MUTLU KADIN


 01 Kasım 2022



Ay bu Nesime nasıl oluyor da “Ben mutlu kadınım.” diye mutlu şekilde oturuyor. Sanki Allah ona hepsini vermiş de bana yok. Yanımda hep kıskançlar, terbiyesiz, cahiller toplanmış birisi de beni anlamıyor, yardım etmeyince de beni ayıplıyorlar öyle mi? Bu dünyada iyi bir insan bile yok. Birini alsan bile yine seninkini alıp kendi kullanmaya başlar.  Hepsi de benden bir şeyler ister, fakat kendileri bir şey vermez. Aha ben ahmağım, hepsine dağıtıp aç çıplak mı oturayım? İşte veriyorsa Nesime versin. Ben kendimi mutsuz bile sayamıyorum. Şu benim zenginliğimi kıskananlar bana “zavallı” diyorlar.

Neden zavallı olayım ki? Şehrin merkezinde üç odalık dairem var. Nesime'nin pis kokulu kruşçevi değil. Üç kişi girse dördüncüsüne yer yok neredeyse. Ama benimki birilerinin dediği gibi futbol oynamalık. Hayır, futbolluk yer bırakmadım, mal mülkümü değerli eşya doldurdum. Zamana uygun olsun dedim. Kanepem de oldukça pahalı. Her odamda renkli birer televizyon var. Mutfakta zamana uygun akıllı ocak, tencereler. Televizyona bakarken yatıp düğmelerine basabiliyorsun; yemeğin de pişiyor, çayın da kaynıyor.

Nesime'nin mi? Onun mutfağı sığırcık yuvası gibi değil mi? Kocası, iki oğlu, kızı, torunlarına yemek pişirmeye başlasa bu kısım banyonun yıkanma bölümüne döner. Hatta süpürge al ve dövün. Çok da umrunda? Ömür boyu yaşayamadı. Çok söyledim kendisine. Ne yapsın artık kendisinin damadı olmuş, başka evde yaşayan kızını, torunlarını tutsun diye. Yok dinlemiyor. Onlar beni seviyorlar. Pişirdiğim yemeği çok seviyor torunlarım, dediği oluyor. Sever tabii, hazır yemeği kim sevmez.

Nesime bunlara bakayım diye nasıl kemik kalmış. Kocası ve iki oğlu da evde olsalar bari. Evde dediğim kocası nöbete gidip çalışıyor, bir oğlu başka şehirde okuyor. Nesime, “Hepimiz birlikte toplanınca çok keyifli oluyor.” diye mutluluğunu bitiremiyor. Onun nesine seviniyorsun? Bir kere bir öz ablamın iki oğlu iki ay boyunca benimle dairede yaşadı. Onu insan sayıp büyüğe bir giysi saklama odasını boşaltıp oraya katlanır yatak koydum. O her döndüğünde salonuma çıkıyor ve televizyon açıyor. Değerli divanıma oturup pantolonunun siyah iplerini serbest bırakıyor. Sadece bir yoldan gez, kirletirsin, demiştim. Saf yünden örülmüş zemin halımda patika yapmış. O şimdi kilerden (giyim saklama bölümü) tuvalete kadar izi anlaşılıyor. Henüz yemek odasına çok çıkmadı. Bir kez yumurta kızartmıştı. İki yıl önce Almanya’dan gelen duvar kâğıtlarıma yağ sıçratıp sıkı hakaret edince daha girmez oldu. Gündüz bir yerlerde yiyip gelip yatıyor, sabah şişedeki suyunu içip çıkıyor ve gidiyor. O yönden tertipliydi.

Buna hâlâ hayret ediyorum. Nesimelerden bir kişi bile kopmuyor. Birisi giriyor, birisi çıkıyor. Onların döşemeleri de yepyeni, eşyaları da güzel düzenli. Kilimlerin birini bile güve yemiyor. Benimki kimse girmese de güve yiyor, eşyalarımı hafta sonuna toz basıyor. Üç odayı da toplamaktan yoruluyorum. Ama yine de anlamıyorum: Nesime neye seviniyor, niye kendini mutlu sayıyor. Ne zaman gitsen ağzı kulağına varmış ya bir ya iki kez gülünç şekilde konuşuyor. Sadece torunlarının başarılarıyla övünüyor. Sanki onun sadece kızı var, onun sadece…

Benim mi? Benim dairem değil sadece bakanlara para veren hakkını almalık işim var. Ev sahiplerine güzelce gülmeyi bilirsen onlar böyle işi bulurlar. Kasada hâlâ bir dairelik param var. Bu kez Nesime maaşa kadar beş yüz som istiyor. Ben onu nasıl vereyim, diyor. Ahiretim keşke. Bir kere verdim. yüz somumu iki ay boyunca bekletti. Artık akıllandım. Kimseye vermeyeceğim. Şanslıyız diye gülümsüyorlar ya, haydi azıcık eziyet çeksinler.

Bir kez doğan gün diyerek insandan sayıp beş tanıdığımı evime misafirliğe çağırmıştım. Camdan olsa da parayla alınıyor ya, bir kadehimi kırıp gittiler. Üç bin paramı döküp yiyecek aldım, bir binlik hediye getirmişler. E güzelce konuşmuş olurlar. Gün boyu mağaza arayıp aldık diyorlar. Senin eşyan tam olunca ne alınacağını bilmiyoruz, diyorlar. O kabı açıp bakmadım bile. Bin deyince inandım. Daha niye bakayım ki?

Şu anda gülenlerle mi? Başka birinizi evime ayak bastırır mıyım? Bakır dolu şu şey, köpek zinciri, onu eğiten ıvır zıvır girdi. “Senin de mutlu olmanı dileriz.” diye yazmışlar dışına üstelik. Beni yoksa köpeğe mi denk görüyorlar? Dur, gidip şu Nesime’nin gereğini verip geleyim. Mutluluğun neymiş göstereyim.

Yoksa evde yan yatıp hep televizyona bakınca semirip gitmiştim şimdi. Nefes kesiliyor. Hızlı hareket edilmiyor daha. Şu sandalyeye oturup dinlenmesem. İşte, benim gibi bir kadın içten böğüre böğüre kendi gibi kalın, basık burunlu köpeğini yanına alıp parkta dinlenerek geziyor. Yüzü kanaatkâr. O da mutludur kesin. 

Şu kadın yanıma gelip oturunca dayanamayıp:

– Neye seviniyorsun, dedim .

– İşte, yaşlanınca mutluluğun ne olduğunu anladım, diyor bu, benim düşüncemi hissetmiş gibi. 

– Peki, ne olduğunu söyleyin, diye ondan cevap bekledim.

– Kime lazım olursan işte oymuş mutluluk, dedi şu dalgın halde. “Sen kime lazımsın?” diye soramadan kaldım. Öyle terbiyesizlik olur. İşte kadın yanındaki köpeğini okşadı ve onun gözlerine bakarak:

– Sen de mutlusun öyle mi? Görüyor musun, ikimiz mutluyuz, diye kanaatle güldü. O da benim gibi büyük dairede yapa yalnız gün geçiriyormuş. Bana kendim gibi eğitimli, güzel, becerikli, akıllı delikanlı rast gelmediği için de evlenmedim, ama onun kocası da oğlu da bir günde kazada helak olmuşlar. Onlardan geriye sadece bu köpekleri kalmış.

Gelince geliyor bu diğer gülünç düşünceler. Gözüme “evcil hayvan mağazası” yazısı çarptı. Yoksa ben söylüyorum, şu kadın gibi… Zincir, tarak, şampuanlar satası yok. Ahiretlerim boşuna böyle yapmamışlar. Mutluluğun ne olduğuna ben de tadıp bakayım hele…

Çantanın içinden henüz satın aldığım köpek yavrusunun sesi duyuldu. Yol üstü marketten süt, sucuk aldım. Şimdi dönüp geliyorum, kendisini doyurayım. Ama Nesime’ye daha sonradan iki kişi olarak… Hı, gülünçmüş, şimdi iki kişi olarak diyorum, evet, ikimiz gidip, hallerimizi söyleriz. Bir acayip olur. İnsanlardan sürekli “mutluyum” diye övünmeyi çok dinlemek oluyor.

 

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 191. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 191. Sayı