HaftanınÇok Okunanları
Coşkun Haliloğlu 1
HİDAYET ORUÇOV 2
ZEHRA TAŞDEMİR 3
HUDAYBERDİ HALLI 4
Yıldız Ormanova 5
Ahmet Kartal 6
KEMAL BOZOK 7
Mehmet Çetin hakkında bir yazı yazmaya niyetlendiğimden bu yana nasıl tanıştığımız hatırlamaya çalışıyorum, ama başaramadım. Ne vesileydi? Neredeydi? Kimlerle birlikteydik? Hiçbirini hatırlamıyorum. Sanki hep tanışıyorduk biz. Tanıştırılmadık, hayatımızın bir döneminde karşılaşmadık da aynı mahallede beraber büyümüşüz gibi bir his var içimde, belki daha eskisi.
İnsanın canı sıkıldığında, yorulduğunda veya bir sevincini paylaşmak istediğinde telefona sarılıp aradıkları vardır ya, benim için Mehmet Çetin onlardandı. Hiç yanıltmadı: Her telefonda sanki o sizin sıkıntınızı paylaşmak için günlerdir bekliyormuşçasına açar telefonu. Sıcak ve samimi sesiyle dinler ve yükünüzü paylaşırdı. Ve bazen büyük zannettiğiniz meseleye öyle bakış açısı getirirdi ki, mesele bir anda sizin için sıkıntı verici olmaktan çıkıverirdi veya onun yorumunu da dikkate alarak daha rahatlamış olurdunuz.
Her seferinde mi?
Evet, bana öyle oldu: Her seferinde o beni ve elbette yalnız beni değil dostlarını dinlemeye hazırdı. Hiç mi kendi sıkıntısı olmaz? Derdi meşguliyeti olmaz? Olurmuştur mutlaka ama bunları dostları sıkıntıdayken onlara hiç yansıtmazdı.
Bulunduğumuz yere Türkiye’nin farklı kulvarlarından gelmiştik ama hayata karşı tecrübelerimiz benzerdi.
Nereydi o yer bilir misiniz?
İterek yerinden kıpırdatmaya çalıştığımız dağın arka yüzü.
O Kilis’te ben Çankırı’da doğmuş gençler olarak bir dağı, önümüzden, milletimizin önünden kaldırmak için ittik.
Var gücümüzle, var gayretimizle, ondan başka her işi önemsiz görerek dağı ittik.
Milletin önündeki geri kalmışlık, eğitimsizlik, horlanmışlık dağıydı o dağ.
O dağın eteklerinde çok kayıplar verdik. Nice civanlar hayatlarının baharlarında dağın yamaçlarına cansız düştüler.
Ümitle parmağımızı soktuğumuz deliklerden ısırıldık. Ah ne hayal kırklıklarıydı onlar!
Hayallerimiz, ümitlerimiz, gayretlerimiz ortaktı.
Kendi kültürümüzün, maneviyatımızın, toprağımızın üzerinde milletimiz için aydınlık bir gelecek kurabilmek içindi hepsi.
Onun babasının adı Osman’dı. Benim de.
Benim oğlumun adı Osman. Onun da.
Dağı itebilirsek başarabilirdik.
Yalnız milletimiz için değil hatta bu ışıktan insanlık da yararlanabilirdi.
Dün başarmıştık, bugün de başarabilirdik.
Bir kere yapanın bir daha yapma ihtimali çok yüksek değil midir?
Bu dağı önümüzden kaldırmalıydık.
Bizim önümüzdeki dağ Anadolu ile de sınırlı değildi: Endülüs’ün sularından Doğu Türkistan’ın çöllerine kadar uzanıyordu.
Dedim ya pek çok yanımız benzerdi.
Halbuki, "bir dağ ne kadar ulu olsa bir kenarı yol olur" demiyor muydu Erzurum türküsü.
Dağın yamaçlarından ellerimizle, tırnaklarımızla patika yollar açtık, nasıl oldu bilmeden.
Allah doğru yolda olana bilediklerini öğretirmiş ya belki öyledir.
Farklı patikalardan gelip dağın ardında buluşmuştuk: Yorgunduk, ellerimiz, dizlerimiz kanıyordu.
İşte başardık tamam derken gördük ki, dağların ardında ne dağlar varmış!
Ama pes etmeye hiç niyetimiz yoktu?
Öğrenmiştik patikalar açmayı. Millet ilimle, kültürle donandıkça daha geniş yollar açabilir hatta dağların üstünden geçebilirdi.
Kim bilir kaç gece bu soruların cevapları için tan yerini söktürdük?
Kim bilir kaç akşam sorularımıza cevap bulmak için son otobüsleri kaçırdık?
Yayınevleri kurduk, dergiler çıkardık.
Dernek ve vakıflardaki çalışmalarımız da bu gayeye içindi.
Yalnız biz mi? Biz bir nesildik, abili kardeşli, önlü arkalı.
İşte bu niyetlerle Türk şiirinin en güzel antolojisini hazırladı. Tanzimattan günümüze Türk şiirini dört cilt içinde, yüksek estetik anlayışıyla şiir deryamızdan en güzel incileri tek tek seçti.
Halk şirini de en iyi bilenlerden birisiydi ama telif kanunu Türk halk şiiri antolojisini yayınlamasına engel oldu.
Belki melamî meşrep oluşu yüzünden öğretmen şiirlerini ve romanını Mehmet Ferit adıyla yayınladı.
Görünmek, tanınmak, şöhret olmak arzusunda değildi. Hatta bunlardan kaçardı. Vakara sarılmış tevazuuyla kendi penceresinden izlerdi dünyayı.
Avrasya Yazarlar Birliği’nde son Kurultayımızın Divan Başkanlığını yapmıştı.
Türk Dünyası kültür sanat yıllığı hazırlamayı çok istiyordu. Bu işi ancak Avrasya Yazarlar Birliği yapabilir diyordu.
İlik nakli olduktan sonra yaptığımız telefon konuşmasında da bu bahsi açmıştı.
Tamam demiştik karşılıklı olarak. Önümüzdeki yıldan itibaren bu çalışmaları başlatmaya karar vermiştik.
Nasip değilmiş? Biz bir araya geleceğimiz günleri beklerken covid onu aramızdan aldı.
Mekanı cennet olsun! Onu özleyeceğiz.