HaftanınÇok Okunanları
KEMAL BOZOK 1
NIKA ZHOLDOSHEVA 2
BEDRETTİN KELEŞTİMUR 3
HİDAYET ORUÇOV 4
Kardeş Kalemler 5
SEYFETTİN ALTAYLI 6
Emrah Yılmaz 7
Aşk hakkında şiir yazmayan şair yok denecek kadar az olsa gerektir. Diğer bir ifadeyle, hayatta her insanın başına gelebilecek aşk temasına önem vermeyen bir edebiyatçıyı bulmak mümkün olmasa gerektir. Kırgız edebiyatında da bu temayı kullanan çok sayıda edebiyatçı vardır. Ancak sevginin en saf halini ortaya çıkaracak derecede ustalıkla yazanlar ise oldukça azdır. Ben, bu makalemde aşk liriklerini yazanların arasından biraz öne çıkan biri hakkında bahsetmek istiyorum. Öyle ise, profesyonel şairlerin arasından benim açımdan öne çıkanlardan beş tanesinin ismini vermek istiyorum: Aalı Tokombayev, Alıkul Osmonov, Midin Alıbayev, Hasirdin Baytemirov ve Turar Kocomberdiyev’dir. Bu sefer özellikle hayatta olmayan şairleri ele almış olsam da, adını verdiğim şairlerin arasından A. Tokombayev’in lirikleri daha farklı bir özelliğiyle öne çıkmaktadır. Biraz daha meselenin üzerine eğildiğimiz zaman görürüz ki, Kırgız yazılı edebiyatına temel atanların en birinci ve en büyük temsilcilerinden biri olan Aalıkemiz1, edebiyatın hangi alanında eser vermişse, o alanda birinciliği kimseye vermemiştir. Demek ki, yukarıda adını verdiğimiz edebiyatçılarımız arasında, onun aşk lirikleri olabildiğince berrak ve yıllar geçmesine rağmen tazeliğinden asla bir şey kaybetmeyen özelliğiyle öne çıkmaktadır. 1 Aalıke Aalıcığım şeklinde hitap tarzı. Aalıke, lirik sözün ustasıdır, onun harikalarla dolu satırları arasında dolaşmaktan usanmazsınız, okumaktan sıkılmazsınız, aldığınız zevk asla azalmaz. Onun aşk ve millî duygulara hitap eden şiirleri olabildiğince süslü, canlı ve başka şairlerin şiirlerine benzemeyecek kadar orijinal, gönlün en derin noktalarına kadar ulaşacak incelik ve güzelliklere sahiptir. Onun lirikleri, hiçbir şairin şiirlerinin tekrarı değildir, tersine kendine has özellikler taşımaktadır. Okuyucu onun şiirlerinden hemen etkilenecek ve anlayacak kadar sade bir dille yazılmıştır. Çiçekler kadar nazenin ve her bir satırı diğeriyle o kadar uyumludur ki, sihirli sözler gibi her okuyanın hislerini kendine çekebilecek güce sahiptir. Aynı zamanda onun her bir şiiri olabildiğince zor ve çetrefilli, adeta ulaşılması güç bir zirve gibidir. Gerçek ve sıra dışı bir kabiliyete sahip olan şairin yazdığı şiirleri ne kadar imrenerek okusanız da, her bir şiirini incelemek, onların en temel anlam ve mesajına ulaşmak o kadar zordur, hatırlatmak isterim. Gerçek şiir olarak adlandırılan her bir şiir, sanki uzay gibidir; ulaşmak olabildiğince zor, bilinmeyen noktaları sayısız olduğundan, onun sırlarını ortaya çıkarmak her eleştirmenin elinden gelebilecek bir iş değildir. Usta bir kuyumcunun maharetli ellerinden ince işçilikle işlenerek ortaya çıkan yakutun duruşuna, gözlerini alamayarak ve iç çekerek bakmanıza rağmen, onu basit birkaç cümleyle betimlemek-ten aciz kalırsınız. Süslenmiş, işlenmiş bir yakuta hangi tarafından bakarsanız bakın, o, her tarafından ayrı parıltıyı saçarak, gözlerde ışıltı meydana getirir ve insanın yüreğini hoplatır. İşte, Aalıke’nin şiirleri de her yönüyle iyice işlenerek, hünerli bir elden çıktığını gösterircesine, aynen o yakut gibi parıltı saçan bir duruş sergilemektedir. Yeteneği insana Allah verir. Ancak, Allah’ın sevdiği bir insan sadece Aalıke gibi büyük şair olabilir. Yağmurdan sonra yaprakların ve çiçeklerin üzerinde kalan şebnemlerin türlü türlü ışık saçarak, göze hoş görünmesi gibi, Aalıke’nin şiirleri de sayısız renklere bandırılmış harika birer eserler olarak karşımıza çıkar. Ben, şairin şiirlerini tekrar be tekrar okumaktan hoşlanıyorum. Ancak onun şiirlerine durduk yere eleştiri yapmaktan, kendimce çeşitli kritik yapmaktan da. Çünkü yapılan bir eksik değerlendirmenin harika özelliklere sahip olan bir şiirin kıymetini düşürmesinden çekinirim. Şairin en birinci siyasî içerikli şiiri, 1924 yılında yayınlanmaya başlayan ilk Kırgız gazetesi olan Erkin Too (Özgür Dağ) gazetesinin ilk sayısında yayınlanan “Oktyabırdın Kelgen Kezi” (Ekim Ayı Geldiği Zaman) adındaki ünlü şiiridir. Şair, o günlerde sadece yirmi yaşında bir delikanlıydı. Kırgız yazılı edebiyatının temel taşı, başlangıcı işte o şiir olarak kabul edilmektedir. Ondan sonra, “Koşeyevge” (Koşoyev’e), “Çalkar Menmin” (Ben Büyük Gölüm) adındaki siyasî içerikli şiirleri kaleme almıştır. Bu şiirler ilk günkü profesyonel seviyesini günümüzde de korumaktadır. O şiirlerin anlamı, amacı, günümüzde siyasî ortam tamamen değişmiş olmasına rağmen, eski edebî güzelliğini kaybetmeden yaşamaya devam etmektedir. Bu yönüyle baktığımız zaman Aalıke, birçok şaire göre, birilerini taklit ederek ya da öğrencilik/şakirtlik devriyle uğraşıp vakit kaybetmeden, çok kısa sürede pişmiş ve olgunlaşmıştır. Kartalın, bir dala konarak, av görür görmez kanatlarını açıp yeniden gökyüzüne doğru yükselmesi gibi, Aalıke için de şiir yazmak çok kolay gibi görünmektedir. Şu bir gerçektir ki, üzerinde çok durulan, işlenen, altı-üstü çizilen dizeler ancak gerçek derinliğe sahip olabilirler ve edebî değer kazanırlar. Aalıke olabildiğince çok meşakkat çekmiş, uğraş vermiştir. Ve sonunda bizim günümüzde okumaktan büyük haz aldığımız şiirler ortaya çıkmıştır. Aalı Tokombayev’in edebî yapıtlarının zirvesi, şiir tarzıyla yazdığı “Kanduu Cıldar” (Kanlı Yıllar) adlı romanıdır. Biz burada, o romanın başından geçenler üzerinde durmayı düşünmüyoruz. Roman, otuzuncu yılların başında kaleme alınmıştır. O yıllarda şair genç biriydi. İşte o gençlik gayreti ve saf kabiliyetten aldığı güçle yazılan romanda, şair aşk liriklerinin en güzel örneklerini ortaya çıkarmayı başarmıştır. Romanın başkahramanı Alımkul’un, sevdiği Gülcamal’a yazdığı aşk dizeleri, Kırgız edebiyatının en güzel aşk şiiri örneklerinin başında gelmekte ve zirve noktalarından biri olarak görülmeyi hak etmektedir. Romandaki birçok aşk dizesinin, uzun yıllar boyunca Kırgız gençleri arasında adeta bir millî marş gibi ezberlenip söylendiğini de söylersek, yanılmamış olurduk. Hatta o aşk lirikleri günümüzde bile bir halk şarkısı gibi gücünü kaybetmeden ağızdan ağza aktarılarak, söylene gelmektedir. Ayrıca, “Kanduu Cıldar” (Kanlı Yıllar) romanındaki “Murattın Comogu” (Murat’ın Masalı) adıyla öne çıkan ‘dostluk, anne, aşk’ temasındaki manzumelerin, Kırgız edebiyatında, günümüze kadar daha önce hiçbir şairin denemediği, bulamadığı formatla yazılmış örnekleri olduğunu özellikle belirtmemiz gerekir. Bu tip format Rus edebiyatında Puşkin ve Gogol tarafından kullanılmış, Kırgız edebiyatında ise Aalıke tarafından kullanılıp, öne çıkarılmıştır. Buna rağmen, Kırgız eleştirmenlerinin günümüze kadar edebiyattaki böylesi gerçek ile gerçek üstü arasındaki ilişkiyi, diğer bir ifadeyle hayatı gerçek şekilde resmetme ile fantastik objelerle resmetme meselesini hakkıyla anlayamadan gelmiş olmalarını şaşırtıcıdır. Bendeniz, sade bir okuyucu olarak, Aalıke’nin adı geçen manzumesini okumaktan asla sıkılmıyorum ve onun şairlik gücüne şaşırarak, önünde saygıyla şapka çıkarıyorum. Aalıke’nin sanat hayatında, hayatın gerçeklerini yansıtırken olaylara sadece realist gözle bakmadığını, onun romantik ve yeni bir çığır açan şair olduğunu da unutmamamız gerekir. İşte bundandır ki, “Kanduu Cıldar” (Kanlı Yıllar) romanında aşk liriklerinin en güzel örneklerini vermiş olma sına rağmen, şair ömrünün sonuna kadar aşk konulu dörtlükleri yazmaktan geri durmamıştır. Mesela, onun ömrünün son zamanlarında yazdığı “Munarım” (Munar’ım) adındaki şiiri, aşk şiirlerinin kelimelerle anlatılmayacak kadar güzel örneğini teşkil eder. O şiir, özellikle ünlü bestekâr A. Kerimbayev’in bestelemesiyle, Kırgız halkının büyük beğenisini kazanarak, gönülden söyleye geldikleri bir aşk marşına dönüşmüştü. Onun aşk liriklerine A. Maldıbayev’in yaptığı bestelerin Kırgız müzik tarihinde silinmez birer başyapıta dönüştüğünü söyleyebiliriz. Günümüzde de birçok genç Kırgız besteci ve şarkıcılar onun ölmez/ eskimez şiirlerine başvurarak, nice nice şarkıları ortaya çıkarmaktadırlar. Özellikle A. Kerimbayev’in “Munarım” (Munar’ım) bestesi ortaya çıktıktan sonra, 70 yaşını geçmiş nice kadınların, gözlerinden yaş akıtarak “Şair, bu şiiri tam da benim için yazmış olmalı” dediğine birçok kişi anlata gelmektedir. Gerçek hayatta, “Munarım” (Munar’ım) şiiri, şairin eşi Zeynep ablaya ithafen yazılmış olsa da, o şiirde genelleme yapılmış olması, şairin bir zamanlar âşık olduğu güzellerin resmedilmiş olması da ihtimaldir. Aalıke’nin âşık olarak, gönlünü çeldiği birçok güzelin olduğu çoğumuzun malumudur. Ancak, Kırgız halkının anlayışı bu konuda etkili olmuş mudur bilinmez, onun özel hayatındaki gizli noktalar çok da araştırılıp, incelenmemiştir. Belki de bu konuda, “Benim sırlarımın, benimle birlikte mezara girmesi gerekir.” diyen Aalıke’nin kendisi, inatçı kişiliği de suçludur. Ne olursa olsun, ortaya çıkmayan sır, dillendirilmeyen sözlerin, şairin okurlarının aklının bir köşesine hep yer edeceğe benzemektedir. Aalıke, Sovyet devrinin ortaya çıkardığı, kendi halinde bir Sovyet ve komünist şair olmuştur. Onun devrinde ne kadar çok saygı ve hürmet gördüyse, bir o kadar da çile çektiğini, çeşitli müşkül işlerle uğraştığını, ölümün pençesinden kurtulduğunu da biliyoruz. O, şahsiyet olarak çok inatçı ve gururlu kimliğiyle, hiçbir zaman makam-mansıp sahibi birine yanaşmaya çalışmamış, birilerinin önünde el pençe divan durmamış, dalkavukluk yapmamıştır. E. Hemingway’in “Yiğidi öldürmek mümkündür ama onu yenmek mümkün değildir.” dediği gibi, Aalıke de öleceği güne kadar hiç kimseye baş eğmemiş, mezarına da dümdüz uzanarak yatmıştır. Şairin aşk liriklerini tekrar be tekrar okumaktan sıkılmıyorum. Onların her birindeki kelimelerin gücüne, sihirli dizelere her okumaya şaşırarak zevk almama rağmen, ben onlara kendimce paha biçmeye cesaret edemem. Çünkü eksik-gedik eleştiri kelimelerinin onun şiirlerinin barkını düşüreceğine inanıyorum. Edebiyatta çok sayıda büyük sanat eserleri mevcuttur. Müzik, heykel, resim gibi birçok alanda ortaya konan eserleri gözle görüp, duyup ya da okuyarak büyük bir zevk alır, rahatlarız. Sadece kabiliyetli birisi, insanın gönlünün derinliklerine inerek, onun tabiatını altını üstüne getirircesine incelemese, elinden hiçbir şey gelmeyen birinin böyle bir şeyi yapması zor rastlanan bir durumdur. Sanatın en güzel yönlerinden biri, onun her bir dalının insanların gönlünde tesir bırakarak, onu zenginleştirmesi, duygu ve düşüncelerini temizlemesidir. Aalıke’nin aşk lirikleri de aynen böyle özelliklere sahiptir. Aalıke, çok yönlü bir sanat adamı olarak, halkının sevdiği bir insandı. Mekânı Cennet olsun!
* Yazar, fikir adamı.
** Eğitimci, edebiyatçı.