HaftanınÇok Okunanları
AYSUN DEMİREZ GÜNERİ 1
KEMAL BOZOK 2
Nergis Biray, Sema Eynel 3
HİDAYET ORUÇOV 4
İSMAİL BOZKURT 5
Ece Türköz Oğuz 6
SEYFETTİN ALTAYLI 7
Nobel Ödülü'ne Aday Gösterilen Şair Memmed İsmayıl
Neden Farklı Gerçeklikler Yaşamaya Mahkûm Edildi?
Gülnar SEMA
AKT: Esmanur DEMİR
1 Kasım 1939'da Tovuz bölgesindeki Esrik-Cırdahan köyünden başlayan yolculuk, 19 Ağustos 2025'te başkentimizde sona erdi.
Bu yolculuğun çocukluğu Tovuz’da başlayıp, gençliğini eski SSCB topraklarında dolaşarak geçirdi. SSCB’nin dağılmasının ardından Türkiye'yi yurt olarak seçti.
Mehmed İsmail, Azerbaycan edebiyatı tarihinde eserleri Nobel Ödülü'ne aday gösterilen bir şair olarak tarihe geçti. Merkezi Romanya'nın Graiova şehrinde bulunan Mihay Emunescu Akademisi, eserlerini 2018'de Nobel Ödülü'ne aday gösterdi. 1996'dan 2023'e kadar Türkiye'deki Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesinde profesör olarak bilimsel faaliyetlerde bulunduğu düşünüldüğünde, ödüle aday gösterilmesi de "gurbet" zamanlarına denk geliyor.
1970'ten beri “Azerbaycan Yazarlar Birliği” ve “Azerbaycan Gazeteciler Birliği” üyesi olan Mehmed İsmail, 1988-1992 yılları arasında genel yayın yönetmenliğini yaptığı “Gençlik-Molodost” dergisinde sözlere ve davranışlara yeni bir anlam kazandırdı. 1992-1993 yıllarında ise “Azerbaycan Televizyon ve Radyo Yayıncılığı” şirketinin yönetim kurulu başkanlığını yaptı.
Mehmed İsmail'in 1960'lı yıllarda edebiyata gelen yaratıcı çalışmalarının ilk aşaması eski Sovyet imparatorluğu dönemine denk gelse de şairin yayımlanmış kitaplarının hiçbirinde bu yapıyı anlatan bir esere rastlamıyoruz. Sovyet döneminde yayınlanan “Ana Elleri” (1966), “Dünyaya Bakıyorum” (1969), “Akşamlar, Seherler” (1972), “Söz Vaktine Çeker”(1976), “Dünyanın Sıradanlaşmasına İzin Vermeyin”(1978), “Bahtıma Düşen Gün" (1980), “Hâlâ Yaşamaya Değer” (1981), “Dövüş, Galibiyet” (1983), “Dünya Bizim Evimizdir” (1984), “Ah Yalnızlık” (1987), “Umuttan Sarkan Kılıçlar”(1990) gibi kitapları düşüncelerinin yazılı kanıtlarıdır.
İlk şiirlerinden itibaren Türk ruhuyla yazan ve eserler üreten şairin şiirlerinin esası millî vatanseverlik anlayışına dayanır. Savaşlardan dönmeyen bir baba ve kocasına sadık bir anne imgesi, şairin şiirinin merkezinde yer alırken, doğa, aşk ve sosyo-politik şiirler de sürekli işlediği temalar arasındadır. Memmed İsmayıl’ın “Ağaçkakan, Vur Kapımı”, “Ay Baba Derviş”, “Savlan’da Yatan Yiğit”, “Geçir Gömleğinden Beni Vatan”, “Bu Yaz İdi”, "Dövüş, Galibiyet”, “Tekrar Sana Döneceğim”, “Elince Kalem”, “Tekrar”, “Bir Yerde, Gelecekte Bir Güzel Yaşıyordu”, “Baba Resmi”, “Biz Dört Nefer İdik” yazıldıkları tarihten itibaren dillerde ezberlenmiş ve Sovyet ideolojisinden uzak bir düşüncenin ifadesi haline gelmiştir.
“Bir yerde, bir yerde beni duyan var, Hâlâ yaşamaya değer bir an için”, “Hayattaki sırrı, koza kurdunu gör, yaprağa ağ örüyor kendine”, “Mayın dedektörü bir kere hata yapar, Ömürde bir kere, sadece bir kere”, “Onsuz da gelecek güne umut var, umut yokken bile hâlâ umut vardır”, “Bir adam önümüzde bir yol yürür, doğumundan ölümüne kadar…”, “Öyle birine vurul, vurulunca da desinler ki aman Mehmet ne güzelmiş”, “İyi ki dün bizden kaçan kızların çoğu artık anne oldu. “İzin ver eriyeyim aşkınla yavaş yavaş, Ben seni senden habersiz sevmişim”, “Onun bebeğinin yaşı üç aylık, Benim hasretimin yaşı bir yıldır” mısraları Sovyet döneminde yazılmış, ancak imparatorluk edebiyatının sınırlarını aşan bir şairin düşüncesinin ürünüdür.
Genel olarak, Memmed İsmayıl’ın şiirsel düşüncesinde gerçek bir şair imgesi de vardı. Bu imge, kendisini tüm duyusal hazlardan soyutlamalı ve şairin şiiri ile hayatı birbirini tamamlamalıydı. Tıpkı söz ve eylemlerin titizliğinin formülünü veren paragrafta olduğu gibi:
Dünya lezzetinde gözü olanda,
Elin eteğinden uzun olanda,
Yalan söylemeye yüzün olanda,
Bu şerin şer vakti şiir yazılmaz.
Başkalarından beklediği ölçütlere her zaman bağlı kalan şair, sırf şiir yazmak için şiir yazmayı düşünmedi. Türkiye'de geçirdiği yıllarda geleneksel temalarına sadık kalsa da felsefi şiirlerin ağırlığı daha da dikkat çeker. O yıllarda yazdığı ve kitabının başlığı olarak seçtiği "Hiçliğin Varlığı" şiirinden bir dize:
Sen olsan, zamanın ne sınırı vardı,
Kapımı ihtiyarlık tanıya
Sen yoksan, arada gurbet duvardı
Beni yok etmekte yokun varlığı.
Zaman, hayatımızdaki her şeye sınır koyan ve her şeyin düzenleyicisi rolünü oynayan bir kavram olmasına rağmen, şair onu “Sen” tarafından alt edilebilecek kadar zayıf görür.
İnanır ki “Sen” olsaydı, zaman onun kapısını tanıyamaz ve yaşlılığın kendisine yaklaşmasına izin vermezdi. Ancak “Sen”in kendisini de yok edenin zaman olduğu unutulur. Zaman, yoktan var yaratabildiği gibi, varı da yok etmeye kadirdir.
Memmed İsmayıl hayatında farklı gerçekliklerle karşılaşmaya mahkûm olmuştu. Memleketinde yaşadığı yıllarda vatanı SSCB'nin boyunduruğu altındaydı ve vatanı bağımsızlığını kazandıktan sonra Türkiye'de yaşamak zorunda kaldı. Yine de hayatının gerçekliklerini şiirlerinin konusu olarak yansıttı:
Gurbette ışık da gönülsüz yanar,
Gurbette geç yanar, çabuk erir mum
Garibin gözünde tez batar güneş,
Gurbette hevesten tez akşam olur
Memleketinde geçirdiği yıllarda şiirlerine “gurbet” ve “garip” kelimelerini katan şair, kelimeleri eyleme dönüştürmeyi gerekli gördü. Bir zamanlar “Mecnun kalbimden habersiz, sevdiğim güzeli Tovuz'da alıp götürdü” diye ağıt yakan şair, daha sonra hayatın içindeki şikâyetlerini de dile getirdi.
Memmed İsmayıl nerede yaşarsa yaşasın bir şairin kaderini yaşadı. Azerbaycan bağımsızlığını yeniden kazandıktan sonra da kitapları anavatanında yayımlandı. “Seçme Eserler” (1992), “Yokun Varlığı” (2008), “Şiirler” (2010), “Aşk Şiirleri” (2014), “Gelmeye Vakit Buldun mu Seksen Yaşım” (2019), “Arzuların Yolu” (2020), “Duyguların Işığında” (Tebriz, 2021) kendi ülkesinde anadilinde yayımlanan kitaplardır. Bu listeye otobiyografi niteliğindeki “İz” romanı da (Bakü, 2015), (İstanbul, 2019), (Berlin, 2020), (Tebriz, 2022) eklenebilir.
"Yüz kere vurmuşum- beşten on beşe, Her seferinde içinden yaşlılık çıkar" dizeleri, dünyayı görmüş bilge bir adamın gerçek itirafını yansıtır. Ne güzel ki, ömrü vefa etti, beşi on yediye de vurabildi. Lakin bu son hesaplaşmaydı.
Geriye ise birçok şiiri, farklı yıllarda yazdığı “Kutsal Keder”, “Yalnızlığın Elinden”, “Hatun Bibi”, “Esir Saz”, “Şer Oğlu”, “Yüreğime Dokunan Sesler”, “Ateş”, “Bir Aptalı Arayan Adam”, “Elçiler Döndü”, “Talih Atın Sırtındadır”, “Emeğin Hikâyesi”, “Gökten Altın Yağıyordu” gibi sayısız hikâyesi kaldı.
Memmed İsmayıl birçok şiirinde tarih, ömür, yaşam gibi kavramların felsefesine yer vererek kendine özgü tavrını dile getirmiştir.
Ömür – yaşanası haftalar, aylar
Ölüm – duyulası son haber olur.
Yitirir adını denizde çaylar
Hazara ulaştığında Kura, Hazar olur.
Şiirde “ömür” ve “ölüm”ün birlikteliği sadece ses uyumu değil, anlam bağlantısı da özeldir. Ömür, ölüme ulaşana kadar haftalar ve aylar gibi çeşitli bölümlerden oluşur.
Denizin suyu aynı zamanda içine akan nehirlerin de son durağıdır. Tıpkı bir nehrin gerekli mesafeyi kat ettikten sonra denize adını vermesi gibi, yaşam da son adımında adını ölüme çevirir. Bir gün son haberi duyarsınız...