Moğolistan yollarında


 15 Ekim 2026

Upuzun bir yoldaydık ufka doğru uzayan,  
Koyun keçi sürüsü ve atlar zaman zaman  
Hızımızı keserdi yolumuza çıkarak.  
Kayıp giden manzara: bozkır, at, ağaç, çadır…  
Akarsu menderesler çizerek akmaktadır.
Asfalttan çıktığında tümsek, çukur, taş, toprak…

Moğolistan yolları engebeli, zorluydu;
Kimi yerler taş, kaya, kimi yer akarsuydu.
Sığ sulardan geçmiştik köprü olmayan yerde.
Telaşla önümüzden bir dağ sıçanı kaçar,
Uzakta hayal meyal at sürüleri geçer,
Gökte bir yırtıcı kuş, su kuşları nehirde…  

Karakurum şehrinde, tepe üstünde anıt… 
Hun, Göktürk ve Cengiz Han dönemlerine ait 
Haritalar görülür anıtın her yüzünde. 
Bu tepeden hem doğa hem tarih seyredilir. 
Aşağıda vadide akan Orhun nehridir, 
Tarih su gibi akar hissedenin gözünde. 

Orhun ırmağındayız şırıl şırıl akan su,
Taşların kütüklerin üstünden atlayan su…
Biraz geciksek bile kavuştuk en sonunda.
Islandık, suya girip kucakladık Orhun’u.
Gelen biziz: Hunların, Göktürklerin torunu…
Tarihi soluyoruz bu ata toprağında.

Bilge Kağan, Kül Tigin yazıtları müzede,
Duyarak hissederek geziyoruz bizler de.
Ve sonra da yolumuz anıtlar alanına…
Bu bozkırdan geçmişti doludizgin atlılar.
Gittiler en batıya Demirkapı’ya kadar,
Doğu yönünde ise Kadırkan ormanına…

Bu alanda yazıtlar bakımsız halde imiş;
Bir kısmı parça parça, devrilmiş yerde imiş.
Eserleri korumak için yapılmış müze.
Tarihi kalıntılar, Göktürk devrinden kalan…
Sanki bugünler için seslenir Bilge Kağan:
“Yer mi delindi gök mü çöktü üzerimize…”

Uygurların başkenti Ordu Balık şehrinde,
Karabalgasun’dayız surların üzerinde.
Bozkırın ortasında yapayalnız duvarlar…
Bir zamanlar burada capcanlı hayat vardı;
Öyle ki “Hükümdarlar şehri” diye nam saldı.
Şimdiyse harap olmuş yer yer yıkılmış surlar…

0rhun şelalesine giderken gördüğümüz
Otlayan yak sürüsü -bir çeşit sığır, öküz-
Ve “Deve taşı” denen büyük mezar taşları…
Bazı taşlar üstünde gizemli şekiller var.
Güneş yakmış bunları, ıslatmıştır yağmurlar;
Pek çok mevsim görmüşler ve birçok savaşları.

Çeçerlek’’te bir yazıt müzenin bahçesinde…
Orhun yazıtlarının çok daha öncesinde
İlk Göktürk devletinden kalan Bugut yazıtı…
Kaplumbağa kaide üzerindedir evren,
Bir çocuk var sanılır orda kurttan süt emen.
Taşa işlenmiş sanki destandan bir ayrıntı…

Akşama doğru varıp gördük Şivet Ulan’ı.
Yan yana dizilmişler bekliyorlar kurganı
Buradaki heykeller: kurtlar, koçlar, aslanlar…
İnsan heykellerinin kafaları kırılmış…
Göktürklerden bugüne bir de bengü taş kalmış,
İlteriş Kağan geçmiş buradan bir zamanlar.

Kurganlara rastladık taş yığını gibiydi,
Geyik figürlü taşlar yine o bölgedeydi.
Bu taşlar hatırası İskitler zamanının.
Bu bozkırda geyikli taşlar sessizce bekler;
Güneşe, aya doğru uçarak bu geyikler
Cennete götürürmüş ruhunu kahramanın.

Moğolistan’ı gezen herkes onu görmeli.
Ta uzaktan görünür Cengiz Han’ın heykeli.
Devasa bir anıttı bir tepe üzerinde.
Çevreyi bu anıta çıkıp biz de seyrettik.
…Ve bu ülkede geçen vaktimizi tükettik;
Birçok anı birikti hatıra defterinde.

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 238. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 238. Sayı