HaftanınÇok Okunanları
Ahmet Kartal 1
Coşkun Haliloğlu 2
Serdar Dağıstan 3
ŞADİKUL HEMRA 4
KEMAL BOZOK 5
Kardeş Kalemler 6
Aygul S. TÜRİKPENOVA 7
ÜNLÜ YAZAR
Salon ilk gençliğini yaşayan çocuklarla tıklım tıklımdı.
Sahneye çıkan adam “Ayılara hayranım!” diye söze başladı.
Salonda bulunan herkes güldü ve alkışladı.
Adam, yer yer argolu, küfürlü konuşmasının sonuna kadar dinleyenleri güldürdü ve onlardan alkışlar aldı. Sözlerini yine ayılarla tamamladı: “Ayılara hayranım, çünkü armudun iyisini ayılar yer. Ben de armudu çok severim.”
“Kim bu adam?” dedim.
“Aa… Tanımıyor musun? O çok ünlü bir yazar. Kitapları her ay çok satanlar listesinde…”
“Ne yazıyor?”
“Kısa kısa yazıyor…”
“Kısa kısa ne yazıyor?”
“Biraz ayıp şeyler yazıyor.”
USTA SALATACI
Onu dikkatle izledim.
Çıkardığı malzemeyi büyük bir ciddiyetle, tane tane, yaprak yaprak neredeyse çitileyerek yıkadı. Kaba suyu süzüldükten sonra belli bir sırayla kimini doğradı, kimini rendeledi. Büyükçe bir kayık tabağa özenle yerleştirdi. Önceden hazırladığı sosu üzerinde gezdirdikten sonra tabağı getirip masanın orta yerine bıraktı. Tabak, yemek masalarına konan çiçek saksılarından daha görkemliydi. Sanki usta bir ressamın natürmort çalışmasından ilhamla oluşturulmuş gibiydi. Konum, renk, duruş yönlerinden son derece uyumlu bir sanat eseri kadar güzel görünüyordu. Yenilsin diye değil de seyredilsin diye yapılmış gibiydi. O güzelim sanat eserini, tabaklarımıza parça parça alarak yedik, yok ettik. Görüntüsü kadar lezzeti de harikaydı.
Yemekten sonra kahvelerimizi içerken sordum:
“Sen ki ekmek dilimlemeyi bilmeyen bir adamdın. Salata yapmayı kimden öğrendin?”
“Sigara ve oruçtan!” dedi.
Sorduğum soruya en saçma cevabı vermişti.
Niçin alay ettiğini anlamak üzere yüzüne baktım, ciddi görünüyordu.
“Sigara ve oruç!” dedi daha vurgulu. “Bir zamanlar ne çok sigara içtiğimi sen biliyorsun. Ramazanlarda ekmek, su aklıma gelmezken sigara aklımdan çıkmazdı. İftara doğru büsbütün krize girerdim. İşyerindeysem diğer çalışanlarla, direksiyondaysam diğer sürücülerle, evdeysem eşimle çocuklarımla takışırdım. Mübarek günmüş, oruçmuş düşünmez bol bol hatır gönül kırardım. İftar edip de bir sigara yakınca sakinler, yaptıklarıma pişman olurdum. Eşimin deyimiyle “iftar sonraları melek gibi bir adam” olurdum.
Bir gün iftara doğru ben yine ortalığı kırıp geçirmek üzereyken eşim geçti karşıma. Yatıştırıcı güzel sözlerle beni ikna edip mutfağa soktu. Salata yapacaktım. Malzeme tezgâhta hazırdı. Hayatımda ilk defa salata malzemesi yıkadım, salata yaptım. Ramazan geleli ilk defa huzur içinde sofraya oturduk. Huzur içinde iftarımızı yaptık. Eşim çocuklarım teşekkür üstüne teşekkür ettiler. Salatamın ne kadar güzel ne kadar lezzetli olduğunu söylediler. En yakınlarımın iltifatları çok hoşuma gitti. Ertesi gün iftara doğru mutfağa kendiliğimden girdim. Böylece evde salataları ben yapmaya başladım.
Zamanla kendimi geliştirdim, ustalaştım. Sigarayı bıraktım, salata yapmayı bırakamadım. Bu beceriyi bana sigara ve oruç kazandırdı.”
BEKLEMEK
Kansersin, ameliyat, dediler.
İlk evredeymişim, korkmamalıymışım.
Hazırlandıktan sonra gelmeliymişim.
Röntgen, tahlil, tetkik, ultrason, kalp grafisi, kemik sintigrafisi, anestezi…
Bir ayda hazırlanabildim, suçları alıp gittim.
Kalınca bir deftere adımı yazdılar, sıra var bekleyeceksin, dediler.
Bir buçuk ay bekledim, çağırılmadım. Azarlanmayı göze alarak kendiliğimden gittim.
Ameliyat sırası bekleyen çok hasta varmış, henüz sıram gelmemiş, bekleyecekmişim.
İyi ki birinci evredeydim, yine de endişeyle bir buçuk ay daha bekledim.
Çağırdılar.
Tahlil, tetkik değerlerim değişmiş olabilirdi.
Yeniden hazırlanmam gerekiyordu.
Bu defa iki hafta içinde sonuçlara ulaşabildim.
İkinci evre, dediler.
Hemen, dediler.
Yine de ancak bir hafta sonra ameliyata alabildiler.
Hoca, ilk ziyaretinde ameliyatın başarılı geçtiğini, güzelce temizlediklerini söyleyerek beni rahatlattı.
Dedim ki “Saygı değer hocam ameliyatı niçin bu kadar geciktirdiniz?”
Bir şeyler söyleyecek oldu, vazgeçti.
Karşı duvarda alçak sesle haberleri veren televizyonu gösterdi.
“Açın sesini, dinleyin!” dedi, çıktı.
Televizyon, istifa ederek yurtdışına giden, her yıl sayıları daha da artan uzman doktorların haberini veriyordu.
GELECEĞE YATIRIM
Köyleri, kışın kardan, buzdan sıkça kapanan geçidin başlangıç noktasındaydı. Arabası kara saplanıp geçidi geçemeyenler ilk onun kapısını çalardı. Çünkü geçit tarafındaki ilk ev onundu. O, hem yardım sever hem konuksever, iyi bir adamdı. Darda kalmışlara kapısını açar, güler yüzle içeriye alır, yemek, çay, kahve ikram ederdi. Sonra adam boyunda tekerlekleri olan traktörünü çalıştırır, konuğuyla gidip arabayı saplandığı yerden kurtarır, evinin önüne kadar çekerdi. Yollar açılınca güler yüzle uğurlardı. Konuğa hizmeti, hürmeti ibadet gibi görürdü. Konuğu nasıl ağırlarsa öteye vardığında kendisinin de öyle ağırlanacağına inanırdı.
UZMAN
“Ben, dayanıklı duvar nasıl yapılır, lezzetli fasulye nasıl pişirilir bilmem. Uzmanı olmadığım hiçbir konuda konuşmam, susarım. Sen de Kitap hakkında konuşma, hatta düşünme, sus arkadaş! Ben, gerektiğinde, gerektiği kadar konuşurum. Sen dediğimi yap, gerisine karışma!”
“Kitap, aklı olan herkes için değil mi?”
“Evet ama uzman benim. Kitap, nasıl anlaşılmalı, nasıl yaşanmalı ben bilirim. Sen, ancak benim anlattığım kadar anlayabilirsin. Hayatını anlattıklarıma göre düzenlersen kitabı dosdoğru yaşamış olursun.”
“Ya seni yanlış anlarsam?”
“Doğru anlıyormuş gibi yap. Bir süre sonra doğru anlar, doğru yaşarsın!”
“Peki, senin gibi yaşamayı paraya, mala, mülke, alkışa, lükse tapınmak olarak görüyorsam?”
“Kes sesini! Kitap düşmanı seni!”