Pakistan’da Türkiye’de, Türkistan’da, Kıbrıs’ta


 01 Ocak 2015

    

     II

    1995 yılında, Güzün son günlerinde, altı kişili Özbek yazarlar hayatı olarak Pakistana gittik. 30 Kasım - 3 Aralık tarhlerinde İslamabatta gerçekleşecek Uluslararası Yazarlar ve Aydınlar Kongresine davetliydik. Taşkentte kış başlanmıştı, İslamabatta bahar, her yer yeşil, ağaçlar çiçekliydi. Hava meydanı çok kalabalıktı, dünyanın yüzlerce ülkesinden temsilciler gelmeye başlamıştı, özellikle eski Sovyetler birliğine bağlı olan, şimdi bağimsizlaşmakta olan komşu yurtlerden gelenleri hemen tanıdık. Bazı grupları Pakıstanlı görevliler, bazılarının kendi devletlerininin buradaki elçilik elamanları arabalara alarak, otellere dağıltmaktaydı. Beklemekte olan gruplar arasında ünlü Avar şairi Rasul Hamzatovu da gördüm, onların 15-20 kişili grupu durakta beklemekteydiler. 

     Ben Türkiyeye bazı toplantılara geldiğimde, bazen Özbekistanın Ankaradaki Büyük elçisi sayın Ubaydullah Abdurazzakovla görüşüyordum, çünkü o, Özbekistan Dış İşleri Bakanı olmadan önce, Özbekistan Devlet Basın Yayın Başkanlığında Başkan iken, ben de bir yayınevinde çalışıyıyor, zaman zaman görüşüyorduk. O 1993 y. Mart ayında katıldığımız Antalyadaki Türk Dünyası Nevroz toplantısından sonra, İstanbuldaki sohbatlarımızın birinda, konsulluk açmak için bina aramakta olduğunu, benim buradaki dostlarım bu konuda ne bir yardım edebileceğini sorarak, bazı problemleri, cümleten, Kazak dostların elçiliginde bir kaç hizmet arabası olduğu halde bizimkiler, hatta kendisi de arabasız olduğunu söylemişti. Şunu hatırlarken, biz yakında bağımsız olan bir devletiz, önce hiç bir yerde elçilik pelçiliğimiz yoktu, şimdi Allaha şükr, onlarca ülkede elçiliğimiz çalışmakta, diye kendime teselli ederken, Nayim ekenin de arabası yoktur belki, diye düşündüm. Özbekistanın Pakistandaki Büyük elçisi Nayim Ğayıbov, devlet yayınevi başkanıyken, bir binada çalışmıştık. 

      Rusya hayatı beklemekte, biz de bekleriz, derken, karşımızda Özbekistan bayraklı bir kaç Toyoto arabası göründü. Birinden inen Naim eke hepimizi bağrına basarak selamlaştı. Özbekistan nasıl, dedi. Arabalar yürüdü. Benim gözlerimden yaş akıyordu. Aslında o kadar duygusal değilim, çocukluktan hep kavgacı, okulda da, üniversitede de sınıf arkadaşlarımla kaavga yapan, bazısının başını yaran, kah başı yarılan biriyim. Tanıdıklarımın ölümünde de çok nadıran gözüm yaşlanırdı, ama burada... Bu durumu ben bağımsızlık taman atılan gerçek adımların biri olarak his ettiğim, bu gerçeği yaşadiğim için duygulanmıştım, her halde. Büyük elçimiz hayatımızı iş yerinde, sonra Kalaşnikov avtomatlı iki gücarat korumakta olan evinde de ağırladı. 

     Bu Pakistanda gönlüme mühürlenen ilk hatıraydı. 

    Kongre başlandı. O zamankı Pakıstan Baş Bakanı Benazir Bhutto hanım, toplantıdan çıkarken, bizim hayetle de görüşerek, bir bir elimizi sıkarak selamlaştı. Bizim Baburun ordusu hükmran olan yerlerde, Urdu, yani Ordu dilinde konuşan, eski Güney Türkistan topraklarında beş yüz yıldan sonra yaşamakta olan kardaş devletin başbakanı bir kadın olduğundan, benimle aynı yaşta olan bu insaandan gurur duydum. Eski Türk devletçilik düzenindaki Han, Hakan erkek, Başbakan kadın olacağı töresini, geleneğini yaşatmakta olan bu ülkedeki ikinci duygusal anım da bu haletle bağlıydı.          

    Otelde on yıllar önceden tanıdığım, 1988 y.da 50 şairimizin, cümleten, benim de şiirlerimi Çağdaş Özbek Şiiri Antolojisinde yayınlayan Türkiyeli dostumuz İrfan Ünver Nasrattınoğlu beyle görüşürken, Türkiyeden daha kimlar var, diye sordum. O daha bir kişi var, diye İsmail Bozkurt beyle beni tanıştırdı. Orta boylu, iri gövdeli, kaşı, gözü bizlere benzeyen, sıyah saçları dimdik, şık ve ciddi kıyafetli bu insan ilk baktığımda nedendir tedirgin, kaygılı gibi göründü. Her zaman neşeli, gülen, konuşan İrfan bey, “O Kıbrıslı, evile telefonda konuşmak istiyor’’ dedi. Onun Kuzay Kıbrıs Cumhuriyeti Kültür bakanı ve Kıbrıs Yazarlar Birliğinin de Başkanı olduğunu söyledi. Ama o gün başka konuşmadık. 

     Bir akşam Pakistan Cumhurbaşkanı sarayında binlerce kongracılara şahane ziyafet verildi. Büyük bir bahçede, her kes dolaşıyor, orkestralar, müzik grupları çalıyor, ortalıkda, her yer her yerde ateşler yanıyor, etrafında kimler sohbet ediyor, k,mileri ise masalar yanında dik durduğu halde yemek yeyiyor, bazılar raks ediyordu. 

      Şurada bir interesen detayı anlatmam lazım. 1980lı yıllarda Hindistan seyahatına davet edilen yazarlar grupu listesinde ben de vardım. Yazarlar poliklniğinde tibbi sağlam denilen bir yazı alınacaktı, o hazırlanırken, veba karşıtlı nine alman gerekir, emlenmeyen adam seyahate gidemez, dediler. Ben veba sözünden bile irgenirdim ve bu hasteliğin bulaşmasından korkarak ucretsiz seyahattan vaz geçmiştim. Yazarlar Birliği Başkanı, şair dostum Tora Mirza, Pakistana gidiyoruz, Tahir eke, sen de listedesin, hazırlan dediğinde, ben o olayı hatırlattım ve, iyice düşün, can mı şirin seyahat mı, dedim. Sonra, kendimizle bir kutu, yani 20 votka götürmemize izin verilirsetoplantıya katılacağız, orada hastelik bulaşmaması için ondan yararlanacağız, diye ilgili makamlarla bir görüş dedim. Çünkü, öğrendiğime göre, bu ülkede içki yasak, hristıyanlara belli bir dükkanlarda içki satılıyormuştu. Alkol isteyen bazı müslümanlar ise hristiyan biraderlerden on kat fiyatına satın alıyormuş. Ben onlara yem olmamak için bu tedbiri kullanmayı tevsiye etmiştim. Her halde tedbirimiz iyi sonuçlar vermeye başlamıştı. Geldiğimiz gün Büyük elçimiz de ‘‘Çok iyi etmişsiniz’ diye bize övgü yağdırmıştı. Bu akşam da, otelden saraya yola çıkarken, ben, Tora Mirza, karnımızı bir az içeri tartarak, gömlek artıya bir şişeden yerleştirmiştik. Bu şahane ziyafette her kes, özellikle biz Özbekler çok neşeliydik. Bir zaman İrfan bey geldi, ‘’Ya, Tahir, nerdesin? Hep seni arıyorduk! Sen olduğun yerde kesinlikle bir şeyler olacak, doğru mu?’’ dedi. Doğru dedim gülerek. İsmail bey de yanımıza geldi. Bardakları gizli gizli dolattık. Ortada ateş yanıyor, kıvılçımları turlu sesler, sözler arasından göklerde parlayan ay şeraresi tarafa üçüyordu. O akşam İsmail beyle iyice sohbet kurduk, tanıştık.

       İlk Kıbrıslı tandığımızdan KKTC hakkında ilk bilgileri aldık. O zamana kadar Kıbrıs sözünü düymütük, ama hiç bilgimiz yoktu. Kongre sonunda vidalaşırken, İsmail bey bana: ‘‘Tahir bey, sizin adresinize dergiler, kitaplar göndereceğim, bizim Kıbrısı yurdunuzda tanıtmak için bir şeyleri çevirip yayınlata bilirmisiniz’’ diye sordu. Olur dedim. 

     Bu da Pakistanda gönlüme mühürlenen olaylardan biriydi. 

     Önceki olaylar bir anı olarak hatıramda kaldı, çizilmiş bir çizgi gibi duurdu kaldı. 

     Ama İsmail beyle mektupleşmemiz devam etti, o bana çok kitaplar ve dergiler gönderdi. İlk olarak Kıbrıs Araştırmaları dergisinden Kıbrıs folkloruyla ilgili bir kaç atasözleri, küçük masalları, çocuk oyunlarıla ilgili yazıları, sonra ise Rauf Denktaşın ‘‘Saadet Sahılı’’ kitabından, İsmail Bozkurtun ‘‘Yusufçuklar oldu mu’’ romanından parları, Osman Türkay, Ayşen Dağlı, Şirin Zaferyıldızının şiirlerini, Oğuz Yorğancıoğlu ve Mustafa Gökçe kitaplarından parçaları çevirip, Aile ve Cemiyet, Haber, Özbekistan Avazı gazetelerinde yayınlattırdım. İsmail beye yazdığım mektuplerde bunlar hakkında haber verdim, bazı gazeteleri gönderdim. İsmail bey beni Kıbrısa davet etti, onun kurduğu KIBATEK faaliyetlerine katıla başladım, bu kurumun ve Turnalar dergisinin Özbekistan temsilcisi olarak çeviri işlerine devam ettim, KIBATEKin KKTCda, Türkiyede, Kazakıstanda yapılan onlarca toplantılarına katıldım. 1997 yılındn başlayarak KKTClı, Türkiyeli yüzlerce şairler, yazarlar, araştırmacılarla tanıştım. Önceden Türk dünyasını, özellikle Batı Trakya, Irak, Bulgaristan, Makedonya, Kosovada yaşayan Türkler hayatından hiç haberim yoktu, oralardaki dostlarla tanıştım, onların edebiyatını da Özbekistanda tanıtmaya başladım. Sayın Harid Fidayı hocanın bana verdiği yayına hazırladığı kitapları okuyarak çok zengin Kıbrıs klasik şiirinden haberdar oldum, Kenzi, Hilmi, Şemi, Mehmet Raci, Mehmet Derviş efendilerin gazellerini, şiir ve dastanlarını çevirerek gazete ve dergilerde yayınlattırdım. Taşkentte yayınlanan Cihan Edebiyatı dergimizin 2002 y. Mayıs sayısında KKTC Türk edebiyatı konusandaki makelem, Hilmiy, Şemiy, Mehmet Ali Akıncı, Nevzat Yalçın, Engin Gönül, Bulent Fevzioğlu, Şirin Zaferyıldızı, Altay Buragan, Zeki Ali, Mehmet Tahir Doluner, İlkay Adali, Ayşen Dağlı, Ahmet Demirci, Ayşe Tural gibi 15 Kıbrıslı şairin şiirleri benim çevirimde basıldı. Ayrıca, KIBATEK toplantılarında tanışdığım Bulgaristanli Şaban Kalkan, Makedonyalı Nimetullah Hafiz, Nüsret Dişo Ülkü gibi şairlerin eserlerini, bu toplantılarda aldığım kitaplara dayanarak çevirdiğim Batı Trakyalı Huseyin Alibabaoğlu, Aliriza Saraçoğlu, Rehim Ali, Şebnem, Filiz, Asim Haliloğlu gibi şairlerin şiirlerini de Özbekistanda yayınlanmasında, okunmasında, bizden uzakta olan bu şairlerin ülkelerinin de Özbakistanda tanınmasında bizimle beraber İsmail beyin de çok hizmeti vardır. 

      KKTC’daki toplantılarda Zeynel Beksaç, Avni Engullu, Rifet Agım Yeşeren gibi bir kaç Kosovalı, Makedonyalı şairlerle tanıştım, dostlaştım, onların verdiği kitaplardan Avrupada da çok zengin bir Türk edebiyatı olduğunu oğrendim. Giha Edebiystı dergimizin ayrım sayılarında bu edebiyatlara mensup otuzdan fazla şairin şiirleri yayınlandı ve onların Özbekistanda tanıtılmasında da ustad İsmail Bozkutun manevi payı vardır. 

      İsmail bey dostlarını seven, her zaman onlara iyilik yapan bir insandır. Örneği şu: bir gün dostum, eski gazeteci, yayıncı, Türkçeden bir kaç nesri eserleri Özbekçeye çeviren Babahan Şerif beye, Türkiyeye çok gittin, Kıbrısı da gördünmü, diye sordum. Hayır dedi. Kıbrıslı yazar İsmail Bozkurt var, onun kitaplarını oku, hoşuna giderse belki çevirirsin, dedim. Tamam dedi. Ben bir romanı üç dört yılda çeviriyorum. Babahan bey çok çalışkan, gayretli insan Aradan altı ay geçmeden, o İsmail Bozkurtun ‘‘Mangal’’ romanını çevirip bitirdiğini söyledi. Derhal bu hakda Kıbrısa haber yolladım. İsmail bey sevindi, TMT toplantısına Özbekistandan beni, Babahan Şerifi davet etti. Babahan sonra romanı yayınlattırdı. Yazar ve çevirmen çok iyi dost oldular. Babahan beyin bir torunu ilk Özbekistanlı talebe olarak KKTC üniversitelerinde birinde okumaya başladı. Ben bundan çok sevindim. Edebiytlar dostluğune, insaniy dostluğa bu kadar önem veren İsmail beye saygım daha da arttı. 

      Kıbrıs Türkleri devletini değerini bilen, tanıyan kardeş Pakistanda başlanmış bir dostlüğün hikayesi uzun, elbette. Ama KKTCnın  İsmail Bozkurt gibi insanları varken, bu ülkenin edebiyatı Asya ve Avrupada, bütün Türk dünyasında tanınmaya, okunmaya devam edecektir. 

     Eğer Pakistanda İsmai Bozkurt beyle tanışmasaydım, edebi ilişkilerimiz devam etmeseydi, bu işler yapılmasdı belki. Evet, ben İsmail bey gibi bir yazarla tanışdığıma memnünüm, kaderime minnettarım. 

     Her ülkenin ünlü yazarları, şairleri var. 

      Ama yazar çizerlikle makam ve ün kazanmak başka, Allahın verdiği kaleme, istidata sadık kalarak gerçekleri yazmak, adalet ve hakikat için, Vatan ve millet için yaşamak, çalışmak, saavaşmak başkadır. Böyle faziletli insanlar her ülkede de çok azdır, maalesef. Bana göre, İsmail bey de öyle nadir yazarlardan biridir. 

     Zaten, İsmail Bozkurtun gençliğnden savaşçı ruhuyla yetişen bir insan, yağlı güreşte KKTC şampiyonu, elinde silahla duşmanlarla savaşan Kıbrıs mücahiti, TMTcı kumandan olduğu da fikrimizin ispatıdır.

     İsmail Bozkurtun romanları, hikayeleri, denemeleri, anıları da çok mühümdür. Bunlar ayrıca yazılacak konulardır. 

     İsmail beyin bir gazeteci, Kıbrıs Araştırmaları dergisini yayınlayan, onu dünyanın turlu ülkelerinde okunmasını teşkil edebilen bir yazar yayıncı olduğu da ibretlidir. Sözümüz devamında onun bu alandaki faaliyetile ilgili fikirlerimizle tanışacaksınız.
 

      II
     TMT ve ENOSİS Konusunun Dünyaya Tanıtılmasında İsmail Bozkurt’un “Kıbrıs Araştırmaları Dergisi” ve İnternet Yayınlarının Rolu


     TMT ve Enosis hakkında bir çok eserlerde, cümleten sayın Sabahattin İsmail`in 1998`de İstanbul`da yayımlanan “150 Soruda Kıbrıs Sorunu” kitabında da bilgi verilmiştir. Müellifin yazdığına göre, TMT 27 Temmuz 1957`de Burhan Nalbantoğlu, Rauf Denktaş ve Kemal Tanrısevdi tarafından Lefkoşa`da kurulmuştur. Rumların EOKA tedhiş örgütü 1 Nisan 1955`de Türklere saldırmaya başlamıştı, ona karşı VOLKAN gibi Türklerin mukavemet oluşmuştu. Ama askeri bir yapıya sahip EOKA karşısında Türk mukavemet gruplarının savunma yapabilmesi imkansızdı. “TMT, işte bu gereksinimden doğmış ve dağınık olarak faaliyet gösteren küçük mukavemet gruplarını birleştirerek, tüm adaya yaygın, her Türk köyünde varlık gösteren güçlü bir mukavemet örgütü olmüştü.” (1) 

      S. İsmail`in yazdığına göre, Enosis kelime anlamı olarak ilhak, yani Kıbrıs adasının Yunanısatan` a ilhakı, bağlanmasıdır.Yunanların Megali İdea harıtasının çizildiği 1791`den beri gündemde olan konudur. Yunanlar bu ülkülerini gerçekleştirmek için 1821`den beri birçok kez, yani 1895, 1912, 1955-1974 döneminde Kıbrıs Türk halkına saldırılar ve katliamlar düzenlediler. “Enosis politikasının yakın hedefi bugün için Rum egemenliğinde tüm Kıbrıs`ta hakim olacak bir Rum Cumhuriyeti kurulması, bu Rum devletinin AB`na tam üye yapılarak Yunanistanla dolaylı Enosisin gerçekleştirilmesi ve Türk halkının azınlık statüsüne düşürülmesidir” diye 1998de yazmıştır S. İsmail . (2) 

      Bakın, müellif ne kadar doğru yazmıştır, eninde sonunda Kıbrıs Rum devleti ABna üye yaptırıldı. Bu, bize göre, Avrupanın dünya çapındaki fitneçiliğidir, Türk duşmanlığını bin yıldır devam ettirmekte olduğunun bir ispatıdır.

     İşte Rumlar Yunanistana ve Avarupaya dayanarak bu işi yapmışlarsa, Kıbrıs Türk devleti de Türkiye ve Türk Dünyasına, alemi islamiyeye dayanarak kendi haklarını kazanması lazım olacaktır. Bu direniş ve mücadele devam ederken, TMT tarihinin öğrenilmesi, onu dünyaya tanıtılması, gerçekleri ortaya çıkarılması çok önemlidir. Bu yolda TMT konulu Uluslararası sempozyumların özel bir yeri olacağı kesindir. 

     TMT ve Enosis konusu ile Türk dünysının tanışmasında, onun öğrenilmesinde ilk kaynaklardan biri Kıbrıs Araştırmaları Dergisi`dir. Dergide 1996-1998 y.da basılan makaleler ve sonradan internet sitelerinde yayımlanan yazilar kıyasen incelendiğinde, onlarin özellikleri, benzer ve farklı tarafları ortaya çıkmaktadır. Örneği, ben Kıbrıs Türk Edebiyatı`ndan çevirilerim vasıtasında Kıbrıs Türkleri`nin varlığını Özbekistan`da anlatmaya çalışırken, TMT konusule ilgili romanlar hakkında ilk olarak bu dergidaki ‘‘Kıbrıs Türk Edebiyatı`nda Roman’’ (1996, s.3) makalesinde okumuştum. Makalenin yazarı İsmail Bozkurt`tur, o ayni zamanda bu derginin Genel Yayın Yönetmeni, Doğu Akdeniz Üniversitesi Kıbrıs Araştırmaları Merkezi Başkanı`dır. Müellif Kıbrıs Türk Edebiyatı`nda roman türünün gelişmesini anlatırken, Özker Yaşın`ın eserlerinden bahsederek şöyle yazıyor: “Daha çok ozan olarak bilinen Özker Yaşın`ın da yayımlanmış dört romanı ile “romancı” niteliğinin olduğu vurgulanmalıdır. Özker Yaşın`ın romanları şunlardır: Bütün Kapılar Kapandı (1954), Mücahitler (19970), Girneden Yol Bağladık (1976), Kıbrıslı Kãzım (1978), Mücahitler, 1974`te Kıbrısta Vuruşanlar – Mücahidin Romanı adıyle yeniden yayımlandı”. (3) 

      1970 ve 1974`te yayınlanan Mücahitler romanının adı da çok ilginçtir. “Kimdir bu mücahitler? Ne zaman yaşamışlar, neler yapmışlar?”  gibi sorulara yanıt ararken, Kıbrıs Araştırmaları Dergisi`nin aynı sayısında basılan makaleden, 1996`da İstanbul`da yayımlanan Kıbrıs Türk Nesri kitapından o sorulara kısaca olsa bile cevap bula biliriz. Kıbrıslı Rumlar`ın Kıbrıslı Türkler`e saldırıları sonuçunda bir direniş hareketi olarak Türk Mukavemet Teşkilatı` nın ortaya çıktığı olgusu, romanda da çerçekçi detaylarla beyan etilmiştir. Rumlar`ın Türkle`e yaptığı mezalim konusu yansıtılan resimleri, gizliçe İngiltere üzerinden Türkiye` ye gönderirler, çünkü o dönemde Türkiye` ye mektüp göndermek imkansızdır. Rum tarafında kalan Arpalık köyündeki Türkler`i Rumlar katlederler...
       Romandan bir parça: “Haliil Öğretmen`i birgün erkenden uyandırırlar.teğmen Eybel Çetiner gelir. Beraber TMT`nin merkezine giderler. Şifreli bir mektubu Halil Öğretmen`e okurlar. Mektup şöyle:        

     “Köyün civarında sürüler dolaşıyor. Arılarımız kovanlarına girdi. Akşam iki saat yağmur yağdı. Şimdi hava bulutlu”. 

      Bunun anlamı: 

     “Köyün etrafında silahlı Rumlar dolaşıyor. Mücahitler mevzilerine girdi. Akşam iki saat silahlı çatışma oldu. Şimdi de durum düzelmiş değildir.” (4). 

     Bu parçanı okurken, Kıbrıs`tan uzakta yaşayan her hangi bir insan o yıllarda Kıbrıs ve Türkiye`le ilişkiler kesildiğini, hatta bir mektubu da İngiltere üzerinden Türkiye`ye gönderildiğini, Kıbrıslı Rumlar`ın saldırıları dolayısıyla Kıbrıslı Türkler`in direniş hareketi olarak TMT`nin ortaya çıktığını, TMT`nın gizliçe, şifreli yazılar vasıtasında iş yürüttüğünü de öğrenebilir. Ayrıca TMT`nın o kadar gizli örgüt olmadığını, Özker Yaşın`ın Mücahitler romanı 1970 ve 1974`te basıldığını, romanda TMT`le ilgili olaylar ve olgular açık beyan etildiğini de hatırlatmak isteriz. Romandan alınan aşağındaki parça da fikrimizi desteklemektedir:
-İşittiklerimiz korkunçtu. Rumlar Baf Türklerine saldırmışlardı. Ancak TMT eskiden beri Baf`ta iyi elemanlara sahipti. 

     Kıbrıs Türkü Baf`ta ve köylerinde kahramanca direndi.” (5)

     Kıbrıs Araştırmaları Dergisi TMT konusunun dünyaya tanıtılması yolunda folklorla ilgili kaynaklardan da yararlanmıştır. Örneği derginin1996`daki 4.sayısında basılan Yrd. Doç. Dr. Erman Artun`un “Adanalı Aşıkların Şiirlerinde Kıbrıs Barış Harekãtı” bildirisidir. Derginin bu özel sayısında Doğu Akdeniz Üniversitesi Kıbrıs Araştırmaları Merkezi tarafından düzenlenen, 20-23 Kasım 1996 tarihleri arasında gerçekleşen, Birinci Uluslararası Kıbrıs Araştırmaları Kongresi`nde değişik ülkelerden katılan 100 dan fazla akademisyen, araştırmacı, yazarlardan ayrımlarının seçkin yazıları basılmıştır. Uluslararası bir toplantıda sunulan ve belli bir anlamda konuyu dünyanın türlü ülkelerinden gelen temsilcilere tanıtması bakımından da bu yazı değer kazanmaktadır. Bize göre, bu incelemenin özelliği, Enosis ve TMT ile ilgili cereyanlar, Kıbrıs Bariş Harekãti ancak Kıbrıs adasındaki olay değil, belki her yönüyle Türkiye`le bağlı bir tarihi, siyasel, milli mücadele olduğunu, Anadolu Türkü ve Kıbrıs Türkü`nün bu mücadelede her zaman biri birini desteklediğini vurgulamasıdadır. Adanalı aşıklar Kıbrıs`taki soydaşlarının derdlerini, facilerini, direniş mücadelelerini sözlerile, sazlarıyle dile getirerek topluma bildirmeye çalışmışlar. Sayın Erman Artun bunu anlatmak için Adanalı aşıkların 11 destanını inceleyerek örnekler vermıştır ve aşıkların özelliğini şöyle açıklamıştır: “Onlar olayla ilgili görüşlerini açığa vurup sıralarlar, savaş destanlarında gerçeğe bağlı kalma çabası gözlenir... Aşıkların Kıbrıs konulu destanları Türkiye`de halkın düşünce ve duygularını yansıtması yönünden önemlidir.” (6)

      Adanalı aşıklar destanlarında 1974`teki Barış Harekãtı`ni beyan ederek, bu mücadele tarihini de heyecanlı satrlarda şöyle anlatmaktadırlar:


Yirmi Temmuz bindokuzyüz yetmiş dört,
Kıbrıs`a barış, bir düzen geliyor.
Çoktan beri bazı olmuştu bu dert,
Hayal harmanını bozan geliyor.


Rumların vahşeti, papazın dini,
Beşikteki yavru kırk mermi yedi,
İsa, Musa sana böyle mi dedi,
Sorulacak bunlar, mizan geliyor.


Onlar Enosis dedi, biz olmaz dedik,
Yaptığı hüneri hep biliyorduk,
Fırsat günü gelse hey, bekliyorduk,
Görünce kafanı ezen geliyor,
diyor Aşık Haydar Aslan. (7)


      Aşık Hacı Karakılçık ise enosisçi Rumlar`ın yaptığı zulümler dolayısıyla mücadelenin başlatıldığını şöyle açıklamaktadır:


Yunan subayları kol kol gezerken,
Sivil halkı kurşunlara dizerken,
Cesetleri yakıp, çukur kazarken,
Kim der barış güçü yoktu Kıbrıs`ta!? 

Biz Türküz, yürürüz hep bir emelden,

İlham kaynağımız yüce Kemal`den, 

Enosis`in tezgahini temelden 

Mehmetçik süngüyle söktü Kıbrıs`ta. (8) 

      Bize göre, Aşık Hacı Karakılçık destanındaki, Yunanlar “cesetleri yakıp, çukur kazarken, kim der barış güçü yoktu Kıbrıs`ta!?” gibi heyacanlı satrlarda, 1974`e kadar geçen 16 yıl arasında, meydanda TMT`nın barış güçü olarak mücadele verdiği vurgulanmaktadır. 

      Kıbrıs Araştırmaları Dergisi`nin aynı sayısında basılan Yrd. Doç. Dr. Doğan Kaya`nın “Kıbrıs Manilerine Genel Bir Bakış” başlıklı makelesinde de TMT ve enosis konusule ilgili fikirler bulunmaktadır. Sayın Doğan Kaya Türkiye folklorundaki mani türünü az sözlerle çok anlamların ifade edilen, her konuda söylenmiş, yedi heceli, müstakil dörtlüklü şiir olduğunu anlatırken, Türkiye dışında, mesele Azerbaycan`da bayatı, mahni, Başkurtlar`da şiğir törö, Irak Türkleri`nde hoyrat, Kırım`da ve Kazan`da çing ve cır, Özbekler`de aşula, koşık, törtlik, Kazaklar`da aytıspa, öleng, Kırgızlar`da tört sap, Türkmenler`de rubayı, Uygurlar`da törtlik, Prizrendaki Balkan Türkleri`nde martifal, Kıbrıs`ta ise Türkiye`- deki gibi mani olarak kullanılışını bildirmiştir. Anadolu ve Kıbrıs manilerinin özelliklerini ifade ederken, müellif: “Biz burada biraz da Kıbrıs Türkleri`nin milli konularda söylediği manilere ağırlık vermek istiyoruz. Kıbrıslı`ların ümütleri, bağımsızlık mücadeleleri, çektikleri acılar, kaybettikleri değerli insanlara karşı beslenen duygular, bu manilerde nakış nakış işlenmiştir” diyor ve aşağıdaki gibi örnekler vermektedir.


Lefkoşa`da T.M.T.
Gizin adı Emete.
Gel yarım, sarılalım,
Galmalıyım kıyamete. 


Kargılığı belinde,
Av tüfeği elinde,
Mehmet Emin yıkıldı
Altmış yedi yılında.


Şubat ayı, Mart ayı,
Farketmez bayan, bayı,
Dokuz Mart Altmış dörtte
Rum vurdu Kasabayı. 

Ağızları kaparım, 

Sanma yoldan saparım, 

Enosis de ne demek, 

Ben Türklüğe taparım. (9)

     Kıbrıs Araştırmaları Dergisi`nin 1997`daki 2.sayısında da konumuzla ilgili iki çok çok ilginç makale basılmıştır. Birincisi araştırmacı Soyalp Tamçelik`in “Türk Mukavamet Teşkilãtı` nda (T.M.T.) Muhabere Sistemlerinin Özellikleri” makalesidir. Müellifin Özet`te vurguladığı gibi, Kıbrıslı Rumlar`ın Enosis`i gerçekleştirmek yolunda kurdukları EOKA, 1 Nisan 1955`te silãhlı terörü başlatmıştır. Kıbrıslı Türkler`in ona karşı doğal tepkisi olarak Türk Mukavamet Teşkilãtı (T.M.T.) ortaya çıkmıştır. “Bir gizli örgüt olarak TMT için istihbarat önemli idi. Doğal olarak bu da muhabere yöntemleri geliştirilmesini gerekli kılıyordu. Bu araştırmada TMT`nın muhabere sistemleri ayrıntılı bir biçimde ele alınmaktadır” diyor sayın Soyalp Tamçelik ve konuyu aşağıdaki küçük başlıklar altında beyan etmiştir: “TMT`- nin Ortaya Çıkış Sebebi”, “TMT ve Meşru Müdafaa Hakkı”, “TMT`de İstihbarat Sistemi”, “TMT`nin Eğitimi”, “Muhabere Yöntemleri”, “Muhabare Teknikleri”, “Kripto Sisteminin Kullanılma Sebepleri”, “TMT`nin Kullandığı Kripto Sistemi”. TMT 1963 yılına kadar gizli olarak çalışmıştır, bu yüzden teşkilata az adam alınmıştır. Her bir üye Kuran, Bayrak ve Silãhla yemin ettirilmiştir. Üyelerin eğitimi adada ve Türkiye`de yapılmıştır. 30-40 kişilik mukavemetçi grup bir ay Türkiye`de askeri eğitim aldıktan sonra işe başlardı. Muharabe yöntemleri “sözlü” ve “yazılı” şeklinde yürütülmüştür. Muharabe tekniği olarak kripto sisteminden de yararlanılmıştır. Müellif makalesinde bu konuda çok geniş bilgi vermektedir ve TMT`nin “Kıbrıs Türk Toplumu`nda ilmi esaslara göre teşkilãtlanmış, bilinçlibir politika izleyen ve devamlılık arzeden teşkilãt” olduğunu vurgulamaktadır. (10)

     Derginin ayni sayısında basılan, konumuzla ilgili ikinci makale Ahmet C. Gazioğlunun “Enosis, Atonomy And Independence” – “Enosis, Otonomi Ve Bağımsızlık” adlı İngilizce makalesidir. Sayın Gaizioğlu`nun yazdığına göre, “Enosis, bir gün Bizans İmparatorluğu` nun yeniden kurulacağı ve tüm Yunanlıların Büyük Yunanistan halinde birleşeceği hayaline dayalı Megali İdea (Bü yük Ülkü)`den kaynaklanmaktadır. Megali İdea`ya göre Kıbrıs bir Yunan toprağıdır ve 1878`de Kıbrıs`ı Türklerden alan Britanya, adayı Yunanistan`a devretme imkanını yaratacaktı. ...Kıbrıs Cumhuriyeti`nin ortağı olan Kıbrıs Türk halkının etkili direnişi ve Garanti Antlaşması`ndan kaynaklanan 1974 Türk askerî müdahelesi olmasaydı, Kıbrıs şimdi Yunanistan` ın bir parçası olacaktı”. (11)

     Evet, gerçek buymuş. Bu makalenin müellifi de başka yazarlar gibi Kıbrıs Türklarının bu yaşam mücadelesini dünyaya anlatırken, bu acı gerçeği açıkça ifade etmektedir. 

     Ama şunu da göz artı etilmemeli ki, toplumların var olma mücadelesinde yanğız savaşle, direnişle iş bitmez, bu hayat mücadelesinde halk kendi bilgisi ve kültürünü de bir silãh gibi kullana bilmesi lazımdır. Çağdaş kültür gelişmeyen bir ülkedeki bağımsızlık sözde, kanunlarda kalabilir, ancak sözde bağımsız olan bir ulusun her hangi yönden somurulması devam edebilir. Dolayısıyla Kıbrıs Türkleri bir kültür ve ülkü bombası olan Enosis`e, Rum terrörüne karşı mücadele cereyanında kendi eğitimi ve kültürünü geliştirmeni de unutmadı. Kıbrıs Araştırmaları Dergisinin1998 yıl 2.sayısında basılan KKTC`nın dünyaca tanınmış bilim adamı Harid Fedai`nin “Kıbrıs Türkleri`nin Kültürel İlişkilerinin Tarihi” makalesinde de bu konu derin işlenmiştir. Yazıda 1571`de Kıbrıs`ın fethinden sonra adada oluşan Kıbrıs Türk kültürünün özellikleri anlatılırken, Türklerin Rumlardan milli, dini, kültüral falkları olduğu vurgulanmaktadır. Müellifin yazdığına göre, Balkan savaşlarından sonra, Osmanlı Devleti`nin ağır durumundan yararlanarak Enosis çabalarına hız verilmiştir. 1912`de Hamidköy ve Leymosun`da kanlı olaylar olmuştur. Bu ve bu gibi tarihi olaylara ait kaynakları, sayın Harid Fidai “Eski Basınımızdan” sütününde 1988`den bu yana yeni basında yayınlatmakta olduğunu da belirtmişdir ki, bu da çok önemlidir. Makalede, İngilizler döneminde Enosis tehlikesinin Demokles` in kılıçı gibi Kıbrıs Türkü`nün başında asılı durduğunun, Türkler 80 yıllık toplumsal tarihi bir dönemi hep bu tehlikeye karşı tedbir alma ve ondan kurtuluş yollarını arama ile geçirdiğinin açıklanması da çok ehemmiyetlidir. “İnsan kültürünün ürünü. İnsanlar benzer, çünkü kültürleri benzer. Anadolu Türkü ve Kıbrıs Türkü benzer, çünkü kültürleri benzer. İnsanlar farklıdır, çünkü kültürleri farklıdır: Kıbrıs Türkü ile Kıbrıs Rumu farklıdır, çünkü kültürleri farklıdır” derken, sayın Harid Fedai adadaki bu iki halkın birbirinden farklı iki toplum olduğunu, “1 Nisan1955`de yeraltı tedhiş örgütü EOKA`nın saldırıları başlatmasıyla yeni boyutlar kazanan gerilim 1963`ün Kanlı Noel`inde soykırım girişimiyle Türk ve Rum halklarının birbirinden kopma sürecinın başlattığını” (12) çok doğru tesbit etmiştir. 

      Kıbrıs Araştırmaları Dergisi bu gibi onlarca ilmi, gerçekçi makalelerile TMT ve Enosis konusunun dünyaya tanıtılmasında tarihi bir görev yapmıştır, diye biliriz. Çünkü dergi Kıbrıs Araştırmaaları Merkezinin o zamandaki Başkanı ve derginin genel yönetmeni sayın İsmail Bozkurt tarafından bir çok ülkelere ulaştırılmıştır. Örneği, 1996 yıldan başlayarak benim yaşadığım Taşkent`teği adresime postada gönderiliyordu, neticede ben de o dergilerle tanışarak, Kıbrıs Türk folkloru, edebiyatından çevirilerimi Özbek basınında yayınlatmıştim. İşte bu dergi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti`ni, KKTC edebiyatını, cümleten TMT konusunu da bize anlatan çok değerli bir neşirdir. 

     Şimdi TMT ve Enosis konusula ilgili internetteki Türkçe ve Rusça yazıların ayrımlarına dikkatınızı çekmek istiyorum. 

      İnternet yayınlarındaki bazı yazılarda TMT`- nın bir terör örgütü olduğunu iddia ediyorlar: mesele Rusça ru.wikipedia.org/wiki/ЭОКА – da: 

      “ЭОКА — Википедия В 1950 состоялся плебисцит, бойкотированный турецкой общиной ... члены турецкой террористической организации ТМТ - Турецкая Организация cопротивления”(13) diye yazılmıştır, yani TMT`nın bir terör örgütü olduğu vurgulanmaktadır. 

     Şu doğru mu? 

      Bize göre, doğru değil. S. İsmailin yazdığına göre: “TMT, Rumlar`ın iddia ettiği gibi bir saldırı ve tedhiş örgütü değidi. Zaten EOKA`- dan 2,5 yıl sonra, Türkler`e yönelik saldırıların yoğunlaşması üzerine kurulmuş olması da bunu doğrulayan bir nedendir”. (14)

      Bu fikir çok mantıklıdır. 

      İşte yukarıdaki Rusça internet yazısında tam Rumlar`ın görüşü yansıtılmıştır, ama o önyargılı bir görüştür, dolayısıyla gerçek olarak kabul edilemez. 

      2010`lara geldiğimizde, internet yayınlarından TMT hakkında daha da net kaynaklar ortaya çıkdığını görmekteyiz. Mesele onun kuruluşunda Adnan Menderes`in büyük rolu olduğu çok ilginçtir. Bu detay tarihen önemli oldığı gibi, bugünkü Türk devletleri, toplulukları için, başkanları için de ibretlidir. Çünkü bin-bin yıllardır ağır zamanlarda Türk budunu birbirine kardaşlık yardımında bulunmuştur. Bugünde de, yarınlarda da kardeşlerin zalimlere, duşmanlara karşı birleşerek mücadele vermesi gerekmektedir ve bu Türk dünyasının yaşam güvencesidir, diyebiliriz. Buna göre TMT`nin tarihi bütün gerçekleriyle ortaya çıkarılması, konuyla ilgili eserler yazılması, onlar cihan dillerine çevirilmesi, kısaca, Kıbrıs Türkü`nün derdi, mücadelesi ve yaşam hakları dünyaya daha da geniş olarak anlatılması lazım. 

      1. TMT ve Adnan Menderes ile bağlı internet yazılarından birinde,”Adnan Menderes - Denizce Menderes, bir kısmı da Kıbrısta kurdurduğu Türk Mukavemet Teşkilatı için harcandığı sonradan ortaya çıkan bu harcamaları … “ diye başlanan yazıda şunları okuduk: “Örtülü Ödenek Davası: 

      Örtülü ödenek paralarını zimmetine geçirmekten yargılandı. 13 oturum sürdü ve 2 şubat 1961 de suçlu olduğu yönünde karara varıldı. Yürürlükteki kanunda örtülü ödenekteki kaynakların Başvekil tarafından sınırsız olarak ve kayıt tutulmadan harcanabileceği açıkça belirtildiği halde, bu mahkeme 10 yıllık Örtülü Ödenek kayıtlarını istedi. Menderes, bir kısmı da Kıbrısta kurdurduğu Türk Mukavemet Teşkilatı için harcandığı sonradan ortaya çıkan bu harcamaları açıklamadığı için bu dava sonucunda 4.877.780 lirayı zimmetine geçirmekten suçlu bulundu ve paranın tahsili için Aydın’daki arazilerine el kondu.” (15)

      İşte Türkiye Başbakanı Adnan Menderes`in öldürüldüğüne kadar yapmış olduğu işlerden birisi; Türkiye`nin, Kıbrıs Türkü`nün, Türklüğ` ün yaşaması için yaptığı bir hizmet. Demek Menderes, TMT`nın kurulması için, önce Başbakan olarak devletin Örtülü ödeneğinden yardım yaptırmıştır, sonra bu işi ölümüne neden olan suçlardan biri sayıldığı dolayısıyla, Aydın`daki arazilerini devlete teslim etmiştir.           Adnan Menderes`in TMT`nın kuruluşundaki rolu konusundaki fikirler kitaplarda da mevcüttür. Mesele, Güvenlik Kuvvetleri Emekli Subaylar Derneği`nin 17 Kasım 2000 yılında Lefkoşa`da düzenlediği Kıbrıs`ta Türk Varlığı Sempozyumu`nun bildiriler kitapında Prof. Dr. Azmi Süslü, TMT`nın bir düzensiz ordu olarak Kıbrıs`ta düzenli Güvenlik Kuvvetleri` nin gelimesindeki önemini vurgulayarak şöyle demiştir: “Nasıl TMT ile başlayan 1958`in Mayıs ayından itibaren Fatih Rüştü ZORLU`nun ve Adnan MENDERES`in teşvikleriyle başlayan Kıbrıslıların dört elle sandıkları o milli mücadelenin düzensiz ordusu üzerinde duracak duruma gelmiş, ayrıca Kıbrıs halkı iktisadi ve özellikle kültürel açıdan kendi ayakları üzerinde durmuştur”. (16) 

      26 Aralık 2008`de yazıldığı bildirilen TMT konulu daha bir internet yazısında “Türk Mukavemet Teşkilatı (kısaca TMT), 27 Temmuz 1957’de Burhan Nalbantoğlu, Rauf Denktaşve Kemal Tanrısevdi ...” diye başka bir çok kaynaklara uygun olarak TMT`nin kurucuları bildirilmektedir. Sonra TMT hakkında genel bilgiler verilmektedir, mesele: “ TMT, Rumlar` ın iddia ettiği gibi bir saldırı ve terör örgütü değildir. Terör örgütü EOKA’dan 2,5 yıl sonra, Türkler`e yönelik saldırıların yoğunlaşması üzerine kurulmuş olması da bunun kanıtıdır. Faaliyet gösterdiği süre içinde hiçbir Rum köyüne saldırmayan TMT, Türk gençlerini eğitmiş, kendilerini savunmaları için gerekli silâhları sağlamıştır. TMT’nin amaçları:
    *Kıbrıs Türkleri`nin can ve mal güvenliğini sağlamak,
    * ENOSİS’e ve bu hedef doğrultusunda yapılan girişimlerle estirilen teröre karşı durmak,
    *Türklere yapılacak saldırıları geri püskürtmek,
    * Türk Toplumunun birliğini ve bütünlüğünü sağlamak, ENOSİS’i savunan AKEL’in Türk toplumu içinde ideolojik etkinlik kurmasını ve iç cepheyi bölmesini önlemek,
    *Rumlara ve İngilizlere karşı Kıbrıs Türklerinin haklarını savunmak, 

    * Anavatan Türkiye ile sıcak ilişkileri ve Türk Halkının Anavatana bağlılığını sürdürmek. 

       Bu ilkeler doğrultusunda başarılı bir mücadele vermiş olan TMT, 1958–1960 ve 1963– 1974 döneminde Türk halkının direnişini örgütlemiş, Rum saldırıları karşısında ayakta kalmasını sağlamıştır. TMT’nin bu direnişi, adanın Yunanistan’a bağlanmasını önlemiş, bağımsızlığın gerçekleşmesini sağlamıştır”. (17) 

       Bize göre, başka ülkelerde yaşayan, konuyle ilgilenen insanları yeteri kadar ıkna edebilecek bilgiler burada vardır. Mesele, ben bir Özbek araştırmacı-yazar olarak bu yazıları hiç bir kuşkulanmadan kabul ediyorum. 

      “TMT, Kıbrıs Türk halkının kendi öz eseridir. Yunan emperyalizmine “Dur” diyen, Kıbrıs Türk halkını esaretten kurtaran, ada üzerindeki Türk haklarına sahip çıkarak Kıbrıs Türklerinin var oluş ve hürriyet mücadelesinde bayrağı elden bırakmayanların ve bırakmayacak olanların teşkilatıdır TMT.

       Tamamen askeri sisteme bağlı olarak ve emir-komuta zinciri içerisinde görev yapmış, ketumiyetini hiçbir şart altında bozmamış ve mutlak disiplinden taviz de vermemiştir. EOKA´ya karşı koymak ve Kıbrıslı Türkleri müdafaa etmek için kurulmuş olmasına rağmen hiçbir zaman EOKA gibi saldırı örgütü, tedhiş unsuru haline gelmemiş, başıbozukluğa prim vermemiştir. 

      Kıbrıs var oldukça, Kıbrıs´ta Türk olarak yaşamayı, Rum´a, Yunan´a köle olmamayı ülkü edinen herkes için Kıbrıs davası Rum-Yunan ikilisinin durmak bilmeyecek oyunları karşısında mukavemete devam etmekle yükümlü olacaklardır…” (18) 

      TMT ve onun kuruluşuna ait ilginç yazılardan birisi de, bize göre, Türkiye Başbakanı Adnan Menderes`e bağlı internet yazısıdır. “Adnan Menderes - Denizce Menderes, bir kısmı da Kıbrısta kurdurduğu Türk Mukavemet Teşkilatı için harcandığı sonradan ortaya çıkan bu harcamaları ...” diye başlanan yazıdan ayrım parçaları okuyalım: 

      ”Bu arada Kıbrıs’ta 1 Nisan 1955’te faaliyete geçen ve Kıbrıslı Türklere saldırmaya başlayan, Türk köylerini yakıp yıkan, EOKA’ya karşı, Türk halkının savunmasını yapacak bir örgütlenme ihtiyacı duyan Kıbrıs Türkleri, çeşitli küçük mukavemet grupları oluşturmuştu. 27 Temmuz 1957’de Adnan Menderes’in talimatı ile Hariciye Vekili (Dışişleri Bakanı) Fatin Rüştü Zorlu ve Korgeneral Daniş Karabelen’in önderliğinde Rıza Vuruşkan, Burhan Nalbantoğlu, Rauf Denktaş ve Kemal Tanrısevdi tarafından Lefkoşa’da Türk Mukavemet Teşkilatı kuruldu. Menderes tarafından örtülü ödenekten finanse edilen TMT, küçük grupları birleştirerek, tüm Kıbrıs adasına yaygın, her Türk köyünde varlık gösteren, Rumların EOKA örgütüne karşı çarpışan güçlü bir mukavemet teşkilatı olmuştur.”(19) 

      Sonuç olarak demek istediğimiz şudur: TMT ve onun faaliyeti tarafsız öğrenilirirse, onun bir halk hareketi olduğu, tamamen gönüllülerden teşkilatlandırıldığı ve kuruluş amacının da sadece meşru müdafaa olduğu kolaylıkla ortaya çıkacaktır.


KAYNAK:
1. Sabahattin İsmail. 150 Soruda Kıbrıs Sorunu – Kastaş yay. İstanbul 1998, s.44.
2. A.g.e. s.6.
3. Kıbrıs Araştırmaları Dergisi, 1996 y. sayı 3, s.212.
4. Kıbrıs Türk Nesri – Hazırlayanlar Zübeyır Yılmaz, Ramazan Okumuş. Milli Eğitim Bakanlığı yay. İstanbul 1996, s.112-113.
5. A.g. e. s.115.
6. Kıbrıs Araştırmaları Dergisi, 1996, sayı 4, s.297, 309.
7. A.g.d. 1996, sayı 4, s.317-318.
8. Ag.d. 1996, sayı 4, s.311.
9. A.g.d. 1996, sayı 4, s. 321-325.
10. A.g.d. 1997, sayı 2, s. 125-145.
11. A.g.d. 1997, sayı 2, s. 207-225.
12. A.g.d. 1998, sayı 2, s. 189-207.
13. ru.wikipedia.org/wiki/ЭОКА
14. Sabahattin İsmail. 150 Soruda Kıbrıs Sorunu – Kastaş yay. İstanbul 1998, s.44.
15. http://tr.wikipedia.org
16. Prof. Dr. Azmi Süslü. “Atatürk, Kıbrıs, Evrensel Barış” - Kıbrıs`ta Türk Varlığı Sempozyumu. (Bildiriler) Güvenlik Kuvvetleri Emekli Subaylar Derneği yayınları №2, Lefkoşa, KKTC 2000, s. 18-19.
17. www.forumsancak.com/...turk.../7631-turk-mukavemet-teskilati.html
18.www.kidap.com.tr/kibrista-yeralti-faaliyetleri-ve-turk-mukavemet-teskilati-ulvi-keser-
19. http://tr.wikipedia.org.

 

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 97. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 97. Sayı