HaftanınÇok Okunanları
HİDAYET ORUÇOV 1
Tahircan Muhammed, Mukaddes Mirza 2
Coşkun Haliloğlu 3
Zılika Jantasova 4
Fatih Sultan Yılmaz 5
MEHMET ALİ KALKAN 6
Coşkun Haliloğlu 7
Anavatanındaki huzursuzluk Mahtumkulu'nun temel kaygılarından biriydi. O halkının mutlu yaşamı için çözüm arıyor, bulamadıkça kendini çok rahatsız hissediyordu. Çaresiz bir gününde babasının yarı bilimsel, yarı sanatsal bir tarzda yazdığı «Va‘z-ı Âzâdî» adlı uzun şiirini okuyarak teselli bulmak istedi. Okurken Türkmen halkının barış içinde yaşaması için millet olarak birlik ve beraberliğe ihtiyacı olduğunu fark etti. Babasının öğütlerinden etkilenerek, halkının ruhunu yüceltmek için onların anlayabileceği bir dilde şiirler yazdı. Şair bu şiirlerini Hacıgovşan köyünün tüm halkına ayrıca Göklen hanlarına ve serdarlarına okudu.
Köyün kethudası olan babası Devletmemmet Âzâdî'den hayır duasını alarak, Buzlıpolat serdarın başkanlığında onun yoldaşlarıyla birlikte Teke, Yomut, Yazır, Ahal hanlarının ve serdarlarının yanına gitti. Onlara Buzlıpolat serdarla beraber birlik ve beraberlik konusunda tavsiyelerde bulundu. Bütün Türkmen halkının bir araya gelerek ana vatanda rahat yaşaması için yazdığı şiirlerini okudu. Türkmen hanlarının, serdarlarının hepsi de Mahtumkulu'nun “Türkmenin” adlı şiirinin
“Gönüller, yürekler bir olup başlar,
Ordu çıksa, erir topraklar taşlar,
Bir sofrada hazır kılınsa aşlar,
Yaver gider şansı yüce Türkmenin” dizelerinden,
“Türkmen Binası” adlı şiirinin
“Teke, Yomut, Yazır, Göklen, Ahal boyu bir olup,
Bir yere yürüyüş yapsa, açılır gül lâlesi” dizelerinden,
“Döker Olduk Yaşımız” adlı şiirinin
“Türkmenler bağlasa bir yere beli,
Kurutur Kulzum’u1, Deryâ-yı Nil’i,
Teke, Göklen, Yomut, Yazır, Alili,
Bir devlete kulluk etsek beşimiz.” diyen dizelerinin etkisinden çıkamayıp, Buzlıpolat serdarla Mahtumkulu'nun, Türkmen halkının birleştirilmesi ve Türkmen topraklarının huzur içinde tutulması yönündeki önerisini kabul ettiler. Şair ve onunla beraber giden delikanlı Türkmen yiğitleri buna çok sevinerek köylerine geri döndüler.
Mahtumkulu evlerine girer girmez babasına bu müjdeli haberi verdi. Babası Garrı Molla da çok sevindi ama bu sevinç çok uzun sürmedi. Şah İsmail’e bağlı Safavi ordusundan askerler, Türkmenlerin tek bir güç oluşturmasından korkarak, Türkmen topraklarına casuslar gönderdi. Bu casuslar, Türkmen serdarlarının ve hanlarının arasını bozmayı başardı. Mahtumkulu halk arasında ağızdan ağza dolaşarak bütün köye yayılan bu kötü haberi duyduğundan beri çaresiz bir durumdaydı. Ona bu haberi getiren kişi «Ölümden başka şeyin çaresi vardır.» diye teselli vermişti. Ama çarenin bulunabilmesi için de Türkmenler arasında birlik ve beraberlik lazımdı. Bu plan da işe yaramayınca şair kendini çok biçare hissetti.
Kendiyle beraber yanında oturan babasıyla Buzlupolat Serdar da onun kadar çaresiz görünüyorlardı. Şair, kendinin bu kötü durumundan ötürü aklına gelen dizeleri dışından söylediğinin farkında bile değildi:
“El sözüne inandım,
Ben zavallı bîçȃre.
Çok sağlamdım, kırıldım,
Oldum şimdi âvâre.”
Devletmemet Âzâdî, şair oğlunun söylediği bu şiiri dinleyince Mahtumkulu'yla Buzlıpolat’a teselli vermek, incinmiş kalplerini rahatlatmak istedi:
“Üzülmeyin, oğullarım! Nasip değilmiş. Allah kaderimize ne yazdıysa o olur. Türkmen halkı merdane halktır. Mertlik halkımızın, milletimizin kanında var. Onlar topraklarımızı ele geçirmek istiyorlar. Türkmen aşiretlerinin birliğini bozmak için onların aralarına nifak sokuyorlar. Bir olamasak da Göklen, Yazır, Yomut, Ahal, Teke Türkmenlerinin her biri yaşadığı ana toprağını yabancı düşmanlardan koruyabilir. Çok şükür! Allahım, Türkmene «Ser versem de yer vermem!» diyen mert ve cesur gençleri bahşetmiş. Artık her bir Türkmen aşireti kendi toprağını koruyacak. Kaderimize göre yaşamaktan başka çaremiz yok.
“Doğru söylüyorsunuz mollam, kaderimize yazılanı ýaşamaktan başka çare yok. Fakat, insanoğlu söylenenleri yapmazsa esef ediyor. Afgan Padişahı Ahmet Şah'ın Göklen hanlarına ve serdarlarına gönderdiği davete gittiğimiz gün aklıma geldiğinde çok pişmanlık duyuyorum. O zaman sizin dediğiniz oldu. Ahmet Şah, Türkmenlere verdiği sözü tutmadı, üstelik cesur Türkmen gençlerimiz Çovdur Han, Memmetsafa, Abdılla ve daha nice delikanlılarımız bu davetin kurbanı oldu. Sütten ağzı yanan, yoğurdu üfleyerek yer, demiş atalar. Bu yüzden de mollam, Sizin söylediğiniz gibi ana toprağımızı, halkımızı her bir Türkmen aşireti kendi yerinde koruyup, kaderimize göre yaşamaktan başka çaremiz yok.”
“Her işte bir hayır vardır, denilir, Serdar.” diyerek Mahtumkulu’ya döndü.
“Akşam, her zamanki gibi köydeşlerle bir araya gelip istişarede bulunduğumuzda bu sonucu onlara da açıklayacağım. Ancak Türkmenlerin birlik olması ve tek lidere hizmet etmesi hakkındaki düşüncemizi vaaz etmeye devam etmeliyiz oğlum.”
“Baba, bu düşüncemizi hayata geçirmenin bir çaresi yoksa neden anlatalım ki?”
“Vaaz etmek lazım oğlum. Yaradan'ın mucizesi büyüktür, fırsat olunca nasip eder. Türkmenleri birleştirmek bize nasip olmasa da belki gelecek nesillerimize nasip olur. Bunun için, bu şiarımızı Türkmen halkının gelecek nesillerine kendimizden miras bırakmalıyız, evlat!”
“Tamam baba. Yiğit gençlerimizi, halkımızı ata toprağımızda ana vatanımızda huzurla yaşamaya yüreklendirecek şiirler yazacağım. Sizin bu vasiyetinize ömrümün sonuna kadar devam edeceğim.”
Mahtumkulu'nun yüzü biraz aydınlanmış gibiydi. Önceki biçare durumundan eser kalmadı. Babasının vasiyetinden ötürü kalbinde dolup taşan ilhamla şiirlerini yazmaya devam etti.
(AYB Türkiye Çevrim İçi Hikâye Atölyesi, Şubat 2024)