Parktaki Şahit


 01 Haziran 2019

Bugün saatlerce kar yağdı. Bayılırım böyle havalara. Parkın içindeki yerimi de pek sevdim. Karşıki apartmanı görebiliyorum. Hiç canım sıkılmayacak sanırım.  Parkın içinden gelen geçen belki de selamlar beni. Akşam oldu. Hey çocuklar, beni burada bir başıma  bırakıp nereye gidiyorsunuz? Çok bekletmeyin, yine gelin tamam mı? 

Ay ışığı altında parkta yapayalnızım artık. Ağaçların dalları bembeyaz örtüyle kaplandı. Tek sorunum kıpırdamadan durmak, başımı çevirememek. Yine de şikâyet etmemeliyim. Yerim de çok güzel. Şapkam, atkım, kömür gözlerim, tabi ki havuç burnum… Her  şey tastamam. Bir kardan adam daha ne ister ki?   

 İnsanlar varlığımı fark etmeden önümden geçip gidiyorlar. Zaten büyüyünce birçoğu unutur beni. Ben, bütün canlıların sesini duyar,  dilini anlarım ama onlar duyamaz beni.  O da ne? Bir kedi bana doğru geliyor,  peşi sıra da iki yavrusu. Birbirlerine sokulmuş,  titriyorlar. Çalıların arasından hızla iri bir tekir kedi yanlarına geldi. Kendi aralarında konuştuklarını duyuyorum.  İri kedi buraların efendisi edasıyla mağrur “Merak etmeyin hallederim ben” diyor. Anne kedi “Birinci kattaki adam torunu oyalansın diye beni evine almıştı.  Yavrulayınca  acımasızca  bizi dışarıya attı.  Nankörmüşüm, torununu tırmalamışım. Hâlbuki yavrularımın canını yakınca patimle dokunuverdim istemeden.”

İri kedi “ Benim sığındığım apartmanın kapıcısı merhametlidir. Bu gece oraya siz gidin, ben kendime bir yer bulurum. Birazdan çöpleri  atmak    için apartmanın kapısını açık bırakır. Bodrum katında size yetecek kadar yiyecek de var. Hışşt! Sessiz olun. Kapı açıldı. Hadi oyalanmayın, kimseye görünmeden girin içeri.”dedi.

Kapıcı, apartmanın giriş kapısını sonuna kadar açtı. Anne kedi önde, yavruları arkada uygun zamanı kollayıp içeri süzülüverdiler.  Tekir kedi parkın içinde kayboldu. 

Ortalık sessiz sakin, tam kafa dinleme zamanı diye düşünüyordum ki genç bir adam yanıma geldi.  Telefonuyla   konuşuyor. Sağına soluna da heyecanla bakıyor. Elini omzuma koyduğuna göre beni fark etti sanırım.

“Ben her şeyi ayarladım canım. Sizinkilerin uyuduğundan emin olunca çık tamam mı? Kimliğini almayı unutma! Çocuklar parkın içinde kocaman bir kardan adam yapmış, onun arkasında anlaştığımız saatte bekleyeceğim seni.  Korkma her şey hazır. Yarın sabah çok uzaklarda olacağız buradan.” dedi ve hızla uzaklaştı. 

Çok geçmeden ayak sesleri duyuyorum.  İki kişi bana doğru geliyor, tartışıyorlar mı ne? Kadının sesi yüksek çıkıyor.  Azarlayıcı bir tonla yanındakine “Bak son kez söylüyorum. Artık  benden bu kadar. Şu huzurevini de kaçırmayalım. Orada daha mutlu olacak baban. Hemşireler var, yaşıtları var. Her hafta sonu gidersin ziyaretine.”  Adam bitkin ve üzgün bir ses tonuyla  “Tamam hayatım, bakacağım, biraz zaman ver.”  Kadın susmak bilmiyor, sesini daha da yükseltiyor. “Aa! Yeterince verdim. Benim de hayatım var değil mi? Bak kaç yıldır bir tatile bile gidemedik. Bir tek sen misin evladı canım?”  Apartmana girene kadar aralıksız konuşuyor.

 Vakit ilerledi. Apartmanın ışıkları teker teker sönüyor. İnsanların uyku saati gelmiş olmalı. Ben uyku nedir bilmem, gözümü bile kırpamam zaten. 

İşte biri daha… Islık çalarak parka giriyor, onu da uyku tutmamış anlaşılan. Sağa sola yalpalıyor  yürürken. Yaka bağır açık, saçları darmadağınık.  O da benim gibi soğuk havaları seviyor olmalı. Geldi karşımda durdu. Bana mı bakıyor o?  Evet, evet bana bakıyor. Bakmakla kalmıyor üstüme üstüme geliyor. Dur, dur yavaş gel! Sarılma bana, şapkamı düşüreceksin. Duyan kim?

“Ooo! Kimleri görüyorum?  Hık!.. Kardan adam, hem de iki tane… Merhabaa! Siz de mi evden kovuldunuz benim gibi ha? Anlatın, anlatın rahatlarsınız. Hık!...”

Dur be adam, bırak burnumu! Çocuklar ne zorlukla taktılar onu. Laftan anlayacak gibi değil. Koskoca adam boynuma sarılmış ağlıyor.

“Ah, ah! Rüzgârın Kızı yaktın beni. Bu yapılır mı benim gibi adama? Sen de sütçü beygiri çıktın ya! Böyle talihin… Elimde avucumda ne varsa tükettin be! Yine attırdın beni evden, aşk olsun sana!”

“Ada sahilllerindeee beekliyoorummm!” Uzaktan bir düdük sesi gelince susuyor. Aman kurtardım havucumu. Oh, çok şükür!  Gidiyor galiba. 

Gece yarısı oldu. Apartmanların ışıkları söndü artık, sadece sokak lambaları aydınlatıyor etrafı.

Az önce telefonuyla   konuşan genç adam yine geldi dikildi başıma. Heyecanlı. Nefes alıp verişini duyabiliyorum. Yerden kar aldı, iki avucuyla sıktı, top gibi yaptı, fırlattı bana. Karşı apartmanın otomatı yandı. Dış kapıdan birisi çıktı, yavaşça kapıyı kapadı. Tedirgin etrafına bakındı bir koşuda geldi yanıma. Genç adamla sarıldılar. 

“Hazırım ben.” dedi genç kız.

“Pişman mısın? Korkuyor musun?”

“Hayır, asla pişman değilim. O görgüsüz müteahhidin oğluyla evlendirmeye kalkmasalardı beni. Fikrimi bile sormadıkları için asıl ben kırgınım onlara. Senin yanında hiçbir şeyden korkmuyorum canım. Hadi, çabuk gidelim.” Hızlı adımlarla parktan çıktılar. Bir araba sesi…

İn cin top oynuyor. Zaman geçmek bilmiyor.

Sabah olmak  üzere.  Işıkları yanıp sönen bir araba yanaşıyor apartmanın önüne. Birkaç dairenin de ışıkları yanıyor art arda. Parlak turuncu elbiseli adamlar telaşla apartmana giriyor. Biraz sonra çıkıyorlar. Tekerlekli bir yatakta adamı arabaya taşıdılar. Arabanın ışıkları gözlerimi kamaştırdı. 

Birden hareketlendi  apartman, giren çıkan derken… Oh çok şükür,  hava aydınlandı. Kuşların gürültüsünden kafam şişti sabah sabah.   

Bir kadın girdi parka. İki elinde iki ayrı torba taşıyor. Çalı diplerine eğilip bir şeyler koyuyor.

“Pisi, pisi. Neredesiniz? Bakın mama getirdim size.”

 Apartmanın kapıcısı elinde süpürge, kürek girişteki karları temizliyor. Biriktirdiği karları getirip önüme yığıyor. Kadını görüyor.

“Ooo. Hocam, günaydın! Erkencisiniz yine. Her sabah, maşallah bıkmadan usanmadan…”

“Günaydın!  Acıkmıştır mahlukat.  Benim Tekir’i göremedim,  gördün mü sen? Sizin apartmanın bodrumunda baktığını biliyorum.”

“Aman hocam, yavaş!  Yönetici  duyarsa    atar beni buralardan. İki yavrusuyla bir kedi girmiş ben görmeden. Tekir de bir yerlerdedir çıkar gelir birazdan merak etme.”

“Bir gürültü patırtı vardı sizin apartmanda, ambulans da geldi. Hayrola, kim hastalandı?”

“Beşinci kattakilerin yanında kalan ihtiyar amca fenalaşmış. Zavallıyı ne zamandır huzur evine yatırmaya çalışıyorlardı. Allah’ın gücüne gitmesin de ebedi huzurunu versin inşallah, evladın da hayırlısını.”

“Amin, amin!” 

Kadın elindeki torbanın birisini yere koyup diğer torbadan buğday serpiyor çevreme. Dallardan gürültüyle inen kuşlar, hızlı hızlı topluyorlar buğdayları. Etraftan   birer ikişer kediler çıkıyor,  kadın şefkatle başlarını okşuyor. Bir anda iri tekir kedi koşa koşa geliyor, kadının bacaklarına sürtünüyor, diğerleri uzaklaşıyor kadının yanından.

“Ay nerelerdesin sen Tekir? Merak ettim seni.” İri kedi kadının peşi sıra gidiyor.

Oh çocuklar da geldi işte. Çocukların sesini duydum ya, keyfim yerine geldi. Bayağı kalabalıklar bu sabah. İçlerinden pembe paltolu küçük kız  “Arkadaşlar, neden hep kardan adam yapıyoruz da ‘kardan kadın’ yapmıyoruz? Var mısınız yapmaya? Hem de tam karşısına, buraya.” diyor, kapıcının önüme yığdığı karı gösteriyor. Bayılıyorum şu kız çocuklarının aklına. Nasıl da ince düşünceliler. Başladılar top top  kar  taşımaya.  Sabırsızlıkla bekliyorum ‘kardan kadın’ı. Yalnızlık çok zor  vallahi. Havalar ısınıncaya kadar sohbet ederiz yeni arkadaşımla. Yavaş yavaş erimekten korksam da varsın, güneş çıkana kadar olsun ömrüm, ne çıkar? Çocuklar  terk etmezler beni, bilirim. Çocukların sevgili kardan adamıyım ben, başka bir kışta tekrar buluşma umudum yeter bana.

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 150. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 150. Sayı