Lavantalar Ne Zaman Açar


 01 Mayıs 2020


Ataman Kalebozan, uzun bir bekleyişten sonra bizi ikinci kitabı “Lavantalar Haziranda Açar”la tanıştırdı. Bu uzun bekleyişin asıl sebebi, yazarın daha iyiye, daha güzele, mükemmele kavuşma arzusudur diyebiliriz. Bir yerlerde yayınladığı halde kitaba almadığı hikâyeler, kimi hikâyelerin birkaç kez yeniden yazılışı, bekletilme sırasında hikâyelerin defalarca, gözden geçirilerek düzeltilmesi hep bu mükemmele ulaşma arzusundan kaynaklanmaktadır. Kalebozan için yazmak elbette önemlidir, ne var ki etkili, güzel ve kalıcı yazmak daha da önemlidir. İlk kitabı Gün Geceye Düştü ile Lavantalar Haziranda Açar karşılaştırıldığında onun bu hassasiyetini açıkça görmek mümkündür. İki kitap arasındaki fark gün ile gece kadar olmasa bile epeyce büyüktür. 

Yazarlıkta başarı dille sağlanır.

Onun hikâye dili aşırı süsten uzak, yalın, açık, anlaşılır, duru bir Türkçedir. O, anlattığı olayların, durumların, kişilerin etkili güzel ifadelerine en uygun kelimeleri seçerek o kelimelerle en uygun cümleleri kurar. Kişilerin anlatımında, kişiler arası diyaloglarda yaş, cinsiyet ve sosyal konum mutlaka dikkate alınır. Hikâye kişisi bir çocuksa, kendini bir çocuğun bakış açısıyla tanımlar, çevreyi, olup bitenleri bir çocuk gibi algılar. Gülücük Gözyaşları’ndaki çocuk böyledir. Anlatılan kişi yaşlı bir adamsa; onun tavrı, hal ve hareketleri yaşına uygundur. İçinde yaşadığı çevre ve şartlar yaşlı bir adamın bakış açısıyla algılanır, yorumlanır. Tıpkı kitabın belki de en kısa hikâyesi Rüya’da olduğu gibi… Sadece Gülücük Gözyaşları’nda, Rüya’da değil, kitabın bütün hikâyelerindeki kişiler, kendi yaşlarının, cinsiyetlerinin, sosyal konumlarının gerektirdiği gibi davranırlar, konuşurlar, düşünürler, hareket ederler…

Hikâyelerin dikkat çekici başka bir özelliği de kurgularındaki ustalıktır. Hemen bütün hikâyeler okuyucunun beklediği gibi gelişse bile beklemediği şekilde sonuçlanmaktadır. Hikâyenin sonuçlanması her şeyin bittiği anlamına da gelmez. Okuyucu kafasında hikâyeyi yazmaya adeta devam eder. Bu özellik, hikâyeyi güzelleştiren, yazarı kalıcılığa doğru taşıyan bir özelliktir. Kurgu ustalığının gösterildiği hikâyelerden biri de kitaba adını veren hikâyedir. Ahşap Ev isimli hikâye de ustaca kurgulanmıştır. İkisinde de sonradan söylenmesi gereken hiçbir şey önceden söylenmediği gibi, ipucu bile verilmemiştir. İkisi de okuyucuyu şaşırtacak biçimde sonuçlanmıştır. Kitapta yer alan hikâyelerin çoğu, bu özellikleriyle bize Çehov hikâyelerini hatırlatır.

Bir Kadın Tanıyordunuz isimli hikâyede, aşağılanan, şiddet uygulanarak sindirilen bir kadının isyanı işlenmiştir. Vücudunda darp izleri bulunan kadın, kocasının konferans verdiği ve kadın dinleyicileri tarafından takdirle alkışlandığı salonda kürsüye gelerek yüzüğünü çıkarır, mikrofona eğilir kocasını terk ettiğini söyler. “Senden ayrılıyorum. Seni terk ediyorum!” der. Hikâye burada sona erse de okuyucunun kafasında devam etmektedir.

Plan Z isimli hikâyede işyerinin en görkemli odasında yalnız çalışan, herkese yüksekten bakan, havalı, palavracı bir memur, iş arkadaşı olarak gelen bir kadını odasından atmak ister. Kurduğu bütün tuzaklar, uyguladığı bütün planlar hiçbir işe yaramaz. Sonunda Z planı uygulamaya konulur. Z planı, diğerlerinin tam aksine kadının odasından gitmemesi için çalışmayı gerektirmektedir. Palavracı, çalışma odasını kadınla paylaşmaktan artık memnundur. Çünkü kadın güzel gülümsüyordur.

Bu iki örnekte görüldüğü gibi kitaptaki pek çok hikâyenin girişinde çekilen okuyucu ilgisi, akış boyunca artırılarak devam ettirilmiş, sonuç bölümlerinde de tamamen yok edilmemiştir. Bir anlamda devamını okuyucunun yazmasına izin verilmiştir.

“Yazarın özgürlüğü” konusu dünden bugüne tartışıla gelen bir konudur. Bir yazar her bakımdan özgür müdür? İstediğini istediği şekilde yazabilir mi? Yazar, kendini sınırlandırmalı mı, yoksa sınır tanımamalı mı? Bu soruların cevabını Kalebozan Lavantalar Haziranda Açar’da veriyor. Yazar elbette özgür olmalı; yaşanan ya da yaşanabileceği düşünülen her konuyu yazabilmeli. Kitapta yer alan on yedi hikâyenin her birinde farklı bir konu işlenmiştir. Konu çeşitliliği açısından bakıldığında yazar oldukça özgürdür. Yoksulluk, çocukluk, kadın hakları, kadına şiddet, tecavüz, 15 Temmuz Darbe Teşebbüsü, uyuşturucu, eşcinsellik yahut sapık ilişki, hayatta karşılaşılabilen sürprizler, dilencilik, geçmişe özlem, pişmanlık işlenen konular arasındadır.

Önemli olan konular değil, işleniştir; neyin yazıldığı değil, nasıl yazıldığıdır. İstismar etmeden, edebi seviye gözetilerek, kültürel değerlerinize, inancınıza ters düşmeden, eskilerin “lisan-ı münasip” dediği biçimde yazdıktan sonra yazar her konuyu yazabilir. Lavantalar Haziranda Açar’daki Gökyüzüne Dokunacağım, Leke, böyle hassas konulardır ve hassasiyetle, dikkatle işlenmiştir.

Ataman Kalebozan, öğretmendir. Görevi ilköğretim çağındaki çocukları eğitmektir. Kitaptaki özgeçmişinde “öğretmen – yazar” yazsa da öğretmen yazar ya da eğitimci yazar değil, sadece yazardır. Çünkü hiçbir hikâyesinde öğretmenliğini, eğitimciliğini öne çıkarmamıştır. Yazarlığı hep ön plandadır. Eğitimci yazar, öğretmen hikâyeci, veteriner şair, hekim romancı gibi nitelemelerin doğru olmadığına inanıyorum. Mesleği ne olursa olsun kişi edebi eserler vermek üzere çalışırken sadece yazardır.

Kalebozan, yaşadıklarını yazıyor mu bilmiyorum ama yazdıklarını yaşadığından eminim. Çünkü yazarken yaşamadığınız hikâye ve romanlar okuyucuyu da etkileyemez. Hâlbuki Lavantalar Haziranda Açar kitabında insanı sevindiren, üzen, çok üzen hatta gözlerini yaşartan hikâyeler var. İtiraf edeyim Rüya’daki ihtiyarın yaşlılar yurduna götürülmek üzere evinden ayrılışındaki kal ve hareketleri beni çok etkiledi. Mutlaka yazarken de yazarını etkilemiş, duygulandırmıştır.

Yazar, günlük hayatta çok fazla karşılığı bulunmayan, tümüyle kurgu olduğunu düşündüğüm hikâyelerinde bile okuyucuda gerçeklik duygusu uyandırabilmektedir. Buna “Son Numara ve Hayal” isimli hikâyeler örnek olarak gösterilebilir.

Ataman Kalebozan’ın hikâyelerini okurken yorulmayacaksınız. Kısacık cümlelere kocaman anlamların sığdırıldığını göreceksiniz. Türkçenin alabildiğine geniş ifade imkânlarına ve sanatsal inceliklerine tanık olacaksınız. Kitaptaki hikâyeleri okuyup bitirir bitirmez yazarın yeni kitaplarını beklemeye başlayacaksınız.

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 161. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 161. Sayı