HaftanınÇok Okunanları
MEMMED İSMAYIL 1
Coşkun Haliloğlu 2
Serdar Dağıstan 3
CELAL ÂL-I AHMED 4
Süleyman Abdulla 5
Ercan Argınbayev 6
Aysel Fikret 7
Dünyanın tüm ülkelerinde ziyalılar, münevverler halka hizmet ederler. Ama ziyalılar arasında “ziyasız ziyalılar” da vardır ki onlar diploması makamına rağmen her işte sadece kendi çıkarlarını düşünürler. Hakiki münevver ise daima halkı ve vatanının menfaati yolunda hizmet etmeğe çalışır. Gazeteci ve çevirmen Babahan Muhammed Şerif hakiki aydınlarımızdan biridir. O, önce Özbekistan`ın gazete, yayın evlerinde editör, sonra Devlet Matbuat bakanlığında Baş Editör, Gafur Gulam Edebiyat va sanat yayın evi müdürü olarak çalıştı. Son yirmi yıl içinde Özbek-Türk kültürel edebi ilişkilerinin en tanınmış şahsiyeti haline geldi. Özbekçe-Türkçe, Türkçe- Özbekçe sözlük ve konuşma kılavuzları yazdı.Türkçeden Özbekçe’ye çeviriler yaptı.
Herbir devirde milyonlarca insan yaşıyor. Onların çoğunun yaşamaktan başka tasası yoktur. Ama her bir devirde öyle insanlar da vardır ki, onlar milletinin gelişmesi, kalkınması için aynı zamanda en önemli, en zaruri işleri yapmaya üstlenirler. Hayatın her alanında böyle akllı, gayretli, cesaretli ve himmetli insanlar yetişiyor ve bence onların hizmeti sayesinde insaniyet bugünkü yüksek seviyeye yükselmiştir. Buna kendi milletinin, vatanının refahı yolundaki kaliteli hizmet diyebiliriz. Özbek toplumunda böyle insanlar önce de vardı, şimdi de vardır. Dostum Babahan Şerif böyle milletperver insan olduğunden iftihar duyuyorum. Bu samimi sözlerimi okuyan bazı, düşüncesi bizimkine benzemeyen, bizden olmayanlar ise “O kadar da değildir.” diyebilirler. Ben de onlara, sözümün ispatı için bir kaç delil vermek istiyorum.
Birinci olay kendimle ilgili; “Şark Yıldızı” dergisinde bölüm müdürü olarak çalışıyordum. Bir toplantıda dergimizin kurucularından olan Gafur Gulam Yayınevi tarafından bize haksızlık edildiğini tenkit ettim. Hayret, bir iki gün sonra yayın evi genel müdürü Babahan Şerif, beni davet etti, sohbetleşti ve baş editör muavinliği görevini teklif etti. Hayret ettim, “Yayin evinde bu vazifeyi almak için oraya buraya koşanlar o kadar çok ki…” dedim. “Haklısınız.” dedi Babahan Eke,” Bu makamda önceleri Adil Yakubov gibi büyük edipler çalışmıştır. Yayınevinde de gözü bu yüksek mevkide de olanlar epeycedir ama ben sizi seçtim. Çünkü yayınevi için bugünkü şartlarda milli edebiyatı, milli tarihimizi iyi bilen, bu yöndeki kitapları yayınlamaya hizmet edebilecek sizin gibi yaratıcı editörlerlâzım.” Birlikte çalışmaya koyulduk. Babahan Eke’nin yönetiminde hâlâ komünist döneminde iken kızıl mefküre tarafından yasaklanan yazarların eserlerini çok adetlerde yayımladık. Cümleten, Hoca Ahmet Yesevi`nin Divan-ı Hilmet`i, Timur Tüzükleri, Mevlana Celalettin Rumi, Yunus Emre, Herman Vamberi, Firuz, Mustafa Çokay, İsmailbey Gaspıralı`nın kitapları.
Fitret ve Çolpan`ın ünlü alimler tarafından hazırlanan eserleri klasik edebiyat bölümünde toz içinde yatmış bulunurdu. Onların her birini 3 cilt olarak basmak kararı alındı. Ben onları hazırlamaya giriştim. Maalesef, yukarıdaki bazı ziyasız ziyalıların zûlmü nedeniyle Fitret ve Çolpan`ın eserlerini sadece bir cilt olarak basmak mümkün oldu. Baymirza Hayit` in ve Zeki Velidi Toğan`ın meşhur eserleri hem de Nabican Baki`nin Enver Paşa hakkındaki araştırması da basılmak üzere iken durduruldu ama emeğimimiz boşa gitmedi. Onların bazıları daha sonra başka yayınevlerinde basıldı. Babahan Eke’nin teşebbüsleriyle Özbekistan`da ilk olarak Termizi Hazretlerinin Sahih Hadisler kitabı (tercüman Abdülganı Abdullah) bizim yayınevimizde basıldı. Yukarıda sayılı eserlerin toplumumuzda milli ve manevi ruhun şekillenişi ve güçlenmesine hizmet ettiği şüphesizdir.
Yeri gelmişken Türkçe kitapların maharetli tercümanı Miad Hekimov`un teşebbüsüyle Babahan Eke, ben ve daha bir kaç aydının katılımıyla Özbekistan-Türkiye dostluk cemiyetini kurduğumuzu ve bu cemiyet bu yönde bir çok işler yaptığını ve bu işlerde dostumun belli başlı hizmetleri olduğunu vurgulamak istiyorum. Özellikle Babahan Eke’nin teşebbüsü ve Türkiye`nin ünlü alimi ve devlet adamı, Profesör Nevzat Yalçıntaş`ın manevi yardımıyla onlarca Özbek romanı, Abdullah Kadiri’nin “Geçmiş Günler”, Aybek’in “Nevai”, Adil Yakubov’un “Uluğbey`in Hazinesi”, “Köhne Dünya”, “Adalet Menzili”, Şükrullah’ın “Kefensiz Gömülenler”, Pırımkul Kadirov’un “Yıldızlı Geceler”, “Son Timurlu”, Hudayberdi Tohtabayev’in “Sarı Devin Ölümü”, Nurali Kabul’un “Unutulan Sahiller” gibi romanları Türkiye`de yayımlandı. Bu eserlerin tercümanı Ahsen Batur` a, Özbekistan`ın Nevai ödülü verildi. Halbuki, 1990 yılına kadar Özbek edebiyatından sadece bir düzyazı eser Türkçe’ye tercüme edilmişti. Bunu hesaba katarsak Özbekistan’ın bağımsızlığından sonra Özbek-Türk edebi ilişkileri ve tercüme işinde büyük adımlar katedildiğini görmek mümkün. Bu işlerde Babahan Şerif’in hem teşkilatçi, hem de tercüman olarak hizmetleri takdire münasiptir.
Babahan Şerif, adaletli, gayretli, işgüzar, salahiyetli rehber olarak tanınmıştır. Doksanlı yıllarda Özbekistan`da kağıt kıt oldu. O vakitte müdürümüz, Sibirya’dan vagon vagon kâgıt getirmeye mufavvak oldu. Sadece bu değil, O Avrupa`dan bilgisayarlar getirerek ülkede yayın işlerinde bilgisayarı ilk olarak kullanıma soktu. Rusya`dan modern matbaa makineleri getirdi. Sonuçta Yayınevinin kazancı çoğaldı ve başka yayınevleri kâğıt kıtlığı nedeniyle işçilerine maaşlarını bile ödemekte zorluk çekerken müdür bey, yayınevi personeline hiç çekinmeden maaş dışında pirimler, maddi yardımlar da vermiştir. Onunla beraber çalışan bir çok kişi hâlâ bugünlere kadar Babahan Bey’i maharetli başkan ve şefkatli yönetmen olarak hatırlıyorlar. O dönemdeki ekonomik çetinliklere rağmen Babahan Şerif, yayınevinin sadece ayakta durmasını değil, kalkınmasını da sağladı. O, çeşit çeşit yollar bulur ve neticede yayınevinin geliri çoğalırdı. Yine bir gün beraber giderken: “Şurada bir dostum var, onu beraber ziyaret edelim.” Diye makam arabasını bir bakanlık önünde durdurdu. Beraber bakanı ziyaret ettik. Sonuçta Babahan Eke yayınevine yüz telefon hattını almayı başardı. Yayınevinin tüm bölümlerine telefon temin edildi, geri kalan hatlar da bizim binadaki iş yerlerine satıldı.
Ekonomik zorluklara rağmen müdürümüz gayreti ve himmetini hiç bir zaman eksiltmedi. Stalin döneminde Özbekistan`a sürgün edilen Kırım Tatarları için Kırım`a dönme imkânı doğduğunda O, yayınevinin Kırım Tatar Bölümü mensuplarından yardımını esirgemedi; her bir arkadaşa önceden üç aylık maaşını verdi. Masa, sandalye hatta telefona kadar eşyalarını konteynerla Kırım’a gönderdi. Ekonomik sıkıntılardam dolayı personel azaltması ortaya çıktığında başka yerlerden iş buldu.
Babahan Şerif, “ Golos Uzbekistana” (Özbekistan’ın Sesi) gazetesinde, Özbekistan Cumhurbaşkanına bağlı Devlet Kuruluşu Akademisi Yayınevinde, sonra “Musika” yayın evlerinde Müdür olarak çalıştığı yıllarda da yukarıdaki gibi faydalı işlere devam etmiştir.
Onun son yirmi yıldaki tercümanlık faaliyeti de verimli oldu. 90.yıllara kadar Rusça’dan bir kaç siyasi ve ekonomik kitapları Özbekçe’ye çeviren tercüman bütün imkânlarını zaman için en önemli konudaki edebi ve tarihi eserleri Türkçe’den Özbekçe’ye çevirmeye verdi: Aydın Taneri`nin “Celalettin Harezmşah ve Zamanı” araştırması, Reşat Nuri Güntekin’in “Kan Davası”, “Bir Kadın Düşmanı”, “Ateş Gecesi”, Yavuz Bahadıroğlu’nun “Buhara Yanıyor”, “Elveda Buhara”, “Malazgirtte Bir Cuma Sabahı”, Suat Derviş’in “Fosforlu Cevriye”, İsmail Bozkut’un “Mangal” romanları, Ömer Seyfettin’in 23 hikayesini içeren “Bedel” toplamı ve başkaları. Bu eserlerin tercümesi, bedii ve ictimai özellikleri hakkında makaleler yazılırsa, onların önemi tekrar aydınlaşacaktır.
Yazarın kim olduğu, seviyesi onun konu seçmesinden de belli olur. Babahan Şerif’in maharetli tercümanlığı, vatansever şahsiyeti bence onun Özbekçe’ye çeviren Harezmşahlar tarihine ait romanlar ve Ömer Seyfettin hikâyelerinde sarih bir şekilde gözüküyor. Çünkü o, bu eserler okurda vatanperverlik ve milletseverlik duygularını şekillendirişi ve daha da güçlendirişini bilerek şu kitapları da tercüme etmiştir. Tercüman “Yaşayan Yazar” başlıklı önsözünde Ömer Seyfettin’in kahramanlarca, fedai ve feci hayatını geniş açıklamakla beraber onun yeni Türk hikayeciliğinin esascısı olduğunu Özbek okurlarına anlatmıştır. Doç.Dr. Athambek Alimbekov`un sönsözünde vurgulandığı gibi yazarın eserleri 1972 yılında Bahram İbrahimov ve Mirveli Azam tercümesinde basılmıştır. Ama bence Babahan Şerif’in tercümeleri Ömer Seyfettin’in esasen milli yöndeki hikâyelerini seçtiği ve sade, canlı ve zarif bir dilde çevirdiğiyle teferrüt ediyor. Bilhassa, Türk milli karakteri maharetle yaratılan “Pembe İncili Kaftan” ve “Bedel” hikaâeleri çok önemli eserlerdir.
Babahan Şerif, tercüme ettiği kitaplara önsözlerinde de bilim adamı olarak esaslı, millet için önemli fikirleri ortaya koymuştur. Yavuz Bahadıroğlu`nun “Harezm Yanıyor, Elveda Harezm” (“Buhara Yanıyor. Elveda Buhara”) romanlarına (Taşkent, 2010) yazdığı önsözünde şöyle diyor: “İnsaniyet tarihi özgür, hür yaşamak için mücadele tarihidir. Özgürlük, erk duygusu daim milletin damarlarında coşup, ruhunu yüceltir. Bu maksat yolunda canını feda eden büyük evlatlarını halk hiç bir zaman unutmaz. Tarihin en zor, çetin vaktinde meydana çıkarak akıl idraki, çelik iradesiyle milletin birliğini sağlayan, ruhunu yücelten ve onu Moğol baskıncılarına karşı savaşa yönlendiren ve istiklal yolunda canını feda eden Celaleddin Mengüberdi dünya çapındaki ulu şahıslardan biridir. Celaleddin Harezmşah hakkında geçmişte onlarca tarihi eserler yazılmıştır. Onun efsanevi hayatı daha sonra bir çok yazar için ilham kaynağı oldu. Tanınmış Özbek şairi Maksud Şeyhzade “Celaleddin Mengüberdi” dramında, Pakistan yazarı Nesim Hicazi “Ahri çatan” (“Son Kaye”) romanında, Azerbaycan yazarı Azize “Celaliye” romanında, Gürcü yazarı Grigol Abaşidze “Laşarella”, “Yalda Gecesi”, “Tsotne” trilojisinde (üç romanında), Rus yazarı V.Yan “Cengizhan” romanında Celalettin Mangüberdi tipini yaratmıştır”.
Yeri gelmişken, Hüseyn Nihal Atsız’ın da Celaleddin Harezmşah`ı layıkiyle takdir ettiğini, onun Türkistan ve Türklük tarihinde büyük şah ve komutan, düşmanları ‘‘ölüm makinesi’’ korkutan bir efsanevi kahraman olarak değerlendirdiğini hatırlatmak istiyorum. Kısaca, Celaleddin Mangüberdi de gençlerimizi kahramanlık ruhunda terbiyelemekte. Celaleddin, Alp Er Tuna, Tomaris, Şırak, Bilge Hakan, Timur, Babur gibi büyük ecdadlarımız hakkındaki her bir tarihi ve edebi eser çağdaşlarımıza ekmek ve su gibi lâzımdır. Babahan Şerif, bu ictimai zarureti derinden hisseden biri olarak yukarıdaki tarihi romanları Özbek okurlarına armağan etmiştir.
Tıpkı kendisinin de bize armağan edildiği gibi.