Küy - Kudret!


 01 Aralık 2021



«Ah, dombıra!
Atadan kalan senin de benim
de cihazım,
Ebedisin, muradımsın
O kibar, sade, meyilli sesin!
Babanın yaşı çok, canım,
Başkalarına hiç tapınma,
Sadece dombıranın ayağına
eğil,
Ayaklarına eğil, küye tapanım!
»
Mendekeş SATIBALDİYEV
Atırau bölgesinin sakinliğini bozan Nisan’ın
şiddetli beyaz kar fırtınası bozkırın eteğini
çalkalayıp kaldırdı. Gökyüzü de çabuk kızan
insan gibi kaşları çatmış gibi duruyordu. Fırtına
gibi yağan kar ahırdaki hayvanların, evdeki
insanların ökçelerini bastırmadı. Atların
kulakları bile görünmeyen fırtınada iki binicilik
atlı batan güneşle yarışıp geliyorlar. Koyu
renkli at yavaş yavaş ilerliyordu. Fırtına bir an
için dindiğinde Kaşağan yanındakine tüm
gücüyle seslendi,
- Kurman (Kurmangazı’nın kısaltılmış hali)
Ağa, bu fırtına ikimizi kıyametin dibine katar
çeker diye korkuyordum, fakat şükür hava düzeldi
gibi.
- Hey, Kaşağancığım! Canım! Biz ikimiz hiç
fırtınadan yağmurdan gizlenmiş miydik? Şu
hayat bize ne zaman merhamet davrandı ne
zaman kucağını açtı? diyerek Kurmangazı alnını
kapatan kuzu derisinden yapılan böriğini
(şapkasını) biraz kaldırdı.
- Halkısınız, Kureke (Kurmangazı’nın kısaltılmış
hali) diyen Kaşağan’ın gözleri yaşlara
doldu, fakat hemen toparlandı.
Küçüklüğümüzden beri
bu kırların yakıcı sıcaklığını
da fırtınasın da yadırgamadık,
bunlarla büyüdük. Yaşadığımız
hayat, kargaşa; günümüz
de telaş. Durmadan
esen şiddetli rüzgâr kırdan
da kuytudan da buluyordu
bizi. Onu düşünüp, üzülüp,
halsiz geliyordum ya, Kureke!
Bu on gün içerisinde yoldan
yorulduğum anda size
baktığımda kendime geliyorum.
Size yıkılmayan, yorulmayan,
dayanıklı bir üstünlük
diye hayran kalıyorum. “Çekilmeyen kalın
düşmandan Kurmangazı, takılmaz kaderin de
engellerine” demeniz de doğrudur.
- Hey, orak dilli şairim! “Kılıç kesmez mi, delikanlı
gelişmez mi?” denilen yaşta da değilsin.
Senin söz hızına hiç sınır konulabilir mi? Dedesine
büyüğüm diye saygı duymayan kibirli
zevzek bir şaire sinirlenip söylediğin sözler
hala aklımda. “Filin diri fiyatı da bin dilda
(akçe), ölse derisi de bin dilda” demen içime
sindi.
- Kureke, Sizin yeteneğinizin yanında bizim
şairliğimiz çok basit kalır. Siz dombırayı elinize
aldığınızda, anında dalgalar yerinden
oynuyor, beklenmedik yerden gök gürültüsü
duyulup, çölün kurumuş dudakları ıslanıyor
gibi olmuyor mu?
- “Kaşağancığım, ne diyorsun gene? “Tepeden
dağ, küçükten de büyük yapma” dediğimi
unutma. Karanlık basıyor. Uzaktaki o parlayan
ateşi görüyor musun? Köy olması lazım.
Atlarımızın başını oraya çevirelim, can yoldaşım
oraya doğru” dedi yelesini kaldırarak.
İki yolcu soğuktan iyice üşüyerek, donarak,
halsiz kalsa da kaderin yazdıklarına karşılık
veren canlardı. Beyaz fırtına ile çabalayan
ikilinin kalpleri sıkıntıya kapılırsa şu inatçı doğanın
esirinde kalırlar mıydı? Belası ve azabı
hiç eksik olmayan zavallıyı taşla vurmuş gibi
durdurur muydu, kim bilir? Dönen, aslan gibi
uğuldayan fırtına ile çarpışan Kurmangazı ve
Kaşağan’ın iç dünyası da fırtına gibi somurtkan,
kendisine göre güçlenip, içinden kaynayan
bir acımasız…
Onlar bacasından duman çıkan koyu renkli
bir eve geldiklerinde, zayıf yüzlü, ince bir delikanlı
ocağın başında kazanın (büyük tencere)
altın uzun maşa ile tekrar tekrar karıştırıp,
bir yandan kazanın içindeki çorbanın tuzunu
ağaç kaşık ile bakıyordu. İkincisi, yorulmuş
gözleri şişmiş, kızarmış, bıyıklı, elliden üstün
çoban gönülsüz olarak çuvaldan tezek çıkartıp,
ateşe atıyordu. Kalan iki çoban ateşe
ısınmış, uyuklayarak oturuyordu. Koyu renkli
evin kapısı şak diye açıldı, eve bir avuç soğuğu
getiren ikiliyi gördüklerinde, evdeki dördü
yerlerinden fırlayarak ayaklarına kalktılar.
Gelenlerin hayvanların sahibi değil de yabancı
yolcular olduğunu görünce ağızlarını
kımıldatarak, selamlarını bile almadan yerlerine
oturdular ve işlerine devam ettiler. Birisi
Kurmangazının sırtındaki dombırayı gördü de
yanına geldi,
- Sizlere kalacak yer, yiyecek yemek bizde bulunmaz.
Tepenin alt kısmında Yeskali imamın
köyü var. Yeskali imam ismi yayılmış iyi ve dindar
biridir. Dombıranı farkettim, bugün Yergali
imamın değerli konukları olacağını ümit ediyoruz
dedi ve yollarını göstermeye gitti.
O geldiğinde evde kalan üçü, “Neden böyle
bir şey yaptın? Yeskali imamın korkunç ayıbını
neden sakladın? Fakirlerin dini yarım, düşünceleri
pis olan Yeskali imamdan gördükleri
az mı geldi? Şu zavallıların fırtınada gördükleri
az gibi bir de imamın köpekleri saldırsın
mı diyorsun?” diyerek saldırdılar. O adamın
yüzü kızardı. Birazdan öcünü almak isteyen
kişi gibi kızarak,
- “Gitsin, Yeskali imamınkine. Farkına vardıysanız
basit bir insanlar değil bunlar. Yeskali
imamı korkutmazsalar benim selamımı almayabilirsiniz”
dedi kesip.
Kurmangazı ve Kaşağan’ın:
- Allah’ın misafirleriyiz! – dedikleri sesleri
dank diye duyulunca imam tilki işiğini (içi
hayvan derisinden dışı ise kumaştan yapılan
bir tür dış giyim) üstüne attı, kaşlarını yağacak
bulutlar gibi çattı. Kapı önündeki ikiliyi umursamadan,
hizmetçi çocuğa;
- Hey, hizmetçi kul, çay içerken kapıları açma
demedim mi ben sana? Boran esip, soğuğu
geldi kafama. Sırtımı iyice ört de çuvaldan
ateşe tezek at. Sonra boş oturma su getir, abdest
alacağım, ısıt biraz, acı diliyle dedi de
“Hey, benim başı boş dolaşanlar için bembeyaz
kurduğum çadırım yok benim. Kapıdan
içeriye girmesin dombırasını taşıyan dilenciler.
Yürüyün, ahıra gidin” diyerek yüzünü
küyşi ve şaire döndürdü. İmamın alçaklığı
Kurmangazı ve Kaşağan’ın kalplerini resmen
dilip geçti. Kaşağan koparmış gibi:
Şiirim on dört yaştan yoldaşım idi,
Kırmızı dilim konuştuğunda elmas idi.
Zengin imam, han, hâkimden yorulduysan,
Sen şarkım, ben de Kaşağan olmaz idim.
Baksana çok dikkatli bir etrafa,
Dombırayla asılan torbalarla da.
Altı kanatlı beyaz ev1 duruyorken,
Neden bizi kovuyorsun ahıra sen?
Kişiliğin ne kadar düşük imam ağa?
Anlayışın sadece meskarın (sadece kendi boğazını
düşünen çıkarcı adam) kutun
Uğursuzluğunu (biçareliliğini) damlatarak
yüzüne söylersem,
Üstüme atlayıp, sinirlenip, çatlama” dedi.
İmam şaşırır, kafasındaki yamulmuş sarıklığını
düzeltir, “Bir tek Allah’a inanan adaletli canım”
dercesine seccadesini yere serer. Ellerine
açtı, Allah’a yalvardı, inleyerek. İçinden
güldü mü, hıçkırarak ağladı mı, bir çaresizlik
durumdaydı. Namazı da bir türlü bitmedi.
Dışarıda karlı fırtına. Fırtınayı dikkate almayanların
da yaptıkları ilginç. “İçeride neler
oluyor, biz de boş kalmayalım” diye kulak kabartanların
sayısı azalacağına artıyor…
Kurmangazı kalın düşünceye daldı. Bu durumda
“kahraman” olup, cesurluk yapmak
da zor. Kaşağan’ın yüzü kızarıp, kaşlarının
çatmış olduğunu gören Kurmangazı üstünü çıkartıp töre2 doğru ilerledi. O zaman altı kanatlı
beyaz çadırın tündiği3 çalkalanıp, titremiş
gibi oldu. Şaşıran imam yüzüne ellerini
sürerek, çift misafire tüm vücudu ile döndü.
Ne kadar büyük bir kudret! Yüzlerinde hiç
korkmak veya çekinmek gibi bir işaret yok. Kır
Kazaklarına laik özgürlüğün yeli esmekte. İki
akşamın ortasında gelen atlı ikili imamın ödünü
patlatıp, aklını almaktadır. Şu korku ne biçim
korku idi. İmamın bedeni titredi, bir ısındı,
bir soğudu. Evin içindeki sessizliği imamın
çocuğu bozdu. Koşup geldi ve dombırayı
inceledi. Küçücük parmaklarıyla dombıranın
tellerini din-din diye çaldı, çıkan sese şaşırdı
ve güldü. O anda imamın candan sesi çıktı;
- “Hey, baka bolgır (kurbağa olacak şey), çekil
oradan! Burası Allah ve Kuran’ın yuvasıdır.
Kirletmek isteyen cin-şeytanların girip, törde
yığılarak oturduklarını görmüyor musun?
Şeytanın kurnaz ağacın izliyor musun, seni it
oğlu it” diyerek çocuğun yüzüne iki tane geçirir.
Evi başına kaldıran sesle bağıran çocuk,
koşup kara taş gibi yerinde dona kalan baybişenin
(birinci karısı) koynuna girer.
- “Durdur, imam, saçmalıklarını” der Kurmangazı
sinirli gözleriyle ateş saçarak, Kaşağan
dombırasını eline alır, çalar ve gökyüzüne
ulaşan acı sesiyle sözlerine başlar;
“Kolumdaki tek bir ağaç,
Koşulabilen bir ağaş.
Kolumdaki ağacım,
Yanımdaki dombıram.
Dombıra günah diyen bir söz,
Sadece bunu söyleyen dombıra.
Şafakta mahşer olduğunda,
Kimin iyi-kötü olduğunu
Allah bilir sonrasında.
Seni saygılı imam derler,
Küfür söylediğin ne ağaç?
Hasretli Musa için
Değnek olan bu ağaç.
Cennetlere tuzaktan
Engel olan bu ağaç.
İsteği günah demeyiniz,
O da bayram ve düğünün.
Sazı günah demeniz
Atamız insan Peygamber,
2 Değerli misafirlerin oturduğu çadırın baş kösesine
3 Çadırın tepesini örten dört köşeli keşe
Yedi sazla yere inip,
Küy çalmış derlerdi.
O günlerde o da saz.
Bu günlerde o da saz.
Sazı günah diyen,
İmamcığım, senin aklın az” diyerek imamı yerden
alıp yere vurdu. Evdeki kafaları yere eğik
insanların yüzleri güldü. Dışarıda kulak kabartanlar
“bu şairin dili keskin kılıç gibi İmamı güzelce
bir kesti” diyerek mutlu oldular.
Yârin başına konan tek bir toy kuşu gibi imamın
kafası öne düştü. Bir avuç gibi, bir şöküm4
gibi çöktü bir köşede. Herkesin dikkatini kendisine
çeken kırmızı yanaklı bir bayan küpeleri
şıngırdayarak dastarhan5 serdi. Baursak6 döktü
dartarhana. Kırmızı közde iyice kaynayan
semaver geldi ortaya. Kazandaki yemek iyice
kaynayıp, genç yılkı etinin konusu sardı evi.
Kurmangazı, kaymak tadı gelen kırmızı çayını
süzerek döken, kâseyi tutan kırmızı yanaklı bayanın
gözlerinde ateşi fark etti. O ateş sanata
olan tutkunluğu idi. Zeki küyşi parlayan kıvılcımları
kendisine dikilen sayısız gözlerin içinden
de gördü. Gördü ve içini ruh sarmış gibi
canlandı, mutluluğundan bedenindeki kan
kaynadı. Derhal hızlı rüzgârla yarışta koşan at
gibi altmış iki damarı hareketlenip, üstünden
ter aktı. Bu, onun içinden yaşadığı iç duygularının
küyü idi. Bu, doğacak olan küyün kudreti
ile onu ta yükseklere kaldıran gücün etkisi idi.
Bundan sonra, iki telli “din” diyen Kurmangazı’nın
uzun parmaklarından şeşenin dili bitmiş
gibi müzik akmaya başladı.
Dombıra dilinde kuvvetli ses, güzel saz. Bazen
Hazar denizin dalgaları gibi bağırır, bazen
parıldayarak yanan ateşin ışığı gibi parlar,
bazen gökyüzünde kanatlarını çırpan kartal
gibi uçar, bazen ağızlığı ile güreşen at gibi
gümbürtülü kişner bu küy!... Altı kanatlı çadırın
içindeki yaşayanlar Kurmangazı’nın siyah
dombırasının sesinden güç, ışık almış gibi
mutlulardı. Zayıf değil sadece nar7 gönüllü insanlar
toplanmıştı bu yerde. Köşede bir avuç
gibi bürükmüş imam sararmış yüzünü ne kadar
gizlese de dombıranın sesini istemeden
dinledi…
Küy, kudret! Kurmangazı da bir kurdettir!...
4 Üç parmak ucuyla bir miktar
5 Sofra
6 Pişi
7 Tek hörgüçlü deve, güçlü

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 180. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 180. Sayı