Nekbinlik Seadeti


 01 Ağustos 2019

Editörlük faaliyetimde çeşitli sahaların adamları, alimler, yazar ve şairler ile işbirliği yapmışımdır. Onların arasında kitap yazmayı başkaların yazdıklarını kopya ederek, yazdıklarına ustalıkla sindirmekten veya eski, herkese malum hakikatları tanzim etmekten ibaret diye düşünen ve hak sözü, her bir cümlesini bir evladı olarak bilen alim ve icatkarlar da vardır. Son müelliflerle çalışmak benim için her daim meraklı ve huzurlu olmuştur.

Zeki edebiyat bilgini, maharetli tercüman, redaktörlerin üstadı Babahan Muhammed Şerif sonki müellifler arasındadır. Yetmiş yaşındaki üstat kalemine dair eserler listesi her bir kalemkeşi hayrete salar. Bütün ömürünü marifet işine - edebiyatşünaslık, naşirlik, tercümanlık gibi meşekketli işe adamış Babahan Eke, on beşden fazla kitap yazmış, Türkçe, Azerbaycanca, Rusça’dan kırktan fazla eseri tercüme etmiş, yüzlerce ilmi makaleler yaratmıştır. Faaliyetinin esasi kısmı yayıncılık sahasında geçmiş üstaddan vakit ne olduğunu soruyorum.

“Vakit insana ölçülü olarak verilmiş bir nimettir, onu boşuna değil, millete hizmet etmeye sarfetmek lazım. Milletin ruhunu yücelten, adalet duygusunu geliştiren, idrakı ve tefekkürüne kanat veren eserler yazmaya yetişmek gerekir. Vakit geçicidir, hiç bir zaman hiç kimseyi beklemez. Edebiyat mukaddes dergâh. Bu dergaha halkı ve vatanını, adaleti, iyiliği seven ve sevdirebilen, vicdanlı kişilerin girmesi gerekir. İcadkârın kalbinde daim adalet meşalesi yanması ve müştak gönülleri aydınlatması lazım.” der Babahan Eke.

Hayala dalıyorum ve bu hal üstadın kendi faaliyetinde nasıl bir şekilde zuhur ettiğini düşünmeye başlarım. Evvela, Babahan Muhammed Şerif’in edebiyatçı alim, teşkilatçı yönetmen, naşir ve tercüman olarak yaptığı işler hatırama gelir. Bu alanlarda semereli, verimli bir şekilde faaliyet göstermek için öncelikle ilim gerek olduğu malumdur.

Babahan Eke, sahaya derin ilim ve geniş malumat sahibi olarak girmiştir. O, Taşkent Devlet Üniversitesinin filoloji fakültesinde zamanın büyük mütebahhirleri Matyakub Koşçanov, Azan Şerefiddinov, Ömerali Normatov, Narbay Hudaybergenov gibi hocalardan edebiyat ilimini öğrendi. Dilçilik alanında ise o Yakup Gulamov, Kerim Nazarov, Şevket Rahmatullayev, Fettah Abdullayev gibi ünli dilci alimlerden tahsil aldı. Bu hocaların adları da onu hayata kimlerin, nasıl hazırladığını gösterebilir. Ama öğrencinin kendisinde de ilime sevgi, teşnelik, heves yoksa, onu hiç bir mütebahhir adam edemez. Babahan Eke’de ilime sevgi, teşnelik, heves olmuştur ki o Üniversitenin birinci talebelerinden olmuş ve ona en yüksek burs verilmiştir.

Üniversiteyi bitirdiktan sonra beş yıl gazete ve dergilerde muhabir olarak çalıştı, kalemi bilendi. Bu devirde, Özbekistan’ın şehir ve köylerinde bulunarak ezilmiş halkının halini kendi gözleriyle gördü.

Onun son yıllardaki hayatı yayıncılıkta, yöneticilikle geçti. Babahan Eke yayın evi editörlüğünden Özbekistan’ın en büyük yayın evi Gafur Gulam basım yayın evi genel müdürlüğüne kadar meşakkatli ve şerefli yolu geçti.

O, bu yayın evinde beş yıl müdür oldu. Bu devir, matbaa işinde çok zorluklarla karşı karşıya gelinmiş bir devir idi. Rusya, seksenli yılların sonunda Özbekistan’a kâğıt ve matba mürekkeplerini vermeyi birden bire azaltmış, ülke kıtlıklar, çetinlikler içinde kalmıştı. Ama bunlara rağmen müdür, milletin maneviyatını zenginleştiren, özlüğünü tanıtan bir çok kitapları yayınladı. Hususen komunist mefküre tarafından yasaklanan kitapları yayınlarak, cesaret gösterdi. Bunlar arasında Alişir Nevai’nin “Munacat”ı, Hoca Ahmet Yesevi’nin “Hikmetler”i, Beyani’nin “Şecere-i Harezmşahi”, Firuz’un Divanı, Mustafa Çokay’ın “İstiklal Cellatları”, Kurani Kerim’in ilk Özbekçe mealı ve başkalar vardır. Günümüz okuru için bunlar sıradan bir iş görünmesi mümkün tabii. Ama Sovyet zamanında, kızıl mefküre hala güçte olan bir devirde bu kitapların yayımlanması bir yüreklilik olduğunu itiraf etmeden geçemiyoruz. Hususen tanınmış alim Alaüddin Mensur tarafından yapılan Kuranı Kerim’in ilk Özbekçe mealını yayınlamakta yayın evi ve onun “Şark Yıdızı” dergisi bir çok eziyetler çekmiştir. Derginin baş editörü, tanınmış yazar Ötkir Haşimov komünist parti başçılarının baskılarına metanetle karşı durduğunu da söylemek gerekir. O zamanda ülkede her şeyi yöneten bu idarede milli düşünceli, vatanparvar kişiler de çalışmış ve onların destegiyle kitap dünya yüzünü görmüştü. Elbette, yayın evi ve dergi bu işte yalnız değildi, onları Özbekistan’ın Alibek Rustamov, Azad Şerefiddinov, Muhammed Ali, Nurali Kabul, Nasır Fazilov, Şeyh Muhammed Sadık Muhammed Yusuf, Abdüleziz Mensur gibi ünlü alimleri, yazarları, ulemalar desteklediler. Tercüme önce dergide yayımlandı, sonra kitap olarak çap edildi.

Yöneticilik kolay iş değil. Bunun için teşkilatçılık kabiliyeti ile birlikte fedailik, işinin ehli de olmak gerekir. Bu doğrultuda Babahan Eke’nin kendisi ünlü Azerbaycan yazarı Anar hakkındaki “İyilik ve Kötülük Arasındaki İnsan Kalbinin Değişimleri” makalesinde şöyle yazmıştır: “Yöneticilik, bir sanat olmasının yanı sıra, gerçek bir fedailik isteyen meşakkatli bir meslektir. Çünkü onun yetkisi altındaki çalışanlar sekiz saatlik iş gününden sonra dinlenirler, tatil ve bayramlarda istirahat ederler. Ancak, yöneticinin sabah iş gelme saati belli, ama eve dönme saati belirsizdir. Onun için hafta sonu, tatil gibi şeyler yok denebilir, hatta çoğunlukla bayram günlerinde bile çalışmak zorunda kalabilirler. Yöneticilik öncelikle mesuliyet, ona layık olmak lazım. Aynı zamanda görev yazarın zamanını şefkat göstermeden yiyen bir ejderhadır. Münasip bir insan için yöneticilik halka, vatana fedakârlıkla hizmet etmektir, na-münasip birisi içinse kendi nefsini doyurmak için kullandığı bir araçtır sadece. Na-münasip insanın kürsü sahibi olmasından dolayı teşkilat, saha geriler, gelişme olmaz, halk da, toplum da zarar görür ancak. Kabiliyetsiz bir müdürün yanlışlarını düzeltmek, sahayı yeniden kalkındırmak, önemlisi de insanları umudunu inanca dönüştürmek için ne kadar çok zaman, güç ve meblağ sarf edilir.” Bu hamen hamen çeyrek asır yayın evleri, gazetelerde başkan olarak çalışan kişinin kendi hayati tecrübesine esaslanarak vardığı hulasadır.

Üstat gerçekten de kendini fedai, teşkilatçı ve ilimli, personeline şefkatlı bir başkan olarak göstermiştir. Onun elinde çalışan kişiler, hususen Gafur Gulan yayın evi eski muharipleriyle görüştüğünüzde onlar üstat hakkında daima iyi söylerler.

Üstadın edebiyatşünas, yani edebiyat bilgini olarak yazdığı kitapları, makalelerinde de adalet, iyilik, millet hakkındaki yazıları üstündür. “Haktan Halka” kitabındaki makalelerinde o yazar, şairler icadını fakat sanat yönünden tahlil etmekle yetinmeden mülliflerin edebiyat ve toplum gelişmesine katkısının nasıl derecede olduğu üstünde daha çok durduğunun şahiti olursunuz. Mamafıh, üstat Özbek edebiyatı ve sanatını hariçte tanımak maksatıyla Tükiye, Kıbrıs, Azerbaycan, Türkmenistan, Güney Kore, İran basınında yüzlerce makaleler ilan etmiş, sempozyumlarda bildiriler sunmuştur. Aynı zamanda Abdullah Kadiri’nin “Geçmiş Günler”, Aybek’in “Nevai”, Adil Yakubov’un “Uluğbeyin Hazinesi”, “Köhne Dünya”, Pirimkul Kadırov’un “Yıldızlı Geceler”, Şukrullah’ın “Kefensiz gömülenler”, Hudayberdi Tohtabayev’ın “Sarı Devi Binerek” ve “Sarı Devin Ölümü” gibi onlarca romanları Türkçeye çevirtirerek, bugünki Özbek edebiyatını Türkiye okuruna tanıtmak teşebbüskarı olmuştur.

Babahan Eke’nin Çolpan, Aybek, Aman Metcan, Hasiyet Rustemova gibi Özbek şairlerinin şiirlerini Türkiye Türkçesine çevirerek, Türkiyenin “Kardeş Kalemler” gibi nufuzlu dergilerinde yayımladığını ayrıca söylemek gerekir. “Orta Çağda Doğunun Büyük Alimleri ve Mütefekkirleri” kitap albümünü Türkçe’ye tercüme ederek yayımladı ki, bu günümüzde çok önemli bir iştir. Bu işiyle Türk okurunu müşterek tarihimizin ünlü alimleri ve mütefekkirleri hayatı ve faaliyetiyle tanıtmış oldu. Bu kitapta ilmin çeşit çeşit alanları matematik, astronomi, felsefe, edebiyat, dil, tıbb vs.lara ait kelimeleri derin anlamak ve çevirmek kolay iş değil elbette.

Tercümanı köprüye benzetiyorlar ki, bu boşuna değildir. Maharetli tercümanlar milletler medeniyeti, tefekkürü ve bedii idrakini bir biriyle bağlayarak, büyük vazifeyi yerine getirirler. Bu anlamda Babahan Muhammed Şerif’in Dünya klasik ve çağdaş edebiyatının ünlü yazarları eserlerini Özbekçe’ye tercümeleri kapsamı gayet genişliği hayrete şayandır. O, dünya edebiyatının meşhur simalarından biri, Nobel ödülü kazanmış Gabriel Garsia Markes’in iki hikayeler toplamını Özbekçe’ye tercüme ederek “Yüce Ananın Cenazesi” adıyla çap etti. Yine dünyanın en meşhur hicivçilerinden biri Branislav Nuşiç’in “Toplumun Evladı” romanını Özbekçe’ye tercüme etti ve yayımladı.

Üstat, özellikle Türk edebiyatının en önde gelen verimli tercümanıdır. Türkiye Türkçesi’nden yirmiden fazla eseri, Azerbaycan Türkçesi’nden altı eseri, Türkmen şairi Oraz Yağmur’un kitabını Özbekçe’ye maharetle çevirmiştir. Üstat Ömer Seyfettin’in “Bedel” hikayeler toplamını, Reşat Nuri Güntekin’in “Ateş Gecesi”, “Kan Davası”, “Yaprak Dökümü”, “Bir Kadın Düşmanı” romanlarını, Necib Fazil Kısakürek hikayelerini, Yavuz Bahadıroğlu’nun dört romanını, Yunus Emre, Yahya Akengin, Metin Turan şiirlerini, İsmail Bozkurt, Ali Nesim, Yakup Ömeroğlu, Osman Çeviksoy hikayelerini Özbekçe’ye çevirmiştir.

Kardeş Azerbaycan edebiyatının serdarı Anar’ın son romanı “Gözboncuğu”nu ve genç yazar Pervin’in “Kar Yağacak” kitabını Özbekçe’ye çevirdi.

Başka taraftan Babahan Eke sadece roman, hikaye ve şiirleri değil, aynı zamanda içtimai siyası edebiyatları da maharatle tercüme ediyor. Yakında onun yeni bir olumlu tarafını - irfani, tasavvufa ait kitabları da ustalıkla tercüme edebilişinin şahidi oldum. Büyük Şeyh Bahaüddin Nakşibend doğumunun 700 yıllığına atfederek tercüme ettiği “Reşahat-i Muhyi” bunun delilidir. XVI. yüzyıl ortalarında o zamanki Osmanlıca olarak yazılmış, Arapça, Farsça kelimelerin çok olduğu bu kitabı çevirmek kolaydeğildir.

Üstat ünlü Türk alimi Aydın Taneri’nin “Celalettin Harezmşah ve Zamanı” tarihi tedkikatını, Azerbaycan alimi Ali Hasanov’un “Geopolitika” eserini de Özbekçeye tercüme etti. Bu kitabların birincisi tariha ilgi duyan okurlar için, ikincisi ise Üniversitelerde geosiyaset ilmini öğrenen talebeler için gerekir bir dersliktir.

Babahan Eke tercüme eden eserler listesine bakarak, onun ne kadar uyanık ve seçmek maharetine sahip bir mütercim olduğunu görmek mümkün. Üstat “Pervin, Azerbaycan Edebiyatının Ümidi” makelesinde şöyle yazıyor: “Tercümeyi başlamadan önce eseri dikketle okumak, bu eser halka “bir şey verir mi veya yokmu” onu tesbit etmek gerekir. Elbette, tercüman faaliyetinde siparişe göre tercüme etmek halleri olabilir. Ama, esas itibariyla, kabiliyetli tercüman merakla okuyan, hoşuna giden eseri tercüme etse huzur bulur. Şiir tercümanı müellifin rakıbı, nesir mütercimi orijinalın kölesi diyen söz vardır. Bu sözü doğru demek olmaz. Çünki maharetli tercümen nesirde de müellüfle rakabet edebilir, eseri ana dilinde bülbül gibi öttürebilir. Zaten, tercüme bir sanattır. Başka dili bilmek yeterli değil, öz dilinin zengin imkanlarını kullanmak, mükabil ve güzel ifadeleri bulmak gayet mühimdir.” Üstadın kendisi öyle mesuliyetli, başka dildeki eseri ana dilinde bülbül gibi öttürebilen, Rus, Türk, Azerbaycan dillerini mükemmel bilen, maharetli tercümandır. Onun bir kaç kitabının editörlüğünü yaptığın için bu sözleri saygıyla söyleyebilirim. Sadece ben değil, mutahassıslar da Babahan Muhammed Şerif’in tercümeleri yüksek derecede olduğunu itiraf etmektedirler.

Üstadın ünlü Özbek sanatkarı Kamilcan Ataniyazov hakkındaki “Ben Gideceğim Aşkın Yoluna. Kamilcan Ataniyazov ruhu ve muhitinin hall hattı” eseri edebi ve toplum hayatında vaka oldu, ödüllendirildi. Babahan Eke yirmi yıllık tarassutlartı neticesi esasında XX.yüzyıl Özbek musiki sanatının büyük şahsiyeti, hanende, bastekar, şair, mahir teşkilatçı, Vatan güzelliğini, yüce insani duyguları terennüm eden Kamilcan Ataniyazov simasını yarattı. Müellif buna sanatkarı meydana getiren muhiti, zamanı, hanendenin yüksek maneviyatı ve ruh dünyasını derinden tahlil etmekle mufavvakiyete erişmiştir. Kamilcan Ataniyazov’la çağdaşlığı, onu yakından bildiği sayesinde müellif başarılı oldu. Be eseri Kamilcan Ataniyazov ve onun ziddiyetli zamanının canlı ve renkli yılnamesi demek mümkündür.

Mülakatlarımızda Babahan Eke’nin Dünya edebiyatı ve bu günkü edebi cereyanları ne kadar iyi bildiğinin şahidi olmuşum. Bu milli kültürümüzü geliştirmeyi hizmet telakki eden ve her bir sözüne mesul, büyük hayat yolunu ve yaratıcılık yolunu geçen üstada has, nekbin insanlara özgü bir yoldur. Babahan Eke hakkında düşünürken, onun kalbindeki nekbinliğin kökü o su için çeşmelerin temizliğinde, üstadlarından alan sabaklarının tesiratının derinliğinde görürüm.

Kitabın ömrü, insan ömründen uzundur. Üstat alim, tercüman, uluslararası Kaşgarlı Mahmud, Türk Dünyasına Hizmet, Karacaoğlan, TÜRKSOY, Azerbaycan’ın yakın dostu ödüllerini kazanan Babahan Muhammed Şerif’e uzun ömürler, sağlık dilemekle beraber, güzellikten zevklenmek, icadi yüreklilik, yeni zaman mevcudiyetinde içtimai faallık kalbini hiç bir zaman terk etmesin demek istiyorum.

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 152. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 152. Sayı