Milli Bir Direnişin Öyküsü “Azatlık Türküsü”


 01 Mart 2021


Azadlığı istəmirəm bir həb gibi, dərman gibi

İstəyirəm

SƏMA gibi,

GÜNƏŞ gibi,

CAHAN gibi!

Çəkil, çəkil, ey qəsbkar,

mən bu əsrin gur səsiyəm!

Gərək deyil sısqa bulaq,

Mən ümmanlar təşnəsiyəm!!!

Helil Rza ULUTÜRK

 

Uzun ve yorucu bir yılı geride bırakalı iki ay oldu. Güzel vatanım Türkiye’de hain darbe girişimin meydana geldiği 2016 yılını saymazsak erkenden bitmesini istediğimiz, gitmesi için günleri peşinden kovaladığımız yıl, 2020 yılıdır demek yerinde bir tespit olur sanırım. Her türlü facianın yaşandığı, umutlarımızın tükendiği, tabiri caizse yaşamaktan bıktığımız bu yılın son çeyreğinde yıllardır yolunu beklediğimiz, hasretini çektiğimiz o güzel haberleri peş peşe almaya başlamıştık. 

Ana haber bültenlerinde, Alî Başkomutan İlham Aliyev masaya yumruğunu vurup dünyaya meydan okuyordu. Emperyalist güçlerin maşası Ermenistan 27 Eylül itibariyle döktüğü kanların bedelini ödüyor, bin bir hile ve katliamla yerleşmeye çalıştığı Karabağ’ımızdan pılıyı pırtıyı toplayıp kaçıyordu. Kaçarken de yine nasıl bir millet olduklarını gösteriyor, güzel Karabağ’ımızı talan edip yakıp yıkıyorlardı. Alî Başkomutanımız “Eşq olsun Azerbaycan Ordusuna! Karabağ Azerbaycan’dır!” diyordu ve kahraman Azerbaycan ordusu aşk olup yağıyordu Ermeni hainlerinin üzerine. Düştüğü her yeri yerle bir eden bu aşk, aziz şehitlerimizin kanıydı, bu aşk Türk’ün gözyaşlarıydı, bu aşk azatlığın, özgürlüğün aşkıydı. Bu aşkın karşısında durmak mümkün müydü? Yalnızca kahraman Azerbaycan ordusu değil, kahraman Azerbaycan halkı da tek yürek olmuştu. Muhalifi, genci, yaşlısı, kadını, çoluğu çocuğu tek yumruk içinde Alî Başkomutanın ardında yürüyor, Karabağ’a, Karabağ’ın özgürlüğüne koşuyordu. Kan kardeşinin sevinciyle sevinen, derdiyle dertlenen Türkiye ise dua olup dökülüyordu meydanlara. “Karabağ Azerbaycan’dır, Karabağ Türk’ün öz yurdudur!” haykırışlarıyla inletiyordu meydanları. Nefeslerini tutup ekranlara kilitlenmiş, Alî Başkomutandan gelecek haberleri sabırsızlıkla bekliyor, “Fuzuli azad oldu, Cebrayıl azad oldu, Kelbecer, Ağdam, Gubadlı … azad oldu. Şuşa’ya şanlı Azerbaycan bayrağı dikildi.” sözleriyle milyonlar sevinç gözyaşları döküyordu. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, meclisimiz, bakanlarımız, siyasi parti liderlerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız yani tüm Türkiye kenetlenmiş dünya kamuoyunda Azerbay/can/ımız için canla başla mücadele veriyordu. Tam kırk dört gün sonra kulakları sağır, gözleri kör dünya “Karabağ Azerbaycan’dır!” haykırışını hafızalarına kazıdı… Türk dünyası ise karalar bağladığı yılların ardından mavilere, allara, yeşillere büründü, nazlı bir gelin gibi dalgalandı göklerde, özgürce… “Aşk olsun Karabağlı Azerbaycan’a…”

Karabağ’a şanlı bayrağımızın dikilmesinden bugüne yaklaşık dört ayı geçti, yeni bir yıla girdik, havalar değişti ama hâlâ aynı sevinci yaşıyoruz. Kışın soğuğuna rağmen içimiz sıpsıcak. Lakin geçenlerde elime bir kitap geçti: “Azatlık Türküsü”… Bir solukta okudum. İçim burkuldu, hafızamı yokladım. Oturup düşümdüm uzun uzun. Zafer çığlıklarımızın ardındaki gizli acılara, hüzünlere, gözyaşlarına yolculuk etmeye başladım… 

Azerbaycan edebiyatının önemli yazarlarından Sabir Şahtahtı’nın kaleme aldığı, Bengü Yayınları tarafından 2019 yılında yayımlanan “Azatlık Türküsü” romanı, Azerbaycan’ımızın genel olarak yüz özelde ise yaklaşık otuz yıllık tarihine ayna tutuyor. Azatlığın ne demek olduğunu, insanın insan gibi yaşaması için öncelikle azat olması gerektiğini anlatıyor bize. Azatlık Türküsü’ne kulak verirsek ve pür dikkat onu dinlersek, bugün kazanılan zaferin önemini daha iyi anlarız. 

Tarihi, siyasi aynı zamanda bir aşk romanı olan Azatlık Türküsü’nü edebi olarak incelediğimizde kahraman bakış açısıyla (birinci tekil bakış açısı) kaleme alındığını görürüz. Romanda anlatılan olaylar anlatının başkahramanı Şahve’nin gözünden okura aktarılır. Şahve, Sovyet rejiminin dayattığı, yalnızca egemen ideolojinin gerçeklerini yansıtan sosyalizm realizmi edebi anlayışının müspet kahramanı komünist tipinin aksine, milli ve manevi değerleri ön planda tutan, vatanı için her zorluğu göğüsleyen bir roman kahramanıdır. 1960’larda Yeni Nesil (1960 Nesri) edebi anlayışının temelini attığı, Çağdaş Azerbaycan Edebiyatı’yla şahlanan bu yeni kahraman tipi, milli Azerbaycan Türkü tiplemesidir. Şahtahtı, anlatı kahramanı Şahve aracılığıyla milli Azerbaycan Türkünün profilini çizmektedir. 

Bu milli kahraman tipi, öz be öz Türk yurdu olan Karabağ için ön cephede savaşıyor, Ermeni işgaline, zulmüne karşı demir yumruğa kafa tutuyor, bağımsız Azerbaycan türküsünü meydanlarda haykırıyor ve de hasretinden yandığı Aras’ın suyundan kana kana içmek istiyor. Bu milli kahraman güneyiyle kuzeyiyle Azerbaycan’ın bir bütün olduğunu, er ya da geç Aras’ın sevgiyle coşacağını söylüyor bize. Normal hayatında oldukça sakin ve korkak biri olan Rüfet’in vatan savunmasında nasıl da kahramanlaştığını gösteriyor. Yazar başkahramanı Şahve aracılığıyla 31 Mart 1918 Ermeni Mezâlimi’ni, 28 Nisan 1920’de Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin işgalini, “Şehitlerin kanının havayı ısıttığı” o korkunç 20 Ocak 1990 Katliamı’nı, 26 Şubat 1992 Hocalı Soykırımı’nı, Güney Azerbaycan’ı, oynanan sinsi oyunları yani özetle “Türkün Ateşle İmtihanı”nı anlatıyor. 

Doksanlı yıllarda Azerbaycan’ı siyasi kargaşaya sürükleyen siyasi partileri eleştiren yazar, birlik olamayışın Azerbaycan’a ağır bedeller ödettiğini gözler önüne seriyor. Bu kargaşa içerisinde ateşten gömleği giyerek göğsünü vatanı için siper eden, halkın sevgilisi, Azerbaycan’ın önderi, milli bir kahramanı vardır: Ulu Önder Haydar Aliyev. Şahtahtı romanın başkahramanı Şahve’nin gözünden, Ulu Önder Haydar Aliyev’in siyasi zekâsını ve yiğitliğini detaylıca anlatarak halkın kurtuluşu Ulu Önder’de aradığını dile getiriyor… Buraya kadar siyasi yönünü ele alsak da Azatlık Öyküsü’nün siyasi olduğu kadar toplumsal, kültürel ve aşk yönü de vardır. 

Romanın başkahramanı Şahve aynı zamanda manevi yönüyle de Azerbaycan gelenek ve göreneklerinin temsilcisidir. Karabağ’ın işgaline karşı direniş gösterdiği meydanlarda tanıştığı, kendisi gibi kahraman bir Azerbaycan Türk kızı olan Şule’ye olan sevgisi saf ve temizdir. Özgürlük direnişinin bu yiğit iki sevgilinin aşkları ahlâkî sınırlar ile çevrelenmiştir. Romanın ilerleyen bölümlerinde aşkları evlilik ile taçlansa da hatta iki çocukları olsa bile bu ahlâkî sınırlar aşılmaz. Aynı zamanda büyüklere karşı saygıda kusur etmezler.  Şahve ve Şule’nin “Vatan” ile olan sınavları kadar “aşk” ile olan sınavları da oldukça zorlu geçer. Karabağ, Bakü, Singapur ekseninde çeşitli badireler yaşarlar. Fakat bu iki sevgilinin birbirlerine olan aşkı da hiçbir zaman vatan aşkının önüne geçmez. 

Sonuç olarak romanda asıl vurgulanmak istenen şey bağımsızlığın yani azatlığın temel taşları olan ulusal bilinç ve milli düşüncedir. Yazar, ulusal bilincin yeşermesi ve milli düşüncenin hafızalarda yer edilmesi gayesinde ve arzusundadır. Bütün temennisi toplumsal bir uyanıştır. Geçmişte yaşanan acı hadiselerden ders çıkarmak, geçmişe bakarak geleceği şekillendirmek niyetindedir. Tarihten ders almayan milletlerin geleceğini inşa edemeyecekleri bilinen bir gerçektir. Bu bağlamda “Azatlık Türküsü” romanı yaşadığımız bu güzel günlerin arka bahçesini göstermesi ve ders çıkarılması bakımından oldukça önemli bir eserdir. Çünkü bu eser özellikle otuz yıllık bir dramın öyküsüdür. Şimdi biz, yaşadığımız o ağır travmalardan sonra Karabağ’da azatlık türküsünü, Karabağ Şikestesi eşliğinde haykıra haykıra söylüyoruz. Bu sevincimizin mimarları ise aziz şehitlerimizdir. Ruhları şad olsun…

Onlar tarihe adlarını kazıdıkları gibi gönüllerimize de nakşettiler. Biz Türk gençliğinin ve bütün dünya Türklüğünün tarihi görevi kahraman şehitlerimizin adlarını her daim yüreklerde yaşatmak, onların kanlarıyla sulanan aziz vatan toprağına sahip çıkmak, tarihten ders alarak geçmişte yapılan hatalarını bir daha tekrarlamamak, gelişmek, yükselmek, ilerlemek ve Turan’a koşmaktır…   

Dedem Korkut’un Duası Üzerinize Olsun…

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 171. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 171. Sayı