HaftanınÇok Okunanları
KEMAL BOZOK 1
Serdar Dağıstan 2
HİDAYET ORUÇOV 3
VILAYET GULIYEV 4
BEDRETTİN KELEŞTİMUR 5
ORHAN SÖYLEMEZ, ÖMER FARUK ATEŞ 6
Kardeş Kalemler 7
Doğa hakkında düşünmek hayretimi artıyor.
Bu yüzden arada küçük gezintilere çıkıyorum. Küçük kelimesi yanıltmasın. Gezinti belki küçük olabilir. Ama ayrıntılara dalınca büyük büyük maceralara dönüşebiliyor. Bu gezintileri çoğunlukla iş yerinde yapıyorum. İş yerim bir ormanın en tepesinde, genişçe bir düzlükte bulunuyor. Harika bir yer. Küçük bir cenneti andırıyor. İnsanlardan korunmuş olduğu için, doğa kendisini fazlasıyla hissettiriyor. İlkbaharda gelinliğini giymiş ağaçlar, renk renk çiçekler ve arkasındaki yeşil fon, sonbaharda ortaya çıkan sarı ve kızılın bütün tonları, seyrettikçe heyecanlandırıyor. Kışın güzelliği ise apayrı, kar bütün marifetlerini sergiliyor. Ağaçlar ve otlarda oluşturduğu buz kristalleri, epeyce zahmet ve masraf edilmiş bir sanat sergisini andırıyor. Bir mevsimin ölmesi diğerine hayat oluyor.
Acaba bu olayların bu kadar kolay oluşması ve değişmesi basit olduğu anlamına mı geliyor? Yoksa biz mi basit bakıyoruz?
En çok orman tarafındaki toprak yolda yürümeyi seviyorum. Bu yolun kenarında sıra halinde dizilmiş badem ağaçları var. Arkasını, düzensiz büyümüş vişne ve ahlat ağaçları kaplıyor. Sabah yine burada yürümeye çıktım. Biraz yürüdükten sonra durdum. Yere eğildim. Ağzıma bir lokma toprak attım. Çiğnemeye çalıştım. Dişlerimi acıtmaktan başka bir işe yaramadı. Hâlbuki aynı topraktan yetişen meyveler tam ağzıma layık. Bu kadar tatsız ve sert bir şeyden, onca leziz ve harika şeyler nasıl olabiliyor? Aynı şeyi birkaç defa tekrarladım. Sonra bir taşın üzerine oturdum. Bir avuç toprak daha aldım. Bu defa yemedim. Uzun uzun seyrettim.
Binlerce tohum alsak, hepsini sırayla bu toprağın içine eksek, hiç şaşırmadan yetiştirirdi herhalde. Yani daha önce elma tohumundan muz çıktığını hiç duymadım. Ne garip. İçinde ne makine var, ne de bir bilgisayar. Oysa en basit bir eşyayı bile üretebilmek için işletme kurmak gerekiyor.
Gelgelelim dünyadaki bütün işletmeler bir araya gelseler, bir avuç topraktan meyve üretebileceklerini zannetmiyorum. Üretseler bile herhalde manav ile aynı fiyata satmazlardı.
Bu arada güneş tepeye doğru yükselişe geçti. Çıplak gözle bakmaya çalıştım. O kadar parlak ki gözlerimi kapadığımda bile kısa bir süre daha onu görmeye devam ettim. Peki ya bu güneşe ne demeli? Akılsız bir ateş topu olduğunu söylüyorlar ama şu meyvelerin yetişmesi için en uygun miktarda ışığı gönderiyor. Sanki midemden haberi varmış gibi, hepsinin tam da mideme göre yetişmesini sağlıyor.
Bunca tefekkürden sonra birde sitemim var. Doğada her şey birbiriyle ve insanla uyum içindeyken, insanların birbirleriyle ve doğayla uyumsuz yaşaması anlaşılır gibi değil.