Meşe


 01 Aralık 2020


Bir kız, bir erkek, bir anne, bir baba dört kişiydiler.

Her akşamüstü bitişiklerindeki çam ormanında yürüyüşe çıkıyorlardı.

Bir gün çamlar arasındaki bir açıklığın dört yerine dört meşe palamudu gömdüler.

Palamutların filizlenip toprağı deleceği günü beklerken hayaller kurdular.

Yeryüzünde birer dikili ağaçları olacaktı.

Çamların uğultusunu dinleyerek meşe gölgesinde dinleneceklerdi.

Her akşamüstü palamutlara kadar yürüdüler.

Toprağı delen yoktu.

Umutla beklediler.

Hayal kurmaya devam ettiler.

Binlerce çam arasında dört meşe olarak ormanın en kıymetlisi olacaklardı.

Dallarına kuşlar yuva yapacaktı.

Sonra…

Bir gün…

Umutla palamutlara kadar yürüdükleri bir akşamüstü…

Dört palamuttan birinin taze yeşil yapraklarıyla güneşe “Merhaba!” dediğini gördüler. Hepsi çok sevindi. Hemen toprağını kabarttılar, çam kozalaklarıyla korumaya aldılar. O günden sonra akşamüstü yürüyüşlerine çıkarlarken yanlarına su almayı, adını “ağaç” koydukları minicik fidana su vermeyi ihmal etmediler.

Ağaç yavaş yavaş boy vermeye başlayınca filizlenmeyen diğer üç palamuttan umutlarını iyice kestiler. Yine de toprağı kaldırıp çürüyüp çürümediklerini kontrol etmeye kıyamadılar.

Kız, erkek, anne, baba ellerinde bulunanla mutlu olmasını bilen insanlardı.

“Yeryüzünde ailemizin bir dikili ağacı var!” dediler, mutlu oldular.

Her yıl ilkbaharın ilk günlerinden sonbaharın ortalarına kadar Ağaçlarını suladılar.

Suyu önce yarım litrelik şişeyle taşıyorlardı.

Sonra bir, bir buçuk, iki litrelik şişelerle taşımaya başladılar.

Hızla büyüyor muamelesi yapsalar da ağaç çok yavaş büyüyordu.

İyi toprak getirip dibine koydular.

Çimler için getirtilen çiftlik gübresinden toprağına karıştırdılar.

Suyunu hiç eksik etmediler.

Ağaç, küçük bir fidan olarak hayatından memnundu, büyümekte acele etmiyordu.

Aile; iki karışlık meşe fidanına “ağaç” demekten, çam uğultuları dinleyerek gölgesinde oturma hayalinden ve toplu akşamüstü yürüyüşlerinde su taşımaktan hiç vazgeçmedi.

Gün geldi, kız evlat ayrıldı aileden.

Okulunu bitirmiş, işe girmiş, evlenmiş, gitmişti.

Şimdi onun kendi ailesi vardı.

Suyu erkek evlat taşıdı.

Zaman geldi erkek evlat da ayrıldı aileden.

Onun da ablası gibi kendi işi, kendi eşi, kendi ailesi olmuştu.

Suyu baba taşıdı.

Ağacın gölgesi bir insanı barındıracak büyüklüğe ulaşırken baba kayboldu.

, yalnız çıktı akşamüstü yürüyüşlerine.

İkindi sonrası elinde suyla geldi, gölgesine oturdu, ağacını suladı.

Zamanla suyu taşıyamaz oldu.

Yorgun, titrek adımlarla susuz geldi, gölgesine oturdu, ağacını gözyaşlarıyla suladı.

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 168. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 168. Sayı