Muharebe Gurur ve Keder


 01 Kasım 2020



Tiyatronun sembolü olan maskede bir göz gülüyor, diğeri ağlıyor. Bu,  hayatın da sembolüdür. İnsanın iki gözü var, biri ile gülüyor, biri ile ağlıyor. Ağlayan göz gülen gözden zayıf olur. 

Allah’ın yarattığı cihan da böyledir, gece ve gündüz. Efsane anıtımız Avesta ile başlayan ikili felsefe, aslında buna dayanmaktadır. Işıklı dünya, ak koç ve kara koç (Melikmemmed masalı). Savaş halkın tarihinden ve talihinden geçen kara bir çizgidir. Zaferden doğan gurur, şehitlikle ortaya çıkan kederle birleşir. Hayatın manası, ömrün mesafesi bu iki kutup arasındadır.

Azerbaycan halkı ve devleti kendi tarihini, kendi şerefli devrini yaşıyor. 27 Eylül 2020 Azerbaycan’ın en yeni tarihinin başlangıç günü olarak kabul edilmelidir. Halkımız  XX. asrın 91. yılında büyük mücadeleler yaparak, ağır kayıplar vermiş, kanlar akıtmış, şehitler vererek yeniden kendi istikbaline kavuşmuştur. Lakin bu kadim, ulu halkın, büyük milletin, kudretli devletin düşmanları onun güzelliğine ve servetine göz dikenler, Azerbaycan’ın devlet müstakilliği ile barışmak istemiyorlardı. Onlar halkımızın ve milletimizin, Türk’ün ebedi düşmanı terörist Ermeni toplumu tarihte olduğu gibi bu defa da istifade ettiler. 

Azerbaycan’da olan hakimiyet boşluğundan yararlanarak fırsatı pas geçmeyen Ermeniler, denizden denize büyük Ermenistan hülyası ile yeni topraklar ele geçirmek için Rus ordusunun yardımı ile Karabağ’ı ve Azerbaycan’ın  yerlerini işgal ettiler. Otuz yıla yakındır ki, Azerbaycan halkı ve devleti dünya devletlerine hürmet ve ümit ederek, sabırla bekledi. Lakin hiçbir kanun uluslararası hukuk, azgın terörü kendi varoluş tarzı olarak seçen Ermenistan’ı işgal ettiği Azerbaycan topraklarından çıkmaya mecbur edemedi. Ermenistan sulh konuşmalarına mahal vermedi, statükoyu korumaya çalıştı. Cezasız kaldığı için azgınlığı son raddeye ulaştı. Azerbaycan ile tehditkâr bir şekilde konuşmaya başladı. Azerbaycan halkının güzel bir deyimi var "Yasin okumakla domuz darıdan çıkmaz.” Bugün bütün dünya tehlikeli bir virüsle  “Koronavirüsle.”, Azerbaycan ise iki virüsle hem koronavirüsle, hem de ondan hiç de az tehlikeli olmayan armiyan virüsle savaşıyor. Dünya birincinin ilacını bulamadı.   İkincinin ilacını ise biz bulduk:  Onun adı yaylım ateşidir. 

Uluslararası ilişkilerde ve dünya siyasetindeki çatışmalarda, baş hakem olarak hareket etme yetkisine sahip olan BM, artık görevlerini yeterince yerine getiremiyor. Savaş ateşlerini söndüremiyor. XXI. asrın cesaretli siyasetçisi, demir iradeli devlet adamı, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev BM Güvenlik Konseyi'nde yaptığı konuşmada, "Birleşmiş Milletlerin reforma ihtiyacı var." dedi. 26 yıldır Ermenistan gibi cüce bir devlete bir üst kuruluş oybirliğiyle kabul ettiği dört kararı uygulayamıyorsa, o zaman neden bu örgüt var? 

Azerbaycan Cumhurbaşkanı BM Güvenlik Konseyinin kürsüsünden beyan etti ki, Ermenistan savaşa hazırlanıyor. Bu devirde münakaşanın anlaşmazlığı barışçıl bir şekilde ve müzakereler yoluyla çözmesi gereken Minsk Grubu Azerbaycan’a turist gibi gelip gitmekten başka bir iş yapmıyor. 

Ermenistan Karabağ'dan uzak bölgelerde provokasyonlara başvuruyor. Üçüncü devleti savaşa dâhil etmek için topraklarından Tovuz, Daşkesen, Gence ve Mingeçevir şehirlerine ağır toplar ve yasaklı silahlarla saldırıyor. Askerler ve siviller arasında ölü ve yaralılar var. Dünya buna kayıtsız ve sessiz kaldı. Ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı Ermenistan’ın Başbakanın barışa engel olan mantıksız beyanatlarına "Karabağ Ermenistan’dır." iddiasına, diğer tehlikeli ve tahrik edici fikirlerine cevap olarak, kendi sivil ahalisini korumak, işgal olmuş topraklarımızı otuz yıllık  esirlikten kurtarmak, bununla da, Azerbaycan halkının iradesini yerine yetirmek için cephanelikte olan bütün çeşitli silahlarla büyük ölçekli askeri operasyonları teşvik etmek zorunda kalacak. 

Siyasetin bittiği, sözün tükendiği konstruktiv tekliflerin hayata geçmediği anda Ermenistan’ın askerî ve siyasî liderinin yeni topraklar işgal etmek isteğine cevap olarak savaşa girmek oldu. Azerbaycan Cumhurbaşkanı savaş diplomasisini hazırladı. Cesaret, kararlılık ve soğuk bir entelektüel zihinle bir hafta içinde Ermenistan ve  otuz yılda yabancı patronların yarattığı korku ve efsaneleri, istihkamları ağır ve kıymetli silahları, komuta mıntıkalarını cesaretli Azerbaycan ordusunun kararlı kahramanlığı sayesinde yerle yeksan etti. Düşmanı diz çöktürdü. Azerbaycan bu tarihi dönemde kendi dostlarını ve düşmanlarını tanıdı. 

Büyük Türk yazarı Çengiz Aytmatov’ un bir zamanlar dediği gibi  "İlham Aliyev XXI. asrın lider ekolüdür.” hakikati tarihte kendi yerini buldu. Azerbaycan Cumhurbaşkanı’nın  BM Güvenlik Konseyindeki mantıklı parlak diplomatik konuşması, savaşın ilk haftasında, şanlı savaşlar bağlamında El Cezire televizyon kanalında  kapsamlı röportajı, yakın tarihimizin ideolojik temeliydi. Azerbaycan’ın ileri görüşlü, cesaretli ve gayretli Cumhurbaşkanı savaşın sebeplerini Ermenistan’ın tahrikçiliğinin mahiyetini, muharebenin karakterini, vatan muharebesini milli istiklalimize karşı yönelmesi, hak, adalet savaşı olduğunu bütün düşünen beşeriyete beyan etti. 

Vatan muharebesi cahanşümul galibiyetlerle davam ediyor. İnşallah tam galibiyetimizle sonuçlanacak. Bundan sonra müstakil Azerbaycan kendi tarihi gelişimini, öncelikler üzerinde düşünür olacak. Doğrudur, malum sebepler yüzünden, çocuklarımız okullara gidemiyor. Fakat onlar hayat mektebinde tarih dersi alıyorlar. Kahraman olmak hevesiyle büyüyorlar. Göranboy’lu öğretmen bir yazısında demişti ki “Ben her zaman bir talebeme iki veriyordum. Ona okuması için kızıyordum. O, tarih dersini okumadı.  Kendisi tarih yarattı.” Büyük şairimiz Samed Vurgun ne güzel demiş “Tarih utanmaz mı yarattığından?”, “Galip gelecek mi cihanda kemal?" Bu sözler bugün hala geçerliliğini koruyor. Onlara biz karşılık vermeliyiz ve veriyoruz da... 

Bir konuda fikrimi belirtmem gerekiyor. Ben Türkçüyüm, defalarca yazdım "Dünya, içinde Türkler yaşadığı için güzeldir. Nerede Türkçe duysam arkamı dönüp şükrediyorum. Türk’ ün sesi gelen yer benim kıblegahımdır. Türkçülük benim idealimdir."  Tarih gösterdi ki,  Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Büyük Haydar Aliyev’in "Bir millet, iki devlet." felsefesine sadık kalarak, bütün önemli tarihi hallerde Azerbaycan’a kardeşlik alakası gösteriyor. Fakat, bu günlerde diğer Türk devletleri olan Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Özbekistan sanki öz Türklüklerini unutmuşlar. Azerbaycan’a manevi destek göstermiyorlar. Doğrudur, her ülkenin kendi devlet çıkarları var. Müslüman devlet olan Pakistan, Hristiyan devletler olan Ukrayna ve Belarus bunu yapıyor, kökü soyu bir, geni dini bir kardeşlerimiz, geleneksel devlet çıkarlarının dışına çıkmıyor, ya da çıkamıyor. Ben bir kaç yıl önce "Türk’e sahip Türkiye" adlı makale yazmıştım. Bu yazı bir çok yerde yayınlandı. Orada yazmıştım "Şimdi Türkiye’nin arkasında Türk devletleri, çok milyonlu Türk devleti duruyor.” Azerbaycan’a münasebet gösteriyor ki, o zaman gerçeği doğru değerlendirememişim Biraz duygusallığa kapılmışım. Yine de  bunu bir kardeşin sitemi gibi diyorum. 

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev diyor ki “Bizim hiç kimsenin harbi ve iktisadi desteğine ihtiyacımız yoktur. Haklı işimize manevi destek istiyoruz.  Bunu da kardeş Türkiye ve dünya da adalet isteyen devletler bize gösteriyor.” Azerbaycan kendisine yetebilen, ekonomik olarak gelişmiş, siyasi ve diplomasi sahasında büyük başarıya ulaşmış ve iyi yönetişim kazanmış bir lideri olan modern, medeni bir devlettir. Bugün dünyadaki farklı medeniyetleri ve kültürleri, çok kültürlü değerleri başarıyla birleştiriyor. 

Azerbaycan tam yetkili bir toplumdur. Burada tarihten bir çok halklar ve etnik gruplar “  Talışlar, Lezgiler, Tatlar, Yahudiler, Ruslar, Saxurlar, Engiloylar v.s.” birlikte samimi, mutlu yaşıyorlar. Sinsi bir düşmanın propagandasını ve provokasyonunu yaparak, onların arasında abargen bir millet olan Türklere karşı kışkırtmak istiyor. Azerbaycan halkı yurtseverlik süreci ile tek parça halinde birleşti. Azerbaycancılık Türkçülüğün "Vatan ahlakı (Ziya Gökalp)” gizeminde saklıdır. Fakat Ermenistan da Ruslardan başka etnik halk yoktur. Bu  gösteriyor ki, Ermeniler başka halkları sevmiyor, onlardan nefret ediyor, onlara birlikte yaşamak için hiç bir imkan tanımıyor. Nasıl ki, tarihen şimdiki Ermenistan (aslında, Azerbaycan!) topraklarında yaşayan Azerbaycanlıları zorla sınır dışı ettikleri gibi. 

Ermeniler çok itibarsız toplumdur,  hangi halkla yakınlık kursa toprağına göz dikiyor. On günden fazla devam eden tarihi savaşlar, sadece ordumuzun ve silahımızın gücüne değil, aynı zamanda, polietnik cemiyet abargen bir millet olarak bizi kendimize tanıttı. Umumi düşmana karşı vatancılık bağlantısı ile daha da birleştirdi. Hiç kimse hak yolundan sapmadı. 

Ermenistan, her türlü uluslararası hukuku, 1949 Cenevre Sözleşmeleri protokollerini ve uluslararası insancıl hukuku da göz ardı ederek Azerbaycan'ın sivil nüfusunu hedef almaya devam ediyor. Onlar savaş alanından uzaktaki Gence, Mingaçevir ve sivil şehirlerine ateş etmek için yasak kasetlere sahip bomba kümeleri kullanıyorlar. 

Bugün Azerbaycan sadece silahla değil, canla başla savaşıyor. Yalan ve şer üzerinde kurulmuş Ermeni tebligat araçları dünyaya gece, gündüz tahribatçı bühtanlar püskürüyor. Bu misyonu yerine getirmek zorunda olan meslektaşlarımdan ve aydınlarımdan da biraz şikâyet ediyorum. Yazarların, bilim adamlarının ve şairlerin etkili sözleri kitle iletişim araçlarında, televizyonda ve basında duyulmuyor. Habercilerimizi yalnız bırakmışız. Azerbaycan’ın en güçlü silahı mantıklı sözüdür. Kitab-ı Dede Korkut’dan, Hakani ve Nizami den, Nesimi ve Füzuli’den bugüne kadar sözümüz yüzümüzü ak eylemiştir. Büyük devlet hadimi şah ve şair Şah İsmail Hatai  tesadüfen yazmıyordu. 

 

Söz  ola kestire başı 

Söz ola keser savaşı!   

 

Şimdi bize savaşı galibiyetle bitiren söz lazımdır. Gelin kıymetli sözümüzü halkımızdan esirgemeyelim. Ermeni yalanlarını hakikatin sert gücü ile defetmekte devletimize yardım edelim. Doğrudur, Ermenilerle konuşmak yerine savaşmak lazımdır. Buyüzden onlarla konuşamadı ki, onlar halk ve millet değil başkalarının eline bakan pay uman, gerektiğinde kadınlarını ileri süren, kul hasletli bir toplumdur. Onların kendi tarihleri yoktur. 

Ondan bundan çaldıkları yalan yığını var. Onların kendileri diyor ki, "Ermeniler tarihlerini halklarının köküne değil, Ermeni tarihçilerine borçludur." Biz ise kadim Türk beylikleri zamanından da önce tarih yaratmışız. Lakin zaferlerimizin tarihini yazmamışız. Özellikle Sovyet döneminde tarihimiz totaliter ideolojinin baskısı altında yanlış yazılmıştır. Dostum, Halk şairi Neriman Hasanzade yazıyordu:

 

"Tarih yaradan biz olduk, tarih yazan başkaları 

Tarihe düşmemiştir bizim tarihi hüner, bizim tarihi zafer." 

 

GELİN TARİHİMİZİ YAPALIM VE ONU OLDUĞU GİBİ YAZALİM 

Gelecek nesiller, atalarımızın ve bizim hatalarımızı tekrar etmesin, bir daha hiçbir zaman "Kardeş olmuş Hayastan, Azerbaycan" diye okumasın. 1905, 1918, 1948, 1988 yıllarındaki katliamların 1990 yılının 20 Ocağın amansız Hocalı soykırımını ve sürgünlerini  unutmasınlar. 

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 167. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 167. Sayı