HaftanınÇok Okunanları
FATİH SULTAN YILMAZ 1
KEMAL BOZOK 2
HİDAYET ORUÇOV 3
HATİRA Guliyeva 4
Kardeş Kalemler 5
Ece Türköz Oğuz 6
İSMAİL DELİHASAN 7
Deli miyim, neyim! Aylar geçmiş, evin yakınlarındaki bir kafede oturmuş hâlâ seni düşünüyorum. Arkadaşlarım “Bırak artık onu düşünmeyi!” diye kızıyor. Kendimi bu kadar yıpratmaya değer miymiş? Görmüyorlar gidişinin içimde nasıl bir boşluk yarattığını. Her nefes alışımda o boşluk yüzünden üşüyorum. Bazen ağlıyor, bir parça rahatlıyorum. Oysa sana bir kez olsun sarılabilseydim, belki yüreğime oturan karanlık sis dağılırdı. Bilmiyorum ama senin de beni özlediğini hissediyorum. Beni bırakıp gittiğin için pişman olduğunu da düşünüyorum. Pişman olduğunu ancak geri dönemeyecek kadar gururlu... Sormak isterdim, sahi değdi mi tüm bunlara? Buldun mu aradığını? Çoktan mutlu olup unuttun mu beni?
Tüm bunları hayatta ve sağlıklı olduğunu varsayarak soruyorum. Ne kadar kızgın olsam da kılına zarar gelsin istemem. Öyle seviyorum seni! Sana karşı beslediğim sevgi yeterli mi gelmedi, yoksa seni sıktım mı karar veremiyorum. Korkutmuş bile olabilirim. Ben bile korkuyorum bazen kendimden. Ne olursa olsun çekip gittiğin için çok kızgınım sana. Varlığın ve bana kattığın dostluk ruhuma neşe saçıyordu. İyi bir ev arkadaşıydın benim için. Yeni yeni anlıyorum ki zor günlerimi seninle atlattığım için bendeki yerin oldukça farklı. Sana rastladığımda henüz altı ay önce kaybettiğim annemin yasını tutuyordum. Acım ne çok taze ne de artık geride kaldı diyebileceğim durumdaydı. Dahası güçlü olmam, bütün rutinlerimle eski hayatıma dönmem gerekiyordu. Kendimi ne kadar zorlasam da göğsümde bir bıçak yarası varmış gibi hissediyordum. İnsan kaç yaşına gelirse gelsin annesini yanında istiyor. Şimdi seni özlediğim gibi o zamanlar annemi çok özlüyordum. Annesiz nasıl yaşanabilir idrak edemiyordum ki! Sürekli elim telefona gidiyor, ona ne kadar ihtiyacım olduğunu söylemek istiyordum. Bir yemeğin tarifini karıştırınca annem hatırıma geliyor ağlıyordum. Hastalanınca canım yandığı için değil, nazımı çekebilecek bir annem olmadığı için mahvoluyordum. Sonra, dört yıl önce bugün sana rastladım işte. Seni sevmek içimi yeşertti. İyi olabileceğime dair inancım oluştu. Tamamen grileşmiş dünyam renklenmeye başladı. Evet, abarttığım düşünülebilir. Ne var ki ben gerçekten böyle görüyorum. Şimdi ise yokluğunla, zamanında aştığım acıları tekrar kucaklıyor gibiyim. Sanki hiçbiri bir yere gitmemiş de sen aradan çekilince görünür olmuşlar gibi. Âdeta sen bütün acılarımla arama bir kalkan olmuşsun da şimdi kaçacak yerim yokmuş gibi…
Ah! Sadece annemin yası değildi seninle atlattığım o çetin günler! Dile kolay yıllarımız geçti birlikte. Âşık oluşuma şahit oldun mesela. İçim içime sığmayan, enerji dolu, deli günlerim… Yüzüme renk gelmişti, gözlerim parlıyordu. Yerimde duramıyordum adeta. Mutluluktan seni divane gibi öpüyor, sarıp sarmalıyordum. Sürekli bunalım içinde yüzen hâlime şahit olduğun için muhtemelen “Ne oldu bu kadına?” diye düşünüyordun. Aşkın senin için bir anlamı yoktu tabii. Sana sabah akşam onu anlatıyordum. “Bana şöyle baktı, bana böyle dedi...” Eve gelen çiçeklere göz ucuyla bakıyor, kokluyor sonra “Bunlarla mı kandırdı seni?” der gibi bakıyordun. Ardından sakin bir tavırla her zamanki köşene çekiliyordun. İtiraf etmek gerekirse seni o zamanlar biraz ihmal etmiştim. Bazı günler çok yalnız bıraktım. Bütün enerjim o zamanlar âşık olduğum kişiye doğru akıyordu. Acaba o günlerin intikamını almak için mi gittin? Beni hiç affedemedin mi yoksa?
Yalnızca üç ay sürebilen o talihsiz ilişkim bittiğinde yine yanımda sen vardın İpek! Ağlama krizlerim, yemek yemeyi abartışlarım, melankolik havalarım… Yanıma gelip öyle bir dokunuyordun ki içim sıcacık oluyordu. Beni bir sen teselli edebiliyordun. Çevremdeki herkes fazla duygusal olduğumu, olayları abarttığımı, kendimi çabuk koyuverdiğimi falan söylerken senin ilgin toparlıyordu beni. Eve dönmenin en güzel yanıydın sen! Şimdi ev bomboş geliyor. İşten çıkınca eskisi gibi bir bekleyenim var diye koşarak gitmiyorum. Hatta mümkün mertebe çok geç gidiyorum. Sokaklarda sana tekrar rastlarsam diye geziniyorum. Bir kafede oturup kahve eşliğinde güzel günlerden kalan fotoğraflarımıza bakmayı tercih ediyorum.
Yerine başkasını koymayı ise hiç düşünmedim inan. Çok tavsiye eden oldu ama yeni bir ev arkadaşı bulmaktansa yalnız yaşamayı tercih ediyorum. İçimde gizli gizli yeşerttiğim “Ya dönersen!” umudu da buna engel oluyor. Hem hiçbiri senin gibi olamaz ki! Bir kere sen Tanrı’nın bir hediyesi gibi çıktın karşıma. Hiç aklımda yokken, hayal bile etmezken hayatıma giriverdin. Bir arkadaşımın evinden çıkmıştım o gün. Ruhum can sıkıntısından dar geliyordu bedenime. Biraz kafa dağıtırım diye gittiğim yerden daha da bunalarak ayrıldım. Arkadaşlarıma, konuştukları konulara, gündeme, hayatın kendisine, herkese, her şeye yabancılık çekiyordum. İnsan kendini kaybetti mi hiçbir yere ait hissedemiyor kuzum. Eve dönecekken şiddetli bir yağmur bastırmıştı o gün. Yanımda şemsiye yoktu. Ne kadar talihsiz olduğuma dair söyleniyor, öfke içinde yürüyordum. Yağmurun dineceği yok gibiydi. Fazla ıslanmamak için bir yere sığınmaya çalışırken karşı kaldırımda gördüm seni. Sırılsıklam görünüyordun. O hâlin gözlerimin önünden hiç gitmiyor. Yağmurda ilerlemeye çalışırken, bir su birikintisinin içine düştün. Sana yardım etmek için bir an bile düşünmeden yanına koştum. Böyle başladı hikâyemiz. Düşünüyorum da o gün yağmur yağmasaydı, seni fark etmeden geçip gidebilirdim. Hiç rastlamayabilirdik birbirimize. Şimdi bu kader değil de nedir?
Şu hayatta aldığım en kötü karardan biri evden çıkmana izin vermem oldu. Bahçeli bir eve taşındıktan sonra seni dört duvar arasına hapsetmenin zulüm olduğunu düşündüm. Bahçede dilediğin gibi dolaşıp gezmeni istedim. Öyle de yaptın. Bazen ortalıktan kayboluyor ama eve geri dönüyordun. Bir keresinde bir hafta sonra döndün. O kadar üzülmüştüm ki seni bahçeye bir daha çıkartmamaya ant içtim. Nasıl bir dalgınlık bilmiyorum! Hangi kapıdan, hangi pencereden çıktın? Misafirlerle ilgilendiğim bir günün ardından bir daha seni evde bulamadım. Gidişin o gidiş! Aylar geçti geri dönmedin. Ah, neredesin? İyice delirdiğimi düşünüyorum artık. Yok, daha neler canım! Artık her kediyi sen zannediyorum sokakta yürürken. Bak ilerdeki kedi aynı senin gibi bir sarman. Vallahi sana benziyor! Dur bakayım yoksa sen misin o?