Kurt Kuyruğu


 01 Nisan 2024

Anlatmak istediğim hikâye Kırım’da çok eski zamanlarda olmuş. Onu kendi dedemin ağzından, dedem ise kendi dedesinden işitmiş. Dedelerimizin Kırım’da nasıl yaşadıklarını merak ettiğim için sizlere de anlatayım. 

Beşüy köyünde Seyitcelil adında biri yaşarmış. Gençliğinde maddi durumunu düzeltmek için Kırım’ın bozkırlarına ırgatlık yapmaya gider. Bir zenginle anlaşarak çobanlık yapmaya başlar. 

Genç Seyitcelil çok iyi çalışır, el mülküne namusla davranır. Sürüsü arttıkça, zengin adam gittikçe zenginleşiyor. Beş yıl geçmesi sonucunda köyünü çok özleyen çoban geri dönmeye karar veriyor. Zengin adam anlaştıkları gibi hesabını kesiyor, hatta güzel hizmeti için elli koyun yerine altmış baş hayvan vererek mükâfatlandırıyor kendisini. Orada helâlleşen Seyitcelil sevine sevine kazandığı koyun sürüsünü Beşüy’e getiriyor. 

Beşüy ormanlık içinde çok güzel ve bereketli bir köy imiş. Yem yeşil otlaklar da koyun gütmek için çok uygun. Bir kaç yıl içinde altmış baş koyun bir kaç kat artıyor. 

Bir gün sabah koyunlarını otlatmaya götüreyim derken koyun ağılı yanında kan izlerine rastlıyor. “Nedir bu izler, acaba?” fikri gün boyunca kafasını kurcalıyor. 

Ertesi günü sabah aynı yerde tekrar kan izlerini görüyor. Seyitcelil koyunlarını sayarak eksildiğini anlıyor. Akşam oluyor. Çoban bu gece ahırda uyumaya niyetleniyor: “Ne olup bittiğini bilmem gerek. Hani, benden başka koyunlarıma kim göz koymuş bir göreyim. Kurtlar geri dönmüş olmasın...” diye düşünüyor. 

İlkbahar olduğuna bakmadan günler çok sıcak. Sessiz bir gece, ama rahatlık yoq. Kaygı ve endişeden Seyitcelil hala uyuyamıyor. Bir anda ağıldan atılıp düşen bir şeyin sesi çalınıyor kulağına. Ürküp telaşa kapılan koyunlar her tarafa koşmaya başlıyorlar. Seyitcelil yerinden sıçrayarak ağıla çıkıyor. Dolu ay ışığında ağıl içinde kurdun koyun peşinde koştuğunu görüyor. “Seni hayvan! Ben seni gebertmez miyim şimdi...” diye şuracıktaki kapı yanından dirgeni alıp peşine düşüyor.   

İşin içine bekçilik yapan Seyitcelil’in ayak sesleri de girince daha fazla şaşkına dönen koyunlar bu kez koşarak buldukları deliğe tıkılmaya çalışıyorlar. Bu durumda ağılın ortası açılınca kurt elinde dirgen tutan kişiyi görüyor. Gözleri iki kor parçası gibi parlayan kurt dişlerini göstererek hırlamaya başlıyor. İnsanın kurda karşı gelmesi de cesaret ister tabi ki. Ama güçlü ve geniş omuzlu, kavi bilekli bu adam bu özelliklere sahip biriydi. Seyitcelil attığı adım ve kati tavırla korkmadığını göstererek hırsızın üzerine yürümeye başlıyor. Bunu fark eden hayvan sağ tarafa dönerek dış duvara doğru kaçmaya yelteniyor. Seyitcelil vakit kaybetmeden o tarafa koşuyor. Hemen dirgeni yere atıp atlama anında olan kurdun kuyruğundan yakalamaya muvaffak oluyor. Kurt duvarın arkasında sarkmışken kıvrandıkça kıvranıyor. Adam var gücüyle tutarken ne yapacağını şaşırıyor. Hayvan ise can çekişiyor, sarsılıyor. “Bırakırsam, kim bilir, yarın öbür gün gene gelir. Bana gelmezse, başkasının malına zarar verir. Ama böylece ben de bir şey yapamam.” diye düşünürken Seyitcelil hemen belindeki kamasını çıkarıp kurdun kuyruğunu kesiyor. Kuyruğundan ayrılan kurt acınası sesle ciyak ciyak sızlayarak ormanda kaybolup gidiyor. Elinde kuyruğu tutan Seyitcelil: “Hani, gel bakayım bir daha! Canından olursun kefere! Senin için mi ben beş yıl Nogay’a çobanlık ettim?” diye somurdana somurdana yorulan haliyle dinlenmeye gidiyor.     

Ertesi günü sabah: 

“Bu gece senin avludan bir sesler işittim, hayırdır inşallah?” diyen komşu hal hatır sormaya geliyor. 

“He-e-e, sorma, ağam, sorma… Bütün gece kurtlarla savaştım”.

“Sen ne diyorsun, ya? Nasıl kurtlar be?”

“Nasıl kurtlar olsun? Dört ayaklı, kuyruklu kurt işte!”

Seyitcelil gece olup bitenleri anlatıyor. 

“Olmaz böyle bir şey! Hemen uyduruverdin sen de. Beş altı yıldır kurt falan görmemiştik.” diye itiraz ediyor. Komşu önceden inanmıyor ama kurt kuyruğunu görünce kabul ederek çok şaşırıyor. 

Köy dediğin köy, haberler çok çabuk dağılır. Olayı duyan her kes kurt kuyruğunu görmeye geliyor. Bundan ötürü Seyitcelil kuyruğu yol kapısı üzerine asıyor. Merak eden köylüler her gün ziyarete geliyor. Seyitcelil’e artık Kahraman lakabı takılıyor. Hangi Seyitcelil, denildiğinde Kahraman Seyitcelil, denirmiş. 

“Evet, pek inanılacak bir hikâye değil. İnsan kurtla savaşır mı?” diyenler de oluyor. İnanmayanlara dedemin cevabı daima hazırmış: “Yav, sizler şimdi çok yemek zararlı diyorsunuz. Eskiden adamlar bir oturduğunda yarım koyunu lop diye yer hem de yağlı olanını ararlarmış. Kuvveti de ona göre, her biri bir pehlivanmış.” Bu sözler hususi bir iftihar ile söylenirdi, sanırsın ki, farklı bir dünya ve efsane gibi insanlardan bahseder... Ben ise ne zaman ki kurt sözünü duysam, hemen gözüm önünde artık dünya yüzünden silinen Beşüy köyü ve pehlivanlar gibi dedelerim canlanır. 

(AYB Balkanlar Çevrim İçi  Hikâye Atölyesi, Şubat 2024)

 

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 208. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 208. Sayı