HaftanınÇok Okunanları
Coşkun Haliloğlu 1
HİDAYET ORUÇOV 2
ZEHRA TAŞDEMİR 3
HUDAYBERDİ HALLI 4
Yıldız Ormanova 5
Ahmet Kartal 6
KEMAL BOZOK 7
“Kurtuba
Uzakta tek başına
Ay kocaman at kara
Torbamda zeytin kara
Bilirim de yolları
Varamam Kurtuba’ya
Ovadan geçtim yel geçtim
Ay kırmızı at kara
Ölüm gözler yolumu
Kurtuba surlarında
Yola baktım ama yol uzun
Canım atım yaman atım
Etme eyleme ölüm
Varmadan Kurtuba’ya
Kurtuba
Uzakta tek başına”
G. Lorca
…
Mehmet Çetin Ağabeyimizi kaybettik...
Çok iyi bir dost, inanmış bir Müslüman, istişare ehli, memleket aşığı,… Güçlü muhakemesi, mutedil mütevazı mizacı, ahlâkı ve derin müktesebatıyla bizler açısından telafi edilemeyecek bir kayıp Mehmet Çetin...
Allah rahmet eylesin...
…
Bazıları dervişleri, bilgeleri tarihten bir tevatür zanneder...
Halbuki onlar aramızdadır.
Ben onların birçoğunu, gayretlerini, himmetlerini gördüm.
Bugün bir itibarımız varsa onların sayesindedir...
Ümmete, millete, memlekete, millete, kurda kuşa onlar sahip çıkarlar...
Mehmet Çetin, işte tam böyle derviş meşrep bir şekilde yaşadı…
…
Biz çok şanslıyız, bizim ağabeylerimiz vardı...
Her biri, adeta “Türkiye'nin muhtarı”ydı.
Hiç fark ettirmeden ufkumuzu açar...
Bizleri milletimizin "derin üniversitesi"ne dahil eder...
Oturur kalkarken adabı muaşereti öğretir...
İhtiyacı olanları kollarlardı...
Hiçbir karşılık beklemeden...
...
Mehmet Çetin’i bu ağabeyler arasında ilk olarak Türkiye Yazarlar Birliği’nin Anakara Hatay sokaktaki küçük idarehanesinde tanımış olmalıyım. D. Mehmet Doğan, Nabi Avcı, Ali Akbaş, Bayram Bilge Tokel, Bekir Soysal, Şükrü Karaca, Mehmet Çiftçigüzeli ve Ragıp Karcı arasında…
Biz gençler TYB’den çok Sakarya Çay Ocağı’na, Burmalı Kadayıf ve Vadi Kitabevi’ne giderdik. Mehmet Çetin buralara da gelirdi. Çayı ve sigarasıyla keyifli sohbetlerini buralarda tattık ve müptelası olduk.
…
Mehmet Çetin Kilis'liydi.
Kilis'te daracık sokaklardan geçip avlusuna ulaşınca sizi ferahlatan, avlusuna sığınıp selametle dinleneceğiniz bir Ulu Camii vardır. Mehmet Çetin Ağabey de hayatın o dar sokaklarından, kötülüklerinden, dertlerinden kaçıp rahatladığımız bir ulu kişiydi. Birçok kişi Mehmet Çetin ile dertleşir ve sırlarını emanet ederdi.
…
Mehmet Çetin vefalı bir dosttu. Dostlarını arar sorar, takip eder, kaybolup gitmelerine izin vermez, sahip çıkardı…
Bir toplantı vesilesiyle Demre’ye gitmiştim. Oralarda uzlet hayatı yaşayan şair dostumuz Cemal Sayan ile buluştuk. Kimlerle görüşüyorsun diye sohbet ederken Mehmet Çetin’in onu ziyaret ettiğini öğrendim. Cemal Sayan, Mehmet Çetin’in ziyaretinden öyle mesut olmuştu ki… Cemal Sayan, Mehmet Çetin sayesinde ilk şiir kitabındaki ‘’karanlıkta gün yüzünüz”e kavuşmuştu…
…
Prof. Dr. Mustafa İsen Kültür ve Turizm Müsteşarı olduktan sonra, kültür projelerini istişare etmek üzere Mehmet Çetin ile beni sık sık Bakanlığa davet ederdi. Bu istişarelerden armağan kitaplar gibi birçok proje çıktı. Mustafa İsen Hoca, Mehmet Abiyle benim projeci tarafımızı sever, teşvik ederdi. Bu teşviklerden Mehmet Çetin’in hazırladığı Necip Fazıl Kısakürek kitabı çıktı, Bayram Bilge Tokel de Güzel Sanatlar Genel Müdürü olunca Mehmet Çetin’e Mehmet Akif Ersoy kitabı hazırlatmıştı.
Mehmet Çetin, Necip Fazıl kitabını Mehmet Nuri Şahin’le hazırlamıştı. Mehmet Nuri Şahin Ağabeyimiz, Mehmet Çetin’le çalışmanın ve sohbetin keyfini anlatırken konuyu uzatıp onu eve kadar götürmek için bahane aradığını söylemişti.
…
Mehmet Çetin ile dergi maceramızda Hak-İş’in dergilerinde kendisinin ahbabı ve hemşehrisi rahmetli İsmail Kıdeyiş ile beraber dosyalar hazırlamıştık. Dergi maceramız, Vakıflar Dergisi’nde devam etti. Vakıflar Dergisi Türkiye’nin köklü ve etkili dergilerinden biri olmakla beraber, zaman içerisinde akademik dergiciliğe intibak etmekte zorlanıyordu. Bunu fark eden idareciler, yeni bir arayış içine girince o zaman Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri olan Prof. Dr. Mustafa İsen’e danışmışlar. Mustafa İsen Hoca da Ahmet Yesevi Üniversitesi’nin uluslararası sosyal bilimler indeksine giren Bilig dergisinin tecrübelerinden istifade edilmesi için benim ismimi tavsiye edince, Vakıflar Dergisi için çalışmaya başladık. Dergi yayın kurulu yeniden oluşturulurken Mehmet Çetin’i önerdim ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün onayı ile Mehmet Çetin yayın kuruluna girdi. Mehmet Çetin’in yayıncılık, dergicilik ve projeciliğinden yayın kurulunda çok istifade ettik. Dönemin Vakıflar Genel Müdürü şimdi Tokat milletvekili olan Yusuf Beyazıt, o zaman Genel Müdür Yardımcısı şimdi Vakıflar Genel Müdürü olan ve Mehmet Çetin’in yakın dostu Burhan Ersoy dergi ve projelerimize destekleriyle yardımcı oldular. Mehmet Çetin VakıflarDergisi’nin 2009 yılının 32. sayısından 2014 yılının 41. Sayısına kadar yayın kurulunda, bu sayıdan sonra ise derginin danışma kurulunda hizmet vermeye devam etti. Özellikle Vakıflar Dergisi’nin 75. Yıl Özel sayısının hazırlanmasındaki rolünü, bu sayıdaki “Bir Derginin Serüveni” yazısını ve Vakıflar Dergisi’nin 75. Yılı Belgeselinin metin yazarlığını zikretmek lazımdır. Mehmet Çetin bu dönemdeki gayretleriyle idarecilerin yanında, yayın kurulunun ve Vakıflar Yayın Dairesi personelinin takdir ve saygısını kazanmıştı.
Mehmet Çetin’in Vakıflar Dergisi’nin 75.yıl belgesel metnini yazdığı halde Vakıflar Yayın Dairesinde Şube Müdürü olan şair ve yazar Mehmet Kurtoğlu’na “istersen senin adını yazalım” dediğini aktaran Kurtoğlu, onun mütevazı karakterinin bir kez daha bize hatırlatıyor. Mehmet Çetin’in böyle imzasız ne çok işi vardı…
Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Gaziantep ve Halep Üniversiteleri arasında işbirliğiyle hazırladıkları toplantıya beraber gitmiş ve Halep’teki üniversitede Suriyelilerin heyecanını ve Türkiye sevgisini görünce çok memnun olmuştuk. Bir kaç yıl sonra başlayan iç savaş sonrası, o geziyi hayıflanarak hatırlardık.
Mehmet Çetin memleketi Kilis’teki vakıf eserlerinin restorasyonu için sergilediği gayretine de bu Vakıflar Dergisi günlerinden yakından şahit olmuştum. Yine tek parti döneminde satılan ve amacı dışında kullanılan bir caminin, aslî işlevine dönmesi için Kilislilerin verdiği büyük mücadeleyi anlatırken yaşadığı heyecan hâlâ gözlerimin önündedir.
…
Mehmet Çetin son birkaç senedir Sami Güçlü’nün öncülük ettiği Anadolu Mektebi’nin çalışmalarına katkı veriyordu. Burada Türkiye’nin dört bir tarafındaki gençlere kitap okutmayı, onlarla konuşmayı ve yazdırmayı çok seviyordu. Sami Güçlü’nün buradaki samimi gayretini çok seviyordu. Burada Anadolu Mektebi’nin dergisine de editör olarak çok katkı veriyordu.
…
Mehmet Çetin’in şiir merakı gerçekten hayranlık uyandıracak düzeydeydi. Kendisini yakından tanıyanlar hazırladığı Antolojinin arkasındaki merak ve gayrete şahit olmuşlardır. Mehmet Çetin’in ayrıca bir de halk şairlerine merakı vardı. Benim dedelerim Yusufelilidir ve bizim oralardan böyle bâdeli âşık denilen çok sayıda halk şairi çıkmıştır. Mehmet Çetin mesela bizim köyün âşıklarından Pervani’yi, karşı köyün aşığı Mahiri’yi, komşu köyün aşığı Huzuri’yi bilirdi. Bayram Bilge Tokel’in söylediğine göre geniş bir halk şairleri antolojisi hazırlama işine girişmiş, ama sonradan çıkan telif hakları kanununun zorlukları dolayısıyla bu büyük iş yetim kalmıştı.
…
Mehmet Çetin’in vefatını takiben nereye defnedileceğini oğlu Osman Çetin ile konuştuk. Aile henüz karar vermemişti. Ortak dostumuz Burhanettin Kapusuzoğlu, Mehmet Ağabeyin birkaç kere Bağlum’daki kabristandan, “Abdülhakim Arvasi ve Abdurrahim Karakoç da orada ben de orada olsam iyi olur” diye bahsettiğini anlatınca, ailesine bu bilgiyi ilettim, ailesi de bu vasiyetin gereğini yerine getirdi…
…
Mehmet Çetin’in çok geniş bir ilgi sahası ve okuma yelpazesi vardı. Şiir, edebiyat tarihine ilgisi biliniyor ama özellikle Rene Guneon’un Türkçeye tercüme edilen bütün kitaplarını okuduğu ve Guneon’un gelenek düşüncesine yakınlığı onun fikri dünyasının anlaşılması açısından kıymetlidir.
…
Mehmet Çetin farklı siyasî ve edebî mahfillerde bulunmakla beraber dine, milletin ortak paydasına ve bu ülkenin hakkına hukukuna çok dikkatle riayet ederdi. Çok hoşgörülü ve tahammüllü olduğu halde tartışma buralara gelince bazen Necip Fazıl, bazen Mehmet Akif bazen de Köroğlu havasına girerdi. Ehl-i sünnet vel-cemaat anlayışını ciddiye alır ve adeta günümüzde bu değerleri ehl-i sünnet vel-ferd olarak temsil ederdi.
…
Mehmet Çetin ile beraber katıldığımız muhtelif gruplar vardı. Son zamanlarda Kızılay’daki Kurtuba Kafe grubu ve Mustafa İsen’in başlattığı Baykara Meclisi beraber müdavimi olduğumuz gruplardı. Kurtuba’ya Kızılay’a gittiğimizde uğrar ama haftada bir gün Necmettin Türinay, Burhanettin Kapusuzoğlu, Mehmet Çetin ve benim dahil olduğumuz bir dar grupla yemek yerdik. Bu grup, yemekten önce veya sonra Kurtuba’da genişlerdi… Gruba Kurtuba Kafe’nin işletmecisi ve Mehmet Çetin’in hemşehrisi Can Kaplan, Fethi Azaklı, Mehmet Kurtoğlu, Mevlüt Çam, Ankara’ya geldiğinde Urfalı hukukçu ve yazar Cüneyt Altıparmak, Mustafa Everdi, Aytekin Yılmaz, Sadrettin Elibol ve şehir dışından gelen dostlarımız dahil olurlardı. Memleket meseleleri, tarih, edebiyat, siyaset, memleket yemek ve tatlıları masanın konuları arasında yer alırdı… Mehmet Çetin’e sık sık takılır, meseleyi Kilis tava ve yine Kilis’in meşhur tatlısı Cennet Çamuruna bağlardık…
…
Mehmet Ağabey dostlarına düşkündü ama kendi ifadesiyle “kötülükle hastalığın birbirine karıştığı tipleri” görünce çok gerilirdi. Vaktiyle iyilik yaptığı halde onu inciten kendisinden genç birkaç kişiye kırgınlığı, hiç geçmedi. Onları görünce yaşadığı gerginliği fark etmek bizleri üzerdi.
…
Mehmet Çetin, Kalkınma Bankası’ndan emekli olduktan sonra vefatına kadar Hak-İş’e bağlı Öz Orman-İş Sendikası’nda Genel Sekreter Yardımcılığı yaptı. Burada Sendika Başkanı Settar Aslan’ın nezaketi sayesinde rahat bir dönem geçirdi. Öz Orman-İş Sendikası ve Sendika Başkanı Settar Aslan hastalık ve vefatı sırasında aileyi yalnız bırakmayarak vefa ve dostluk örneği gösterdiler.
…
Mehmet Çetin için sessizlik, sukût ve sükûnet çok önemliydi. Hatta bir tür hayat felsefesiydi. Mithat Cemal Kuntay’ın Mehmet Akif’i çok iyi anlatan bir kitap olarak çok beğenirdik. Orada geçen Kuntay’ın “Akif, yüz kişilik sukûtla sustu” ifadesini çok severdi. Vefatından sonra birçok kişiden Mehmet Çetin’i yakınındayken bile tanıyamadıklarını, kendini sakladığı, melami bir mizacı olduğu tespitlerini duyduk… Evet Mehmet Çetin’de bu memleketin ve milletin ruhuna sinmiş o tasavvuf terbiyesi ve rengi vardı. Çok sevdiği Mehmet Akif’in şu dizeleri onu da anlatır:
“Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince,
Günler şu heyûlâyı da, er geç silecektir.
Rahmetle anılmak… Ebediyet budur, amma,
Sessiz yaşadım, kim, beni nerden bilecektir?”
Vefatından sonra meşhur olan ve herkesi derinden etkileyen Mehmet Çetin’in Sessiz Gidiş Gazeli de onun mizacını ne güzel anlatır…
Mekanı cennet olsun!
…