Osman Çeviksoy’un Son Kitabı “Böyle Bir Baba”


 01 Haziran 2020


Böyle Bir Baba, Türk edebiyatında özellikle hikâyeciliğiyle önemli bir yer edinmiş Osman Çeviksoy’un on üçüncü hikâye kitabıdır. Akçağ yayınları arasında çıkan ve yüz yirmi sayfadan oluşan bu kitapta, on iki hikâye bulunmaktadır. 

Bu hikâyeler yazarın otobiyografik özellikler taşıyan romanı Bebiha’yla bağlantılıdır. Bebiha, “Aşkın ve Yokluğun Romanı”dır. Erhan’ın doğduğu köyde ilkokul mezuniyetiyle başlar, Çorum’da okuduğu ortaokul ve yatılı öğretmen okulu yıllarıyla devam eder. Böyle Bir Baba’yı oluşturan hikâyelerde ise Erhan’ın çocukluk ve gençlik yıllarında hayatını etkileyen diğer kişi ve olaylar anlatılır. Bu hikâyeler otobiyografiyi tamamlar niteliktedir. 

Kitaba adını veren “Böyle Bir Baba” hikâyesinde Erhan’ın var olması, hayata tutunması, kişiliğini oluşturması ve okuyup mesleğini bulmasında babasının etkisi anlatılmıştır. “Böyle Bir Baba”  ifadesindeki “böyle” kelimesiyle hem var olan hem de olması gereken babaya işaret edilir. Babanın isminin İrfan olarak seçilmesi tesadüfi değildir. Baba, okumamış “cahil” bir babadır ancak Anadolu insanında var olan irfanıyla oğluna akıl hocası olmuş, yol göstermiştir. Erhan ve arkadaşlarının boykota katıldığını duyan babası, köydeki işini gücünü bırakıp Çorum’a gelir. Oğlunun bu olaylar sebebiyle okuldan atılmasından endişelidir ama ona kızmaz, özgüvenini zedelemez. Sözleriyle “Biz sana inanıyor ve güveniyoruz. Bizi hayal kırıklığına uğratma.” demek ister. Erkek çocuğun hayatı “babası gibi olmak” veya “babası gibi olmamak” üzerine şekillenir. Erhan da kendi hayatına babasına bakarak yön verir. İrfan, toprakta çalışmaktan çatlamış, nasır tutmuş ellerini oğluna göstererek “Bak ellerime bak. ... Okumaz, köye dönersen ellerin benim ellerime benzer.” der.  Erhan, o nasırlı ellerde babasının çalışkan, dürüst, fedakâr, sabırlı kişiliğini görür. Kitaptaki yetmişli yılların olaylarına dem vuran, “Kendi Doğrularım”, “Bildiri”, “Söz Ola”, “Eller ve Gözler”, “Karakolda” hikâyelerinde de elleri üzerinden babasının varlığını ve var oluş tarzını hatırlayarak kendi doğrularını ve kimliğini bulur.

Bu kitapta, Bebiha’daki Nesrin Öğretmen gibi Erhan üzerinde olumlu etkisi olan öğretmenler de anlatılır. “Ben Böyle Başladım” hikâyesinde ilkokul öğretmeni, Erhan’a okulu sevdirmiş ve ona yepyeni ufuklar açmıştır. “Kendi Doğrularım”daki Nazım Hoca da kafasının karışabileceği durumlarda Erhan’a kendi doğrularını hatırlatan bir başka öğretmendir.

“Bekçi Yaşar” hikâyesinde yaz tatilinde çalışmak zorunda olan üç gencin “bir kuruş kira ödemeden” okulun yatakhanesinde kalmasıyla devletin koruyuculuğuna vurgu yapılır. “Bomba” hikâyesinde ise köyden kente göç etmek zorunda kalan insanların anneye, babaya ve toprağa hasreti, terkedilen köylerin durumu hazin bir kurguyla anlatılır. Her iki hikâyede de Erhan’da iz bırakan iş ahlakı, namus anlayışı, ince düşünceliliğiyle okulun gece bekçisi Yaşar ve çalışkan, dürüst, tatlı dilli, güvenilir ve sevilen bir insan olan Bomba Ahmet, Anadolu insanının güzel özelliklerini yansıtırlar.

Hikâyeler olay hikâyesidir fakat sadece olay üzerinde ilerlemez, kahramanların düşünceleri ve duyguları gayet ustalıkla aktarılır. Bireylerin psikolojileri ve toplumun sosyo-kültürel yapısı verilir.

Çeviksoy, bugün özellikle gençlerin birçoğunun bilmediği anadut, düven, köp, zelve, urgan, helke, çul, yal gibi kelimeleri kullanarak okuyucuyu olayların geçtiği zamana ve mekâna götürür. Kitaptaki “Ben Böyle Başladım”, “Sap Kağnısı Düz Yolda”, “İnsanlar ve Mandalar” ve “Çakal Nerdesin?” hikâyeleri köyde geçer. Bu hikâyelerde küçük bir çocuk olan Erhan’ın gözünden köy hayatı anlatılır. Buğdayın tarladan kaldırılıp kağnılarla harmana götürülmesi, kadınlar tarafından çeşme başında olukta yıkanması, eşeklerle değirmene taşınması; kış şartlarının zorlukları; hayvanların bakımı, yemlenmeleri, sulanmaları; ahırların temizliği, bakımı gibi köy hayatına ait unsurlar aktarılır. Bu hikâyelerdeki kişiler tabiatla toprakla ilişkisi olan yerli kahramanlardır. Hikâyelerde ataerkil, geniş aile yapısı vardır ve en büyük erkek olarak dede güçlü aile reisidir. Geçimden erkekler sorumludur ancak kadınlar ve çocuklar da işleri paylaşırlar. 

Bebiha romanından tanıdığımız Çakal’ın Erhan’ın çocukluğunda derin izler bıraktığı görülür. “Çakal Neredesin?” hikâyesinde geriye dönüş tekniğiyle Erhan’ın köpeği Çakal’ı sahiplenişi ve onunla kurduğu bağ anlatılarak Çakal’ın hikâyesi tamamlanır. Bu hikâyede ayrıca Anadolu’da var olan iki âdete yer verilir.  Türk kültüründe misafire gösterilen saygı işlenir. Çakalı almak için başka bir köye giderler, babasının asker arkadaşı köyün dışına kadar onlarla gelir, iyi yolculuklar dileyip geri döner.  Bu âdet Peygamber sünnetidir ve mesaj örtülü ifade edilmiştir. Bu hikâyede vurgulanan ikinci âdet ise Erhan’ın annesinin saygı göstermek için “kaynatası”nın yanında yüksek sesle konuşmayarak “gelinlik yapması”dır.

Görülüyor ki Osman Çeviksoy, diğer eserlerinde olduğu gibi bu hikâyelerinde de kültür aktarcısı görevi görür. Tek tip kültüre doğru evrilen dünyada kültürümüzün yok olduğundan yakınmaz, açık mesaj ifadeleri kullanmaz ancak Anadolu’nun kaybolmaya yüz tutan kültürel değerlerini kişiler, zaman, mekân, dil ve anlatım unsurları aracılığıyla olay örgüsünün içine başarıyla yedirerek verir. Çalışkanlık, merhamet, sevgi, devlete bağlılık, iyilik, yardımlaşma ve dayanışma gibi değerleri ön plana çıkarır.

Çeviksoy, yaşayan Türkçenin doğru, güzel, etkili kullanımına önem verir. Kapalı ve imgeli anlatıma yer vermez. Atasözü ve deyimleri yerinde ve abartısız kullanır. Betimlemeleri olay örgüsü içinde harekete dayalı vererek sıkıcı olmaktan kurtarır.

Samimi bir üslup kullanması, konuları ve kahramanları aramızdan seçmesi, olayların yüreğimize dokunması eserin keyifle okunmasını sağlamaktadır. 

Okurunun çok olmasını diliyorum.

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 162. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 162. Sayı