HaftanınÇok Okunanları
Serdar Dağıstan 1
KEMAL BOZOK 2
HUDAYBERDİ HALLI 3
BEDRETTİN KELEŞTİMUR 4
İSMAİL DELİHASAN 5
Cabbar Eşankul 6
Ülkü Taşlıova 7
Ben bugün geç kalktım. Kalktım derken, kendimi yataktan zorla sürükleye sürükleye çıkarttım. Ah! Başım o kadar ağrıyor ki, sanırsın binlerce küçücük iğne içine batıyor. Kafamı bir kere daha kıpırdatmaya korkuyorum. Kalktığım anda başım döndü. Vücuduma hâkim olamadım. Yıkıldım. Yatağın yanındaki sandalye kenara atıldı gitti. Yerden kalkarken bakışım ellerime takıldı. Pek buruşuk idi. Bir yaşlanmış nenenin ellerine benziyor gibi gördüm onları. Neden acaba? Tabii ki bunca çamaşır yıkıyorum. Niye şaşırıyorum ki? Ayağa kalkıp sandalyeyi düzeltince:
“Uyandın mı artık? Hadi gel yüzünü yıka. Kahvaltı hazır.” dedi.
Ben dolabı açıp elbisemi almak istedim.
“Ne arıyorsun orada?”
“Elbisemi giyeceğim. Hani yeşil olanı, beraber satın almıştık ya.” dedim. Sözümü bitiremedim ki, bana sormadan, şu sandalye üzerindeki eski bir bornozu üstüme giydiriverdi:
“Ben yeşil elbiseyi…” demeye başlamışken beni dinlemedi, üstten iki düğmesini ilikleyip odadan çıkarttı. “Niçin daha erken uyarmadın? Bayağı gecikmişim.”
“Nereye gecikmişsin acaba? “ dedi tuhaf tuhaf. Bana mı sordu, yoksa kendi kendine mi konuşuyor, pek anlayamadım. Yalnız bir terslik olduğunu hissetmiş gibi oldum.
“Ayşe? Ayşe’yi kreşe kim bırakacak? “ diye sordum ve pencereden dışarıya baktım. Avluyu tanımadım. Penceremizin yanında kocaman dut ağacı vardı. Bunların hepsi nerede? Burası beşinci veya altıncı katta bir daireye benziyor. Pencere ardında geniş bir yol var. Gelip geçen arabaların haddi hesabı yok.
“Biz neredeyiz? Bugün haftanın hangi günü? “
“Akmescit’teyiz. Bugün Cumartesi “
“Akmescit mi? Peki Mamaşay’a ne oldu? Bizim evimiz Mamaşay’da ya? Telâşlanmaya başladım. Fakat o çok rahattı.
“Ayşe ile Halim neredeler?” diye ısrarla sordum gene.
“Ayşe Türkiye’de. Çalışıyor. Yakında geri dönecek.” dedi.
“Ne demek Türkiye’de? Küçücük bir çocuk başka memlekete nasıl gider?” dedim. Yanıt vermedi.
Bu arada başka odadan giyinmiş süslenmiş genç yaşta bir kadın “Günaydın!” diye çıkageldi. Bana bakarak gülümsedi. Onun yanağından öptü ve “Hoşça kalın! Akşama görüşürüz!” diyerek evden çıkıp gitti. Baksana sen şu adama. Ben rahatsızken evime kimleri getirmiş. Tanımadık kadının şu odada ne işi var? Kimmiş ki o? Akşam bir daha gelecekmiş yüzsüz. Bir de utanmadan benim yanımda onu öptü… Aslında var ya, bu adam benim Server’ime hem benziyor hem de benzemiyor gibi… kafam karıştı. Bu baş ağrısından etrafımda neler olup bittiğini doğru dürüst anlamış değilim.
“Server, biz Mamaşay’a ne zaman gideriz? “ dedim.
“Anne, biz artık burada oturuyoruz. Sen beni gene tanımadın herhâlde. Ben Halim’im, oğlunum ben. “ dedi kahvesini içerek. Hem o kadar rahattı ki, güya ben onu her gün biriyle karıştırıyorum...
Ona dikkatle dikilip baktım. Ne diyor bu adam ya? Benim Halim’im hâlâ okula giden bir çocuk. Nazik yüzlü, şen bir çocuk kendisi. Şu anda okulundadır. O her işini kendi yapar. Bu dev gibi boyu uzun, bıyıklı, şişman, yaşlandığından yüzü de artık buruşmaya başlayan bu adam – asla benim Halim’im olamaz! Hiç benzemiyor ki!
Burada çok tuhaf şeyler oluyor. Öf, öf! Şu baş ağrısı var ya, şu baş ağrısı. Yoksa… bu herif eşim değil, Halim diye tanıttırmaya çalışıyor ama, Halim’im de asla değil. Giyinmiş süslenmiş bu kadın… üstelik akşamda dönecekmiş... Kızım ise, küçücük kızcağızım! Türkiye’de ne iş yapabilir ki… Tövbe, tövbe! Bir kötülük yoktur umarım! Akmescit, Türkiye, Cumartesi. Daha dün Salı idi… Bu nasıl olur böyle? Bunların ikisi cinayet çetesi olabilir mi? Belki onlar çocukları kaçırıp Türkiye’ye satmışlardır… Yok, olamaz! Heyecandan kalbim daha da hızlı atmaya başladı.
“Anne, bunlar bugün içeceğin ilâçlar. Al, biraz sakinlersin.” Sözleriyle elime iki tane hap tutturdu.
Bunlar bana ilâçlar da veriyorlar. Beni sersemletmek mi istiyorlar veya… Öldürmek mi istiyorlar. Hapları ağzıma attım ama yutmadım. Yanağımın kenarında tutuyorum. Görmediklerinde hemen dışarıya atmak niyetindeyim. Kaçmam lazım! Bu çirkin adam bir uyusun da… Gizliden fırlarım! Biraz beklemem icabeder. Mamaşay’a gider evimi bulurum. Orada beni kimse rahatsız edemez. Evde çocuklarım beni çoktandır bekliyor olmalılar.
“Anne, ben bir duş yapacağım. Gel, sana televizyonu açayım. Canın sıkılmaz. Ben çabucak girer çıkarım.” dedi.
Haa, işte! Uygun bir fırsat elime geçiyor düşüncesiyle sevindim. Yoksa gözlerini üzerimden çekmiyordu.
“Tamam, tamam! “ dedim sevincimi hissettirmeden. “Sen rahat ol, ben oturur televizyonu izlerim. Acele etme.” diye sakinleştirdim onu.
Ya kapı kilitliyse, onu nasıl açarım? Bu yabancı yerlerde yolu bulabilir miyim ki? diye biraz telaşlandım. Sonra Ayşe ile Halim’i hatırladım. Mamaşay, evim, dut ağacı… Kararım kesin!
Kapıya yaklaştım. Yavaşça açmayı denedim. Açıldı. Demek o kadın kapıyı kilitlemeden gitmiş. Ne kadar iyi yapmış! Üzerime… üzerime bir şey giymem gerek. Yok, bırak, geri dönme. Yetişemem. İşte şunu giyer giderim. Bir şey olmaz ona. Fakirleşmez diye düşündüm ve askıdaki onun ceketini sırtıma attım. Merdivenlerden hızlıca aşağı doğru adımladım.
Dışarı çıktığımda ne mutlu ki bana kimseye rastlamadım. Acilen sokağın başında sağa döndüm. Uzun bir süre durmadan yürüdüm. Şu çirkin adam kaçtığımı anlarsa peşime düşer diye korktum. Otobüslerin geçtiği sokağa çıktım. Bacaklarım yoruldu. Fazla yürüyemeyeceğimi hissettim. Otobüs durağına gelip oturdum. Derin nefes aldım. Arabalar pek çok imiş. Bizim Mamaşay’da arabalar seyrek görünür. Hem böyle tuhaf tuhaf modelleri yoktu.
“Buradan Mamaşay’a nasıl gidilir?” diye sordum. Durakta bekleyen iki genç kızdan. Birisi:
“Neneciğim! Buradan köylere otobüs kalkmaz.” dedi.
“Nene ne demek? Ben nene değilim. Benim iki tane küçük çocuğum var. Benim Ayşe’m ve Halim’im var. “ dedim.
“Siz nerede oturuyorsunuz? Buraya nasıl geldiniz? “ diye sordu aynı kız.
“Ben çirkin bir adamdan kaçtım. O kaçırdı beni. Evinde zorla tuttu. Çocuklarımı Türkiye’ye sattı. Ben kaçtım, Mamaşay’a gidiyorum. “
“Onun adı ne?” dedi diğer kız.
Onun adını söyleyecektim. Hatırlayamadım. Başımın ağrısı daha da arttı. Ben artık ne kadar uğraşsam da hiç bir şeyi hatırlayamıyordum…
“Adını bilmiyorum. O, çirkin adam. O, çocuklarımı sattı. Evime gideceğim, evime gideceğim. Evime…”
Bana bakan kızlardan biri diğerine “Alzheimer herhâlde.” dedi.
“Haa, onun adı öyle miymiş? Çok garip bir adı varmış, adı da kendisi gibiymiş. Aman, ne belâya düştüm.” diye düşünürken kafamdaki tüm fikirler karışmaya başladı. Sonra hepsi köpük gibi tek tek kayboldu gitti. Gözlerime karanlık çöktü.
Gözlerimi ancak ambulansın sesini duyduğumda açabildim.
(AYB Online Hikâye Atölyesi/Aralık 2020)