Muhammed Yusuf’un Sanatında Sanatsal İmge Yorumu


 01 Eylül 2023


 

Edebiyat, varlığı sanatsal imgelerle ifade eder. Sanatsal imge yaratma tarzı, ifade teknikleri ve yöntemleri ile edebiyat sanat dalına dönüşür. Bir sanat eseri imgeyle başlar. İmgenin gerçekçiliği ve sanatsallığı, sanat biliminin araştırma konusudur. Şair tarafından yaratılan sanatsal imgelerin canlılığı, sağlam zemini, özgün nitelikleri ile hayrete düşürmesi onu sanatçı olarak nitelendirmemize esas oluşturur. Muhammed Yusuf, böyle sanatçılardan biridir. Şairin kaleme aldığı “Yalpiz” (Nane), “Reyhan” (Bazilika), “Kizgaldak” (Gelincik), “Dolana” (Fesleğen), “Kapalak” (Kelebek), “Cayran” (Ceylan), “Çumali” (Karınca), “Tulpar” (Düldül) gibi şiirlerinde net şekline, özelliklerine, tabiatına sahip imgeler tıpkı insanlar gibi iletişim kurar, sırdaş olur ve dert ortağına dönüşür, şiir sanatına aşina eder.

“Erke kiyik” (Nazlı Geyik)in kardeş sadakati ile omzundan tuttuğunu, “Tulpar” (Düldül)ın ağabey şefkatiyle kucağını açtığını, “Lalekızgaldak” (Gelincik)ın kız kardeş sevgisiyle elinden tuttuğunu, “Kapalak” (Kelebek)ın sırdaş dost hayırhahlığıyla derdini paylaştığını tüm vücudunla hissettiğin an, yüreğin cümbüşe gelir, şiirin muhteşem dünyası ile bir bütün hale gelirsin:

Kel yığlaymız birgeleşib yantaklarga, 

Sahralarda kurimegen bulaklarga.

İkkelemiz yaralganmız kıynaklarga. 

Erke kiyik, meylimi bir erkelesem...

Muhammed Yusuf’un poetik imgelerle ele aldığı, dışarıdan hafif, oynak gibi görünen dizelerinin derinliklerinde dünya dolusu duygular; tatlı acılar ve acı merhemler, ateşli hisler ve titrek heyecanlar vardır. Bunları yorumlarken şair, edebiyatta ilmi senaye adı verilen manevî sanattan genişçe yararlanır. Manevî sanatların teşbih (Keftden zirepçengni almay sevemen), mübalağa (Ay mening yelkemge otirib algan, Aftab kavga salar yürgen yolimde), teşhis (Mening ağam – akterek, Mening anam – mecnuntal), sinekdoha (Gülim, mihir közde degeni yalgan) gibi farklı şekilleri imgelerin gerçekçiliğini sağlamıştır. Manevi sanatların cazibesi karşısında dünyanın doğru ve yalanı, mutluluğu ve mutsuzluğu, gündüz ve gecesinin yer değiştirmesi kadar basit olduğunu hisseder ve bu dünyada güzellik dışında her şeyin geçici olduğuna inanırsın. Allah’ın insanı muziceler için yarattığına iman edersin.

Şairin kaleme aldığı sanatsal imgeler rengarenktir. Bunların arasında mıknatıs gibi kendine çekeni ve en parlak olanı ‘vatan’ imgesidir.

Özbekistan, canım töşey sayengge, 

Rimni alişmasman bedapayengge...

Yukarıdaki dizeleri dinlediğimizde çocukluğumuzun geçtiği o geniş yulaf tarlası, çayırlar ve bayırlar akla gelir. Dünyanın nice güzellikleri kendine cezbetse bile insan er geç benliğine, kendinin o sakin enginliklerine, ucu bucağı yok yaylalarına dönmek ister. Sanatsal imge, manevi-estetik ihtiyacı karşılamakla birlikte muhteşem eğitimsel önemini ve toplumsal düşünceye etkisini ortaya koyar. Bu noktada V.M.Jirmunskî’nin şu sözlerini hatırlamakta fayda vardır: “Sanatsal imge, olgunun pasif genellemesi değildir, belki de kendine özgü duygusal-ruhsal gücü ile edebiyatı toplumun etkin gücüne dönüştüren bir araçtır.”

Muhammed Yusuf, bir söyleşide hocası Abdulla Aripov ile ilgili olarak: “Ali Şir Nevaî’den tam 500 sene sonra 1941 yılında Özbek halkının alnına bir şair daha yazıldı.” Şeklinde bir teşbih kullanmıştı. Bazen düşünüyorum; bu sözleri söyleyen şairin kendisi de Allah’ın bir hediyesi değil miydi? Uzun yıllar boyunca sömürge altında bulunan halkımız bağımsızlık nimetinin tadını henüz idrak edememişken Muhammed Yusuf adının nazım semasında parlaması boşuna değildi. Zira 1980’li yılların sonuna doğru toplumun uzun yıllar yürüdüğü düz yolundan şaşması ve ortaya çıkan düzensizlik, kendine özgü bir tercümana ihtiyaç duyurmuştu. Muhammed Yusuf bu görevi üstlenerek özgürlüğü, vatan sevgisi ve yurdun değerini basit, süssüz ve samimi bir dille anlatmaya çalıştı. Henüz tam olarak kavrayamadığımız duyguları, yüreğimizin derinliklerindeki hisleri şiire aktararak bize sundu.

İstiklâlin mahiyetini, hürriyetin değerini hissetmek ve en önemlisi özgürlükçü yurt atasının etrafında birleşebilmek için tam da Muhammed Yusuf ve sözü lazım oldu.

Dünyaga bak, kaddi sendek kim bar yine, 

Davruğu hem derdi sendek kim bar yine. 

Halk bolişge haddi senden kim bar yine, 

Maziyni yad etey deseng – halk boli ilim.

Şairin ele aldığı ‘vatan’ imgesi, yeniliği, asilliği, sıradan kişilere hitap etmesi ile dikkat çekti. Uzun yıllar boyunca belirsiz kalan ‘vatan’ kavramının önündeki büyük duvar kaldırıldı. Vatan konulu şiirleri zorla ezberlemeye ve ezberletmeye gerek kalmadı. Bir zamanlar binbir korku ile “Özbegim” (Özbeğim)i okuyarak teskin bulan gönüller, samimi, sade ve tam da bu özelliği ile gönüllere yakın olan dizelere kalplerinin başköşesinden yer ayırdılar.

Bu imge, Yıldız Osmanova, Ahuncan Madaliyev, Muhriddin Halikov, Sevara Nazarhan gibi ses sanatçılarının şarkılarında pervaz ederek herkesin dilinden, gönlünden yerini aldı. Zira kendi yurdumuzda kendi dilimiz, özgürlüğümüz, halkımız gibi kavramları tam olarak idrak edebilmek için kendi şarkılarımıza ihtiyaç vardı.

Her ne kadar bu tür şarkılar şaire ün getirmiş olsa da Muhammed Yusuf, adının şarkıcı şair olarak anılmasını hoş karşılamamıştır. Şair, sırf şarkı yapılsın diye şiir yazmamıştır. Şiirleri kendi musikisi ile doğmuş, kendi kanatları ile kâğıda inmiştir. Bundan dolayı da hafızalara işlemiştir. Zira bu, o sıralarda sanatçılarımızın okumak istediği şarkı, demek istediği söz, söylemek istediği dilekti. Şair, “Halk ol, ilim” dediğinde orada bulunanlar boşuna hep beraber ayağa kalkmadılar. “Kimseye vermeyeceğiz seni, Özbekistan!” dediğinde heyecanlanmamız veya “Uluğumsun, Vatanım” dediğinde ihtiyatsız olarak buna katılmamız tesadüf değildir elbette.

Muhammed Yusuf’un yorumundaki vatan imgesi o kadar gönle yakındır ki “koynundaki iftihar” ve “boynundaki tılsım”a dönüşür, o kadar hoştur ki hiçbir “iddia etmeden sev”ersin! O kadar yakındır ki “oğlum diyerek baş eğer.”

Sen – şahları asmanlarga 

Tegib turgan çinarım, 

Ata desem, oğlum deb,

Baş egib turgan çinarım, 

Koynumdagi iftiharım, 

Boynumdagi tumarım, 

Özing mening uluğlardan 

Uluğumsan, Vatanım!

İnsan neyi koynunda taşıyabilir? Çok değer verdiği, kaybetmekten korktuğu, sakındığı eşyasını. Başkalarının nazarından koruduğu sevgili resmini. O, “boynundaki muskadır”, yani bela ve felaketlerden korur. Böyle bir teşbihin vatan konusunda yapılan yüzlerce konuşmadan, yazılan kitaplardan daha etkili olacağı kesindir. Aristoteles’in kaleme aldığı katarsis hadisesi, yani izlenimle arınma, canlanma hali yaşanır. Böylece ‘vatan sevgisi’ kulaklara değil direk kalbe çivilenir. Sanatsal imgesiyle doğan yurt, vatan sevgisi ve sadakati kendine özgü bir ibret okuluna dönüşür.

Vatan – yüregimning 

Âlempanahı, 

Bu dünya bükri bir

Ciydengning şahı!

 

Közüm yaşı bilen 

Suğarib gahi, 

Köksimde östirgen 

Güldey sevemen.

Muhammed Yusuf’un şiirlerindeki yüksek sanatsallık; şairin sözlü gelenek, dünya nazmı, sanatı ve kültürü konusundaki geniş bilgiye, derin idrake sahip olduğunun göstergesidir. Bir sanatçının bilgi yelpazesi ve dünya görüşü ne kadar genişse onun ele aldığı imgeler de o kadar halka yakın, samimi olur, her türlü süsten arınıp sadeleşir. Diğer bir ifadeyle Muhammed Yusuf’un şiirlerinin sağlamlığı tam olarak burada gizlidir.

Şair yazar:

Kanday yigit idim-a, 

Kanday yigit idim-a. 

Anam tukkan 

Muhammedcanday

Yigit idim-a...

Bu noktada sözlü geleneğe ait aşağıdaki dizeler akla gelir:

Ay Barçinim, yâr-yâr 

Gül Barçinim, yâr-yâr 

Ultantazga tekkençe 

Öl Barçinim, yâr-yâr.

Sözlü gelenek, edebiyatın esas temelidir ve eserlerin anlamlı, mahiyetinin sağlam olmasını sağlar. Bunu yazar ve şairlerin yapıtlarında görüyoruz. Şairin türkülere benzer biçimde kaleme aldığı birçok şiirinde sanatsal imge halka özgü bir yorumla gerçekçi çizgilerle ifade edilir ve halkın dilinde, gönlünde yerini alır:

Bir beyatim bar idi, 

Bir beyatim yok idi. 

Bir kanatım bar idi, 

Bir kanatım yok idi. 

Bolding bir kanatım-a, 

Fatimacan, Fatima.

Söz sanatçısı Muhammed Yusuf’un imge yaratma maharetini araştırırken imgelerin çok renkli olması dikkatimizi çeker: “közimning yaşını keledi içgim, tilimni çaynagim keler gâhide”, “kuyaşga koşilib batıb ketgim keledi”. Bu dizeleri okurken kendinizi karmaşık imgeler dünyasında hisseder, bu dünyanın yaratıcısının ise dünyanın özel bir parçası, bambaşka bir varlığı olduğuna kanaat getirirsiniz. Tam o sırada Abdulla Aripov’un kullandığı teşbih fikrinizi aydınlatır: “... Muhammed, âdeta bir ötücü kuştu; bizim bahçemize gelip öttü öttü ve sonra uçup gitti.”

Muhammed Yusuf, muazzam bir süreç, apayrı bir dünyadır.

Mening kimligimni 

Bilmeydi hiç kim. 

Men bir galatimen. 

Men alahide...

Belki de bu yüzden onu herkes çok seviyor. Yaşlı nineler ve ihtiyar dedeler, taş fırın erkekler ve müşfik kadınlar, delikanlılar ve kızlar, elinde kitap tutanlar ve tutmayanlar, kısacası yediden yetmişe herkes büyük değer verir şaire! Onun eşsiz nazmında kendilerini ararlar, onları kendilerine sırdaş görürler ve onlarda dert ortağını bulurlar. Zira Muhammed Yusuf, “söğüt ağacından yapılmış köhne beşiği bağrına basan” anneyi, “atına sırrını anlatan” mert oğlanı, “köydeki kızların ilgiyle baktığı” delikanlıyı, “sonbaharda kalan çiftçi dedeyi” şiir mucizesine aşina etti, sanatsal haz duyma saadetine kavuşturdu!

Ölse özi öler, Sözi ölmeydi,

Hemişe barhayat nesil şairler. 

Hakikiy şairning kabri bolmaydi, 

Yürekke kömiler asıl şairler.

Muhammed Yusuf’un sanatını araştırma ve yayma görevinin Özbekistan Devlet Sanat ve Kültür Enstitüsüne verilmiş olması göğsümüzü kabarttı. Zira ülkemizin kültür ve sanatının yarınını yaratacak olan gençlerin eğitim gördüğü okulda bu büyük mirasın araştırılacak olması bilimsel-sanatsal olmakla beraber toplumsal öneme de sahiptir. Muhammed Yusuf’un edebî dünyasına daha derin bir bakış atabilmek, onun kaleme aldığı özgün imge ve karakterleri araştırmak genç şair ve yazarların edebiyat ve sanata ait içtenlik, saflık, doğallık gibi duygulardan zevk almasını sağlar, onları açık kalpli olmaya davet eder ve gönülleri paklar. Bu duyguların genç sanatçılara henüz yolun başındayken sindirilmesi sanatımızın çekiciliğinin, özgünlüğünün, içtenliğinin daha da gelişmesini, artmasını sağlayacağı kesindir.

 

 

 

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 201. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 201. Sayı