HaftanınÇok Okunanları
HİDAYET ORUÇOV 1
Serdar Dağıstan 2
NIKA ZHOLDOSHEVA 3
Kardeş Kalemler 4
Ahmet Kartal 5
İSMAİL DELİHASAN 6
FEYZA TUĞÇE FIRAT 7
Tatar edebiyatı eski ve zengindir. Orta çağlara ait “Edigey”, “Han Kızı Altın Saç”, “Cik Mergen”, “Büşman Kıpçak”, “Çura Batır”, “Kesikbaş”, “Avık” gibi gibi destan ve efsaneler, Tatar edebiyatının en eski numunelerindendir.
Ünlü Tatar edibi Kul Ali’nin “Kıssa-ı Yusuf”, Nasreddin Rabguzî’nin “Kısasü’l-Enbiyâ”, Mahmud Bulgarî’nin “Nehcü’l-Ferâdis”, Kutb’ün “Hüsrev ve Şirin”, Harezmî’nin “Muhabbetnâme”, Hüsam Katib’in “Cümcüme Sultan”, Seyfi Sarayî’nin “Gülistan bi’t-Türkî”, Muhammedyar’ın “Tuhfe-i Merdan” eseri yalnız Tatar ededbiyatının değil, genel Türk edebiyatının ortak ve parlak numuneleridir.
Son asırlarda, özellikle XIX-XX. yüzyıllarda Tatar edebiyatı görülmedik bir düzeyde gelişmiştir. Şihabeddin Mercânî, Kayyum Nasirî ve Abdurrahman İlyasî gibi ceditçi edibler bu dönemin en meşhur temsilcileridir. Abdullah Tukay, Zakir Derdmend, Şeyhzade Babiç, Fatih Emirhan, Alesker Kemal, Ahmed Urmançi, Fatih Seyfi Kazanlı, Necib Dumavî, Said Sünçeley, Miraziz Ukmasî, Ayaz İshakî, Mecid Gafuri ve adlarını gösteremediğimiz onlarca başka kalem sahipleri modern Tatar edebiyatına önemli katkıda bulunmuşlardır. Bunlardan üçü – Tukay, Derdmend ve Babiç, daha sonra Musa Celil yeni Tatar edebiyatının beşiği başında durmuş büyük şairlerdir. Çağdaş edebiyatta akla gelen ilk isimlerden birisi Robert Minnullin’dir.
Robert Minnullin 1 Ağustos 1948’de Başkurdistanın İleş ilçesine bağlı Necede köyünde doğdu. Robert küçükken ailesi Tataristan’ın Aktanış ilçesine bağlı Şemmet köyüne taşındı. Robert’in çocukluk ve delikanlılık yılları bu köyde Sön ırmağının kıyısında geçti. İlk ve orta okulu bitirdikten sonra Ufa kentindeki ticaret lisesine devam etti, fakat bir kaç ay geçince köyüne dönerek kütüphanede çalıştı. Daha sonra Karabaş köyünde liseyi tamamladı.
1966-1968 yılları arasında “Mayak” (Fener) adlı yerel gazetede çalıştı, ilk şiirlerini de o sırada yazdı. Kazan Devlet Üniversitesinin Tatar Dili ve Edebiyatı Bölümünde okuduğu yıllarda (1968-1973) Robert yetenekli bir şair olarak tanındı. Şiirleri “Tataristan Yaşları” ve “Sosyalistik Tataristan” gazetelerinde, “Kazan Odları” dergisinde, “İdel” mecmuasında basıldı. Robert 1972’de genç Sovyet şairlerinin festivaline katıldı. 1973’te ünlü şair İldar Yüzeyev “Tataristan Yaşları” gazetesinde Robert ve şiirleri hakkında tanıtma yazısı yazdı.
Robert Minnullin üniversiteyi bitirdikten sonra çeşitli gazetelerde muhabir, editör, yazı işleri müdürü, genel yayın yönetmeni, Tataristan TV’de baş redaktör görevlerinde bulundu. 1990 yılında Tataristan Cumhuriyeti milletvekili seçildi ve 2014’e kadar bir kaç dönem parlamentoya girmeyi başardı. 1988-1994 yıllarında paralel olarak Tataristan Çocuk Vakfı’nın başkanı, 1995-2000’de Tataristan Devlet Konseyi’nin Kültür ve Milli Meseleler Daimi Komisyonu başkanı, 2000-2004’te Devlet Konseyi başkan yardımcısı görevlerini yürüttü. Tataristanın özerk bir kurum olarak Moskova ve federal hukumet karşısında yerel ve ulusal haklarını savundu, Tatarcanın kullanımı, ana dilinde eğitim, edebiyatın ve milli kültürin gelişimi uğruna yorulmadan, usanmadan kavga verdi. 2014’te resmen emekliye ayrılsa da kavgasından bir an geri kalmadı.
Robert Minnullin tanınmış şair ve yazar, toplum ve siyaset adamıdır. Çeşitli yıllarda ve dillerde (Tatar, Rus, Başkurt, Azerbaycan vs.) 70’den fazla kitabı basılmıştır. 2007’de seçilmiş eserleri 7 cilt olarak yayınlanmıştır. Evlidir, bir oğlu, bir kızı var. Robert Minnullin Tataristan’ın ve Başkurdistan’ın ‘Kültür Alanında Üstün Hizmet Adamı’ adını almış ender kişilerden birisidir.
Gençliğinde genelde çocuklar için şiirler yazan şair bu alanın Hasan Tufan, Sibket Hekim, Fatih Hüsnü, Şevket Keliyev gibi üstadlarının izinden yürümüş, çocuk şirine yeni anlamlar, poetik bulgular, konu ve ifade zenginliği, yeni yeni pedagojik ve psikolojik yaklaşım getirmiştir.
Robert 1977’de Sovyet Yazarlar Birliği üyeliğine kabul edilmiştir.
“Akbak Sirk’te” (1978), “Yedi Amca Bir Atı Eğeliyor” (1980) ve “Aya Uçtuk” (1982) adlı çocuk kitaplarına ve TV’de çocuk edebiyatının propagandasına göre Robert Minnullin 1982’de Musa Celil ödülüne layık görülmüştür.
Şairin onlarca şiirine müzik bestelenmiş, bestecilerden Sara Sadıkova, Rüstem Yahin, Rezeda Ahiyarova, İlgiz Zakirov’la birlikte yazdığı şarkıları geniç halk kitlelerinin beğenisini kazanmış, şarkıcıların repertuvarında yer tutmuş, bir çok müsabaka ve festivallerde defalarca dereceye girmiştir.
Robertin “Köyümüzün Hayvanat Bahçesi” (1988), “Bana Kardeş Gerektir” (1990) adlı kitabları ülke çapında müsabakalarda birinci yere çıkmıştır. “Dünyanın En Büyük Elması” adlı kitabı 1992’de Uluslararası Hans Christian Andersen ödülüne, 1997’de Tataristan Yazarlar Birliğinin Abdullah Eliş ödülüne layık görülmüştür. 1998’de Robert Minnullin “Küçteneç” adlı kitabına göre Abdullah Tukay adına Tataristan Devlet ödülünü almıştır.
Peki, Robert Minnullin nasıl bir şairdir? Tek bir cümle ile desek, olağanüstü şairdir, parlak yetenek sahibidir. Tabii ki, benim dostum olduğu için değil, tam aksine, iyi şair olduğu üçün benim dostumdur. Bunu size misallarla göstermek isterim.
Robertin sanatında vatan sevgisi, ana yurdun güzellikleri, Kazan ve Sön ırmağı özel yer tutuyor. Bu konularda şairin bir birinden güzel şiirleri var. Mesela, “Bu da Böyle Ülkedir” şiiri ana yurda, halka, millete derin sevginin poetik tezahürüdür. Onun “Tatar”, “İdilimiz”, “Sön Irmağına Dönsem”, “Sön Irmağı Söğütsüz Olmaz” vb. şiirleri vatana evlat sevgisiyle doludur. Özellikle “İdilimiz” şiiri çok etkilidir:
İdilimiz!
İdil bizim
Denizimiz.
İdil bizim
Temelimiz,
Ufukumuz,
Genliğimiz!
İdil bizim
Kimliğimiz!
“Tatar” şiirinde nice nice milletlerin oluşumunda müstesna rol oynamış, dili, edebiyatı, kültürü ile komşularını zenginleştirmiş, onların genine, kanına, gözüne, yüzüne, çehresine, fiziğine derin etki yapmış eski ve köklü bir halkın tarihi hizmetlerinden bahsediyor:
Nice millet bakıp durur
Tatarların gözü ile,
Nice millet gezip durur
Tatarların yüzü ile.
Nice millet yaşamakta
Tatarların kanı ile.
Başkurt, Özbek, Ruslar, filan,
Tatarların canı ile.
Sahilinde boy attığı Sön ırmağına özel sevgi ile yanaşması Robert’in bu yerlere duyduğu vefa ve sadakati gözler önüne seriyor. Tek bir dizeye bakmakla o sevgiyi anlamak mümkündür:
Dönsem ocağıma, ata evime,
Ben çocuk olurum, çocuklaşarım.
Burda her söğütle, burda her itle
“Sen” diye sarılıp kucaklaşarım.
Her şairin kendine has yazgısı, özel misyonu var. Robert Minnullin de bunun farkında. Onun kaleminden çıkan “Biz Yazdık”, “Yazmaz İdim”, “Şairler”, “Şiiri Ben Yazmıyorum” ve başka eserleri bu konuya ışık tutuyor. Ona göre, şairlik ilahî bir görevdir, şiir de sihirli varlıklar tarafından gece kulağa fısıldanan mısralardır. Robert bu hiyerarşide kendi yerini de tam olarak biliyor.
Robert’in en ilginç şiirlerinden biri “Polat da Eğilirmiş” şiiridir. Burada ateşîn yurtsever, 1990’lı yıllarda Tataristan’da baş gösteren egemenlik ve bağımsızlık harekâtının çılgın öncüsü, gözünü budaktan esirgemeyen, çelik (polat) gibi sert, cesur ve yılmaz emekli general Zeki Zaynullin’in hastalanması ve yatağa düşmesi, şair kalbiyle asker kalbinin mukayesesi poetik bir dille gösteriliyor:
Ben bir başka... Ben şairim,
Göğsümde var sade yürek,
Şair yüreği ağrısa,
Şaşırmasın kimse gerek.
Benim gibi adamlara
Ağrı, acı – normal hayat.
Zeki dayı...
Ya bu nedir,
Eğilir mi yoksa polat?
Robertin aşk lirikası da çok kuvvetlidir. Bu, seven kalbin iztirabları, sevginin çalkantılı anları, özlem, hasret, ayrılık, kıskançlık, dargınlık, vefa duyguları etkin levhalar halinde okura sunulmaktadır. “Mersiye”, “Sevginin Son Treni”, “Senin Trenin”, “Unut”, “Sen Yine Yoksun”, “Ömür Boyu Beklerim”, “Seni Gördükten Sonra”, “Sensiz Yaşayamam” adlı şiirlerde bu duygular tek tek işleniyor, ince ince nakşediliyor. Mesela, “Ömür Boyu Beklerim” şiirinden iki dizeye göz atalım:
Gün boyu, ay, yıl boyu,
Daim beklerim seni.
Ömür boyu beklemem
Senden başka kimseyi.
Bırak yansın, yakılsın,
Ağlayarak özlesin...
Gözü arasın seni,
Yollarını gözlesin!
“Sizde Yağan Karlar” şiiri ise insana bir az garip, hatta eflatuni etki yapıyor. Aşıkın, sevgili yarin diyarına yağan karı uzak mesafeden bütün fizikî seciyesi ile his etmesi aşkın kudretini gösteriyor, sahradaki Mecnun’un köyde hasta yatan Leyla’nın ağrılarını yaşaması gibi algılanıyor:
Sizde yağan karlar yağar üstüme,
Kar altında ıslanırım cim-cime.
Senden gelen gamlar yağar üstüme,
Ben derdinle dop doluyum, lim-lime.
Sizde yağan karlar yağar üstüme,
Uçar gönlüm gah o yana, bu yana...
Kar eriyip gür yağmura dönüşür,
Ya da döner bir amansız tufana!
Robert Minnullinin sanatında doğa motifleri, bahar, yaz, güz, kış, ağaç, yaprak, hazan özel yer tutar. “Güz Faslına Girmek Ağır”, “Güz Yarpağı”, “Yazda Güz”, “Yaprakların Düğünü”, “Son Yapraklar”, “Kışı Terkettim” ve başka şiirleri bunlara parlak misaldır.
Robert Minnullinin şiirlerinde kuş motifi de çok önemlidir. Hem de burada kuşlar bülbül, suna ve martı gibi üç nev halinde karşımıza çıkar. Böyle anlaşılıyor ki, şairin bülbüle (Tatarcada ve eski Türkçede: sandugaç) hususi ilgisi var. Yazdığına göre, şair hayatında canlı bülbül görmemiştir, ancak bülbül nağmesi onun ilham kaynağıdır. Robert bu konuda şöyle yazıyor:
Bülbül sesi dinledim,
Boğulup göz yaşıma.
Ben hiç bülbül görmedim,
Gelsem da bu yaşıma.
Görmeye ne lüzum var,
Dinle şeyda bülbülü.
Dinleyeni olursa,
Açar gülü, sünbülü...
Gece başım üstünde
Nağme okudu bana.
Bugün bir şiir yazdım,
Bu nağmenin aşkına.
“Bülbül”, “Bülbül Çağı Savuştu”, “Bülbül Hasreti”, “Bülbüller Yazda Doğar”, “Bülbüllerin Düğünü” gibi güzel şiirlerine göre Robert Minnullin’i “bülbül şairi” olarak adlandırabiliriz. İki sene önce onun Azerbaycan Türkçesine çevirdiğim kitabının adı meselesi ortaya çıktığında Robert’in kendisi “Bülbüllerin Toyu” adını teklif etmişti. Doğrusu ben “Sevginin Son Treni” adını seçmiştim, ancak şairin daha doğru karar verdiğini gördüm. Bence, şairler toplumun olduğu gibi, bülbüller de doğanın şairleridir:
Robertin sunaya yazdığı şiirler de çok duyguludur. Bunlar merhum şairimiz Memmed Aslan’ın turnalar hakkındakı şiirlerine benziyorlar. Sunanın iniltisinden uyanan şair derin heyecana kapılıp durumu yerinde görmek için doğru sunalar gölüne geliyor. Heyhat, manzara içler acısıdır:
Belki ben tam anlamadım,
Yanlış yaptı belki suna?
Dalgalandı suna gölü,
İniltiden baştan sona.
Zulmet gece aydınlandı
Bu sunanın zil sesinden.
Yoksa yalgız, tenha suna
Ayrı düştü destesinden?
Bulamadım, bilemedim
Nice ok var yarasında?
Kaldı sesi göl boyunca
Kayınların arasında.
Martılar da Robert’in şiirlerine yansıyor. Şair onlarla birlikte uçmak istiyor, fakat doğa insana kanat vermemiştir:
Ben uçmayı çok isterdim
Gökte martı uçan gibi.
Ne yapayım, kanadım yok,
Nasıl uçsam insan gibi?
Robert Minnullin’in iki şiirinden ayrıca bahsetmek lazımdır. Bunlardan biri “Kızıla Methiye” şiiridir. Büyük Abdulla Tukay daha yüz yıl önce “Altına Karşı” şiirinde Maksim Gorki’nin “sarı iblis” dediği kızıl (altun) hakkında şöyle yazmıştı:
Allahım! Yer yüzünden birtek bu altunı al,
Mukaddes yeri yakan bu alevi, kanı al!
Robert, şiirinde kızıla, altuna başka açıdan bakıyor; onu muhtelif vesilelerle terennüm ediyor, ancak her defasında kızıl mukayese ögesinden daha aşağı, daha değersiz, daha kıymetsiz görünüyor:
Methiye yazarım bütün dünyada
Var olan ak, kara, yeşil altuna.
Benim anam gibi altun küpesiz,
Beş çocuk büyüten altun hatuna.
Parmağında altun yüzük olmayan
Emekçi hatunun altun eline.
Methiye yazarım kızıl güneşe,
Ana vatanımın altun çölüne.
Şair altunu daha sonra altun ovalarda altun buğday yetiren emeksever çiftçilerle, kilerlere yığılan bereketle, ürünle vatanın kızıl güzü ile, aksakallı ihtiyarın kızıl kelamları, sözleri ile, şanlı adını tarihin altın sayfalarına altın harflerle yazan gazilerle ve azatlık uğrunda ölen şehitlerle mukayese ediyor, insanları saflığa, temizliğe, ulviliğe, altın gibi olmaya çağırıyor, onlara altın evlatlar, altın gelinler ve damatlar diliyor, altın arzularını dile getiriyor:
Gelin bizler altın gibi olalım,
Kızıl değil isek, gereksiziz biz.
Methiye söylerim daima size,
Altın gibidirse eğer kalbiniz!
Altın saçlı altın kızlar büyütün,
En ağır anlarda siz yine gülün!
Altın toyunuza kadar yaşayın,
Altının yüzüne... yine tükürün!
Hakkında ayrıca bahsetmek istediğim ikinci şiir Robert’in “İnsan Ömrü Çok Kısadır” adlı şiiridir. Bu güzel felsefî şiirde ömrün en olgun çağını yaşayan şairin ömür ve hayat hakkındakı felsefî düşünceleri yansımıştır:
İnsan ömrü çok kısadır...
Kıymetlidir her hissesi.
Değerlidir her saati,
Dakikası, saniyesi.
İnsan ömrü çok kısadır...
Sezilmeden dönüp gider.
Sanki ömrün ocakları
Birce anda sönüp gider.
İnsan ömrü çok kısadır,
Bir söndüyse, bir de yanmaz.
Herkes için bu doğrudur,
Şairlere ait olmaz.
Burada hem de “bedii ego” ile karşılaşıyoruz. Gerçekden de, her insanın ömrü bir defa ve ebedi sönen mum gibidir, yalnız şairlerin ömrü istisna teşkil eder. Eserleri yaşadıkça şair de yaşar. Robert şiirlerinin birinde mavi göklerde doğan yıldızdan, dalgalanan mavi denizden, şulelenen mavi ocaktan bahseder, sonda bunların mucize falan olmadığını, yalnız şairin, söz adamının işi olduğunu yazar.
Robert Minnullin’in babasını adı Muallim idi, çevresinde saygın bir kişiydi. Robert ise sanatı, kalemi, kişisel örneği, hayatı ve kavgasıyla nice nice kuşakların, çocukların, gençlerin, akranların, halkın ve milletin gerçek muallimi, öğretmeni, hocası idi. İki yıl önce doğumunun 70. Yıldönümü münasebetiyle Baküde tercüme ettiğim ve bastırdığım ‘Bülbüllerin Toyu’ kitabına yazdığım son sözü bu mısralarla bitirmiştim:
Robert Muallim oğlu!
70 yaşın mübarek!
Kısmet olsun, seninle
75’de görüşmek!
Yazık, kısmet olmadı, Robert Minnullin bizlerden 27 Mart 2020’de 71 yaşında ayrıldı. Türk halklarının kalbinde eserleri ve hatırası kaldı.