Muallim Oğlu Muallim


 01 Ağustos 2020


Tatar edebiyatı eski ve zengindir. Orta çağlara ait “Edigey”, “Han Kızı Altın Saç”, “Cik Mergen”, “Büşman Kıpçak”, “Çura Ba­tır”, “Kesikbaş”, “Avık” gibi gibi destan ve efsaneler, Ta­tar edebiyatının en eski numunelerin­den­dir. 

Ünlü Tatar edibi Kul Ali’nin “Kıssa-ı Yusuf”, Nas­red­din Rabguzî’nin “Kısasü’l-En­biyâ”, Mahmud Bulgarî’nin “Nehcü’l-Fe­râ­dis”, Kutb’ün “Hüsrev ve Şirin”, Harezmî’nin “Muhabbet­nâ­me”, Hüsam Katib’in “Cümcüme Sul­tan”, Sey­fi Sarayî’nin “Gü­listan bi’t-Türkî”, Muhammed­yar’ın “Tuhfe­-i Merdan” eseri yal­nız Tatar ededbiya­tının değil, genel Türk ede­biya­tının ortak ve parlak numuneleridir.

Son asırlarda, özellikle XIX-XX. yüzyıllarda Tatar edebiyatı görülmedik bir düzeyde gelişmiştir. Şihabeddin Mercânî, Kayyum Nasirî ve Abdurrahman İl­ya­sî gibi ceditçi edib­ler bu dönemin en meşhur temsilcileridir. Abdullah Tu­kay, Zakir Der­d­mend, Şeyhzade Ba­biç, Fa­tih Emirhan, Ales­ker Ke­­mal, Ahmed Urman­çi, Fatih Sey­fi Kazanlı, Necib Du­ma­vî, Sa­id Sün­çe­ley, Mir­aziz Ukmasî, Ayaz İs­hakî, Me­­cid Ga­furi ve adlarını göste­reme­diğimiz onlarca başka kalem sahipleri modern Tatar ede­bi­­yatına önemli katkıda bulunmuşlardır. Bun­lardan üçü – Tukay, Derd­mend ve Babiç, daha sonra Musa Celil yeni Tatar edebiyatının beşiği başında durmuş büyük şairlerdir. Çağdaş edebiyatta akla gelen ilk isimlerden birisi Robert Minnullin’dir.

Robert Minnullin 1 Ağustos 1948’de Baş­kur­dis­tanın İleş ilçesine bağlı Necede köyünde doğdu. Robert küçükken ailesi Tataristan’ın Ak­tanış ilçesine bağ­lı Şemmet köyüne taşındı. Robert’in çocukluk ve delikanlılık yılları bu köy­de Sön ırmağının kıyısında geçti. İlk ve orta okulu bitirdikten sonra Ufa kentindeki ticaret lisesine devam etti, fakat bir kaç ay geçince köyüne dönerek kütüphanede çalıştı. Daha sonra ­Karabaş köyünde liseyi ta­mam­ladı. 

1966-1968 yılları arasında “Mayak” (Fener) adlı yerel gazetede çalıştı, ilk şiirlerini de o sırada yazdı. Kazan Devlet Üniversitesinin Tatar Dili ve Edebiyatı Bölü­münde okuduğu yıllarda (1968-1973) Robert yetenekli bir şair olarak ta­nındı. Şiirleri “Tataristan Yaş­ları” ve “So­sya­listik Tataristan” gazetelerinde, “Kazan Odları” dergisinde, “İdel” mecmuasında basıldı. Ro­bert 1972’de genç Sovyet şairlerinin fes­tivaline ka­tıl­dı. 1973’te ünlü şair İldar Yüze­yev “Tataristan Yaş­ları” gazetesinde Robert ve şiirleri hakkında tanıtma yazısı yazdı. 

Robert Minnullin üniversiteyi bitirdikten sonra çeşitli gazetelerde muhabir, editör, yazı işleri müdürü, genel yayın yönetmeni, Tataristan TV’de baş re­daktör görevlerinde bulundu. 1990 yılında Tataristan Cumhuriyeti milletvekili seçildi ve 2014’e kadar bir kaç dönem parlamentoya girmeyi başardı. 1988-1994 yıllarında paralel olarak Tataristan Çocuk Vakfı’nın başkanı, 1995-2000’de Tataristan Devlet Konseyi’nin Kültür ve Milli Meseleler Daimi Komis­yonu başkanı, 2000-2004’te Devlet Konseyi başkan yardımcısı görevlerini yürüttü. Tataristanın özerk bir kurum olarak Moskova ve federal hukumet karşısında yerel ve ulusal haklarını savundu, Tatarcanın kullanımı, ana dilinde eğitim, edebiyatın ve milli kültürin gelişimi uğruna yorulmadan, usanmadan kavga verdi. 2014’te resmen emekliye ayrılsa da kavgasından bir an geri kalmadı.

Robert Minnullin tanınmış şair ve yazar, toplum ve siya­set adamıdır. Çeşitli yıllarda ve dillerde (Ta­tar, Rus, Başkurt, Azerbaycan vs.) 70’den fazla ki­tabı basılmıştır. 2007’de seçilmiş eser­­le­ri 7 cilt olarak yayınlanmıştır. Evlidir, bir oğlu, bir kızı var. Robert Minnullin Tataristan’ın ve Başkurdistan’ın ‘Kültür Alanında Üstün Hizmet Adamı’ adını almış ender kişilerden birisidir. 

Gençliğinde genelde çocuklar için şiirler yazan şair bu ala­nın Hasan Tu­fan, Sibket Hekim, Fatih Hüsnü, Şevket Keliyev gibi üstadlarının izinden yürümüş, çocuk şirine yeni anlamlar, poetik bulgular, konu ve ifa­de zenginliği, yeni yeni pe­dagojik ve psiko­lojik yaklaşım getirmiştir. 

Robert 1977’de Sovyet Yazarlar Birliği üyeliğine kabul edil­­miştir. 

“Akbak Sirk’te” (1978), “Yedi Amca Bir Atı Eğeliyor” (1980) ve “Aya Uçtuk” (1982) adlı çocuk kitaplarına ve TV’de çocuk ede­biyatının propagandasına göre Robert Min­nullin 1982’de Musa Celil ödülüne layık görülmüştür. 

Şairin onlarca şiirine müzik bestelen­miş, bestecilerden Sara Sadıkova, Rüstem Yahin, Re­zeda Ahiyarova, İlgiz Zakirov’la bir­likte yaz­dığı şarkıları geniç halk kitlelerinin beğenisini kazan­mış, şarkıcıların repertuva­rın­da yer tutmuş, bir çok müsabaka ve festivallerde defalarca dereceye girmiştir.

Robertin “Köyümüzün Hayvanat Bahçesi” (1988), “Bana Kardeş Gerektir” (1990) adlı kitabları ülke çapında müsabaka­larda birinci yere çıkmıştır. “Dünyanın En Büyük Elması” adlı kitabı 1992’de Uluslararası Hans Christian Andersen ödülüne, 1997’de Tataristan Yazarlar Birliğinin Ab­dullah Eliş ödülüne layık görülmüştür. 1998’de Ro­bert Min­nul­lin “Küçteneç” adlı kitabına göre Abdullah Tukay adına Tataristan Dev­let ödülünü almıştır.

Peki, Robert Minnullin nasıl bir şairdir? Tek bir cüm­le ile desek, olağanüstü şairdir, parlak yetenek sahibidir. Tabii ki, benim dos­tum olduğu için değil, tam aksine, iyi şair ol­duğu üçün benim dostumdur. Bunu size misallarla göstermek is­terim.

Robertin sanatında vatan sevgisi, ana yurdun gü­zel­likleri, Kazan ve Sön ırmağı özel yer tutuyor. Bu konularda şairin bir birinden güzel şiirleri var. Mesela, “Bu da Böyle Ülkedir” şiiri ana yurda, halka, millete derin sevginin poetik tezahürüdür. Onun “Tatar”, “İdilimiz”, “Sön Irmağına Dönsem”, “Sön Irmağı Söğütsüz Olmaz” vb. şiirleri vatana evlat sevgisiyle doludur. Özellikle “İdilimiz” şiiri çok etkilidir:

 

İdilimiz!

İdil  bizim 

Denizimiz.

İdil bizim

Temelimiz,

Ufukumuz,

Genliğimiz!

İdil bizim

Kimliğimiz!

 

 “Tatar” şiirinde nice nice milletlerin oluşumun­da müstesna rol oynamış, dili, edebiyatı, kültürü ile komşularını zenginleştirmiş, onların genine, kanına, gözüne, yüzüne, çehresine, fiziğine derin etki yapmış eski ve köklü bir hal­kın tarihi hiz­metlerinden bahsediyor:

 

Nice millet bakıp durur 

Tatarların gözü ile,

Nice millet gezip durur 

Tatarların yüzü ile.

 

Nice millet yaşamakta 

Tatarların kanı ile.

Başkurt, Özbek, Ruslar, filan,

Tatarların canı ile.

 

Sahilinde boy attığı Sön ırmağına özel sevgi ile yanaş­ma­sı Robert’in bu yerlere duyduğu vefa ve sadakati gözler önüne seriyor. Tek bir dizeye bakmakla o sevgiyi anlamak mümkün­dür:

 

Dönsem ocağıma, ata evime,

Ben çocuk olurum, çocuklaşarım.

Burda her söğütle, burda her itle

“Sen” diye sarılıp kucaklaşarım.

 

Her şairin kendine has yazgısı, özel misyonu var. Robert Minnullin de bunun farkında. Onun kaleminden çıkan “Biz Yazdık”, “Yazmaz İdim”, “Şairler”, “Şiiri Ben Yazmıyorum” ve başka eserleri bu konuya ışık tutuyor. Ona göre, şairlik ilahî bir görevdir, şiir de sihirli varlıklar tarafından gece kulağa fısıldanan mısralardır. Robert bu hiyerarşide kendi yerini de tam olarak biliyor. 

Robert’in en ilginç şiirlerinden biri “Polat da Eğilirmiş” şiiridir. Burada ateşîn yurtsever, 1990’lı yıllarda Tataristan’da baş gösteren egemenlik ve bağımsızlık harekâtının çılgın öncüsü, gözünü budaktan esirgemeyen, çelik (polat) gibi sert, cesur ve yılmaz emekli general Zeki Zaynullin’in hastalanması ve yatağa düşmesi, şair kalbiyle asker kalbinin mukayesesi poetik bir dille gösteriliyor:

 

Ben bir başka...  Ben şairim,

Göğsümde var sade yürek,

Şair yüreği ağrısa, 

Şaşırmasın kimse gerek.

 

Benim gibi adamlara 

Ağrı, acı – normal hayat.

Zeki dayı...

Ya bu nedir,

Eğilir mi yoksa polat? 

 

Robertin aşk lirikası da çok kuv­vetlidir. Bu, seven kalbin iztirabları, sevginin çalkantılı anları, özlem, hasret, ayrılık, kıs­kanç­­lık, dargınlık, vefa duyguları etkin levhalar ha­linde okura sunulmaktadır. “Mersiye”, “Sevginin Son Treni”, “Senin Trenin”, “Unut”, “Sen Yine Yoksun”, “Ömür Boyu Bek­lerim”, “Seni Gördükten Sonra”, “Sen­siz Yaşayamam” adlı şiirlerde bu duygular tek tek işleniyor, ince ince nakşediliyor. Mesela, “Ömür Boyu Beklerim” şiirinden iki dizeye göz atalım: 

 

Gün boyu, ay, yıl boyu,

Daim beklerim seni.

Ömür boyu beklemem

Senden başka kimseyi.

 

Bırak yansın, yakılsın,

Ağlayarak özlesin...

Gözü arasın seni,

Yollarını gözlesin!

 

 “Sizde Yağan Karlar” şiiri ise insana bir az garip, hatta eflatuni etki yapıyor. Aşıkın, sevgili yarin diyarına yağan karı uzak mesafe­den bütün fizikî seciyesi ile his etmesi aşkın kudretini gösteriyor, sahradaki Mecnu­n’un köyde hasta yatan Leyla’nın ağ­rılarını yaşaması gibi algılanıyor:

 

Sizde yağan karlar yağar üstüme,

Kar altında ıslanırım cim-cime.

Senden gelen gamlar yağar üstüme,

Ben derdinle dop doluyum, lim-lime.

 

Sizde yağan karlar yağar üstüme,

Uçar gönlüm gah o yana, bu yana...

Kar eriyip gür yağmura dönüşür,

Ya da döner bir amansız tufana!

 

Robert Minnullinin sanatında doğa motifleri, bahar, yaz, güz, kış, ağaç, yaprak, hazan özel yer tu­tar. “Güz Faslına Girmek Ağır”, “Güz Ya­rpa­ğı”, “Yaz­da Güz”, “Yaprakların Düğünü”, “Son Yapraklar”, “Kışı Terkettim” ve baş­ka şiirleri bunlara parlak misaldır. 

Robert Minnullinin şiirlerinde kuş motifi de çok önemlidir. Hem de burada kuşlar bülbül, suna ve martı gibi üç nev halinde karşımıza çıkar. Böyle anlaşılıyor ki, şairin bülbüle (Tatarcada ve eski Türkçede: san­dugaç) hususi ilgisi var. Yazdığına göre, şair hayatında canlı bül­bül görmemiştir, ancak bülbül nağ­mesi onun il­ham kay­na­ğıdır. Robert bu konuda şöyle yazıyor:

 

Bülbül sesi dinledim,

Boğulup göz yaşıma.

Ben hiç bülbül görmedim,

Gelsem da bu yaşıma.

 

Görmeye ne lüzum var,

Dinle şeyda bülbülü.

Dinleyeni olursa,

Açar gülü, sünbülü...

 

Gece başım üstünde 

Nağme okudu bana.

Bugün bir şiir yazdım,

Bu nağmenin aşkına.

 

“Bülbül”, “Bülbül Çağı Savuştu”, “Bülbül Hasreti”, “Bül­bül­ler Yazda Doğar”, “Bül­bül­lerin Düğünü” gibi güzel şiirlerine göre Ro­bert Minnullin’i “bülbül şairi” olarak adlandırabiliriz. İki sene önce onun Azerbaycan Türkçesine çevirdiğim kitabının adı meselesi ortaya çıktığında Robert’in kendisi “Bül­­büllerin Toyu” adını tek­lif etmişti. Doğrusu ben “Sev­ginin Son Treni” adını seçmiştim, ancak şairin daha doğru karar verdiğini gördüm. Bence, şairler toplumun olduğu gibi, bülbüller de doğanın şairleridir: 

Robertin sunaya yazdığı şiirler de çok duyguludur. Bunlar merhum şairimiz Mem­med Aslan’ın turnalar hakkın­dakı şiirle­rine benziyorlar. Sunanın iniltisinden uyanan şair derin he­yecana kapılıp durumu yerinde gör­mek için doğru sunalar gölüne geliyor. Heyhat, manzara içler acısıdır:

 

Belki ben tam anlamadım,

Yanlış yaptı belki suna?

Dalgalandı suna gölü,

İniltiden baştan sona.

 

Zulmet gece aydınlandı

Bu sunanın zil sesinden.

Yoksa yalgız, tenha suna

Ayrı düştü destesinden?

 

Bulamadım, bilemedim

Nice ok var yarasında?

Kaldı sesi göl boyunca

Kayınların arasında.

 

Martılar da Robert’in şiirlerine yansıyor. Şair onlarla birlikte uç­mak istiyor, fakat doğa insana kanat vermemiştir:

 

Ben uçmayı çok isterdim

Gökte martı uçan gibi.

Ne yapayım, kanadım yok,

Nasıl uçsam insan gibi?

 

Robert Minnullin’in iki şiirinden ayrıca bahsetmek lazımdır. Bun­lar­dan biri “Kızıla Methiye” şiiridir. Büyük Ab­dulla Tukay daha yüz yıl önce “Altına Karşı” şii­rinde Mak­­sim Gor­ki’nin “sarı ib­lis” dediği kızıl (altun) hakkında şöyle yazmış­tı:

 

Allahım! Yer yüzünden birtek  bu altunı al, 

Mukaddes yeri yakan bu alevi, kanı al!

 

Robert, şiirinde kızıla, altuna başka açıdan bakıyor; onu muhtelif vesilelerle terennüm ediyor, ancak her de­fasında kızıl mu­­kayese ögesinden daha aşağı, daha değer­siz, daha kıymetsiz gö­rünüyor:

 

Methiye yazarım bütün dünyada

Var olan ak, kara, yeşil altuna.

Benim anam gibi altun küpesiz,

Beş çocuk büyüten altun hatuna.

 

Parmağında altun yüzük olmayan

Emekçi hatunun altun eline.

Methiye yazarım kızıl güneşe,

Ana vatanımın altun çölüne.

 

Şair altunu daha sonra altun ovalarda altun buğday yetiren emeksever çiftçilerle, kilerlere yığılan bereketle, ürünle vatanın kızıl güzü ile, aksakallı ihtiyarın kızıl kelamları, sözleri ile, şanlı adını tarihin altın sayfa­larına altın harflerle yazan gazilerle ve azatlık uğrun­da ölen şehitlerle muka­yese ediyor, insanları saflığa, temizliğe, ul­viliğe, altın gibi olmaya çağırıyor, onlara altın ev­lat­­lar, altın ge­linler ve damatlar dili­yor, altın arzularını dile getiriyor: 

 

Gelin bizler altın gibi olalım, 

Kızıl değil isek, gereksiziz biz.

Methiye söylerim daima size,

Altın gibidirse eğer kalbiniz!

 

Altın saçlı altın kızlar büyütün, 

En ağır anlarda siz yine gülün!

Altın toyunuza kadar yaşayın,

Altının yüzüne... yine tükürün!

 

Hakkında ayrıca bahsetmek istediğim ikin­ci şiir Robert’in “İn­san Öm­rü Çok Kısadır” adlı şiiridir. Bu güzel felsefî şiirde ömrün en olgun çağını yaşayan şairin ömür ve hayat hakkındakı felsefî dü­şün­ce­­leri yansımıştır:

 

İnsan ömrü çok kısadır...

Kıymetlidir her hissesi.

Değerlidir her saati,

Dakikası, saniyesi.

 

İnsan ömrü çok kısadır...

Sezilmeden dönüp gider.

Sanki ömrün ocakları

Birce anda sönüp gider.

 

İnsan ömrü çok kısadır,

Bir söndüyse, bir de yanmaz.

Herkes için bu doğrudur,

Şairlere ait olmaz.

 

Burada hem de “bedii ego” ile karşılaşıyoruz. Gerçekden de, her insanın ömrü bir defa ve ebe­di sönen mum gibidir, yal­nız şairlerin ömrü istisna teşkil eder. Eserleri yaşadıkça şair de ya­şar. Robert şiirlerinin birinde mavi gök­lerde doğan yıldız­dan, dalgalanan mavi de­niz­den, şulelenen mavi ocaktan bahseder, son­da bunların mucize falan olma­dığını, yal­­nız şa­i­rin, söz adamının işi olduğunu yazar. 

Robert Minnullin’in babasını adı Muallim idi, çevresinde saygın bir kişiydi. Robert ise sanatı, kalemi, kişisel örneği, hayatı ve kavgasıyla nice nice kuşakların, çocukların, gençlerin, akranların, halkın ve milletin gerçek muallimi, öğretmeni, hocası idi. İki yıl önce doğumunun 70. Yıldönümü münasebetiyle Baküde tercüme ettiğim ve bastırdığım ‘Bülbüllerin Toyu’ kitabına yazdığım son sözü bu mısralarla bitirmiştim:

 

Robert Muallim oğlu!

70 yaşın mübarek!

Kısmet olsun, seninle

75’de görüşmek!

 

Yazık, kısmet olmadı, Robert Minnullin bizlerden 27 Mart 2020’de 71 yaşında ayrıldı. Türk halklarının kalbinde eserleri ve hatırası kaldı. 

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 164. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 164. Sayı