Laçın İçin Üç Şiir


 01 Aralık 2020



yaralı gönül

Seni de kemana koyup attılar,

Zamane seni de pek aza verdi.

Böylece yurdunda at oynattılar,

Gözün göre göre dil ceza verdi.

 

Toplanıp geldiler dağdan, yabandan,

Güya canıyanan çıktılar sana.

Âlimden, şâirden, erden, çobandan,

Her biri bir yandan baktılar sana.

 

Hepsi doğru, dedi, haklısın, dedi,

Sofranın başından gidene kadar.

Ümitler gözünü yollara dikti,

Yaz gelip yoncalar bitene kadar.

 

Gelecek yazın da arttı otları,

Ellerin çizildi dikenlerinde.

Yine giyilmedi zafer botları,

İliştin vadenin imkânlarında.

 

İnsafsızca, yazdı tarihi yazan,

Acılar içinde geçen zamandı.

“Şimdi de içinden kaynıyor kazan”,

Tilkinin önünde korkan aslandı.

 

Dışardan gelene gücü yetmeyen,

İçin için seni böyle dağlıyor.

Benim uzun yıllar gamı bitmeyen,

Dertli mısralarım sana ağlıyor.

 

Günün gündüzünde ağrıyan gözüm,

Geceler gelmeyen uykumsun benim.

Kendi sesleriyle avunan sözüm,

Yad elde varımsın, yoğumsun benim.

 

Vaktinde kadrini bilmedim senin,

Şimdi de ateşlerde, kor karıyorum.

Düşüp sokaklara dilenci gibi,

Herkese el açıp yurt arıyorum.

 

bugün de Laçın günüdür!

Laçın yayla-yayla lale değilmiş,

Cin elinde narin bir şişe imiş...

Bendergâh içinde kale değilmiş,

Avucumda gizli menekşe imiş.

 

Yedi kirpi gelir, kürkleri yırtık,

Kürkü yırtıkları kürkleriz artık...

Yadın ayağında olmuşuz çarık,

Laçın çarık bağı, ip-köşe imiş.

 

Oynatan oynatır bizi haçında,

Yerle bir edilmiş her şey Laçın’da:

Kederli bakışlar kabir taşında,

Sürülmüş ruhlarda endişe imiş.

 

Bağlanmış kolumuz yağlı kirişe,

Düçar edilmişiz düzelmez işe...

Safça saf tutmuşuz geliş gidişe,

Gelip gidenler de gor eşen imiş...

 

Osman, silinmede çöllerin izi,

Ağı gibi gelir âşığın sesi...

Yağar üstümüze yıların isi,

Ütülmek bizlere pür neşe imiş

 

bugün biz Laçınsız Laçınlılarız

Ne giden, ne kalan yerimiz varmış,

Göçü yiten kurtça uluruz yalnız...

Herkesin gönlünü bir Laçın sarmış,

Bugün biz Laçın’sız Laçınlılarız.

 

Ardından bakarız devrilen taşın,

Bıraktığı izden dolaylarını.

Emeksiz ekmeğe karışan başın,

Güderiz hanların saraylarını.

Dağların üstünde var mıdır duman,

Dumandan süzülür cılız bir ışık.

Çaresiz gözleri yollarda kalan,

Bir garip Laçın var, bir Sarı Âşık.

 

Şehir “kucaklıyor” torunlarını,

Mezarı sızlarken ata dağların.

Rüzgarlar taşıyor gam efkârını,

Gönlü gülmeyenin gözü ağların.

 

Daha küllenmeden Şuşa ağrısı,

Laçın’ın da dağlarına ağlarız...

Çalındı vatandan yurdun yarısı,

Şimdi Laçın gezen Laçınlılarız...

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 168. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 168. Sayı