyaçlarının dışında 50’den fazla dünya ülkesine maske ve tıbbî yardım göndererek uluslararası alanda da itibarını artırmıştır.
Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan yönetimleri salgınla başarılı bir mücadele yürüterek halklarını ve ülkelerini korumayı başarmışlardır.
Bu sıkıntılı süreçte Türk Devletleri arasındaki işbirliği ve dayanışma da memnuniyet verici olaylar yaşanmıştır.
Öncelikle, 10 Nisan tarihinde Azerbaycan Cumhurbaşkanı sayın İlham Aliyev’in çağrısıyla, Türk devlet başkanları korona virüs salgını ile ilgili video konferansta olağanüstü zirve toplantısı yaptılar. Devlet başkanları düzeyinde çok taraflı dünyadaki ilk zirve olması bakımından da, Dünya Sağlık Örgütü Genel Sekreterinin katılması bakımından da Türk liderler zirvesi, salgın sürecinin önemli toplantılarından biriydi. Belki bunlardan daha önemlisi, Devlet Başkanlarının, her zamanki gibi samimi bir ortamda gerçekleştirdikleri toplantıda birlikte neler yapılabileceği konusundaki teklifleri ve bu konudaki kararları olmuştur.
Korona salgını sırasında Kazakistan hükümetinin, dünyanın 50’den fazla ülke vatandaşlarına Kazakistan’a girişte uyguladığı vize muafiyetlerini kaldırırken Türkiye’yi bu uygulamadan istisna tutması ve Türk vatandaşlarının Kazakistan’a salgın döneminde bile vizesiz girme haklarının devam etmesi gayet memnuniyet verici bir uygulama olmuştur.
Her Türk devleti, yeni küresel ilişkilerde Türk Dünyası ile olan ilişkilerini, temel güvenli çekirdek işbirliği olarak değerlendirmelidir. Bu süreç için her ülke kendi liderlik katkısını sunmalıdır.
Katılımcılarına karşı sert yaptırımcı olmayan, değişen şartlarda ülkelerin farklı değerlendirmelerini zenginlik sayan, ulusal çıkarlara saygılı ama ana ilke olarak birlikte hareketi benimsemiş esnek ittifak modeli geliştirilmelidir.
Macaristan’ın, Türkiye’nin Barış Pınarı harekâtı sırasında AB karar mekanizmalarının Türkiye aleyhine tutum açıklamasının geciktiren tavrı hatırlanarak ülkelerin, müstakil ilişkilerine saygı gösterilerek ortak dayanışma ilkelerine sahip çıkılmalıdır.
Yine Türkiye’nin Barış Pınarı harekatı sırasında, abartısız bütün dünyanın Türkiye aleyhinde tutum açıklarken, yalnızca Türk devletlerinin harekatı ve Türkiye’yi destekleyen tutumlarının hiçbir zaman unutulmaması gerekir. İşte bu birlik ve beraberlik, dünyanın içine girdiği kriz ve sonrasında da gösterilmelidir.
Türk Cumhurbaşkanları zirvesinde ele alınan, Türk Devletleri arasında;
Sağlık malzeme ve tecrübelerinin paylaşımı,
Sağlık bakanlarının düzenli toplanması,
Ortak bir sağlık komisyonunun kurulması,
Ulaştırma ve Ticaret Bakanlıkları arasında ilişkilerin yakınlaştırılması,
Ekonomik tahribatın giderilmesi için karşılıklı çıkarlar gözetilerek dayanışmanın artırılması gibi hususlar gerek Türk Konseyi gerekse diğer ilgili kurumlar tarafından yakın takibe alınmalıdır.
Kültürel kimlik bakımından dayanışmanın artırılması moral değerleri yüksek tutmak için kültürel ilişkilerin geliştirilmesine önem verilmesi ihmal edilmemelidir.
Sarsılan ve yeni yönelimlere girebilecek uluslararası sistemde, gelişmelerden en az olumsuz etkilenme ve mümkün olan alanlarda süreci ülkelerimizin lehine çevirebilecek girişimlerimizi güçlendirmek için dış politika istişare, işbirliği ve ortak karar ve hareket mekanizmalarının geliştirilmesi gerekmektedir. Son yıllarda, UNESCO bünyesinde Türk Devletlerinin sürdürdükleri işbirliği örneğinin bütün taraflar için ne kadar başarılı sonuçlar verdiği değerlendirilerek, bu işbirliği örneği diğer alanlara da yaygınlaştırmalıdır.
Kriz öncesinde de milli gelirine göre dünyada en fazla karşılıksız yardım veren ülkeler arasında olan Türkiye, korona krizi sırasında salgın ile mücadele için çok sayıda ülkeye tıbbî yardım göndererek gerçekleştirdiği insanî diplomasiyi, kriz sonrasında da artırarak devam ettirmelidir. Hatta Türkiye, insanî diplomasideki tecrübesini diğer Türk devletleri ile paylaşarak, isteyen Türk devletlerinin de bu süreçlere, ortak aktör olarak katılmalarını teklif etmelidir.
İnsanî diplomasi, hasis gönüllerin zannettiklerinin aksine sanıldığı kadar pahalı değildir. Hatta gerek siyasî ilişkiler gerekse ekonomik ilişkiler bakımından en verimli yöntem olduğunu ileri sürmek bile mümkündür ve bizim kültürümüze son derece uygundur.
Türkiye dünyanın son yıllarda eksikliğini hissettiği üst fikri, insanî diplomasisinin üzerine yerleştirerek dünyada aç, susuz, ilaçsız, adalete muhtaç mazlumların ihtiyaçlarını diline, dinine, ırkına ve hangi ülkenin vatandaşı olduğuna bakmadan imkanları ölçüsünde karşılayan ve onların sesini uluslararası alanda duyuran ülke olma onurunu taşımaya talip olduğunu göstermeye devam etmelidir.
Türk Dünyası, kendi arasındaki birlik ve beraberliğini artırarak, daha güçlü bir yapıya kavuşmalıdır. Dünyanın girdiği bu türbülansta daha az savrulmanın makul yollarından biri budur. Bu beraberlik her birimizin yararına hatta dünyanın da yararınadır.