Prof. Dr. Nadir Devlet (15 Temmuz 1944-30 Nisan 2021)


 01 Eylül 2021


Nadir Devlet 15 Temmuz 1944’de günümüzde Çin Halk Cumhuriyeti’nin Liaoning eyaletinin başkenti olan ve Şen Yang olarak adlandırılan Mukden şehrinde doğdu. Anne ve baba tarafından Tatar asıllı bir aileye mensuptur. Babası İbrahim Bey, büyük dedesi sanayici ve tüccar Muhammedcan Efendidir. Devletkildi ailesi günümüzde Kazakistan sınırları içinde bulunan Petropavlosk’da yemek yağı ve sabun fabrikalarının yanı sıra değirmen ve gaz yağı depoları da işletiyordu. Devletkildi ailesinin bu şehirde 1868’de inşa ettirdikleri cami halen ibadete açıktır. Aile, 1917 ihtilaline kadar Çarlık Rusyasında Tatar prensleri olarak kabul edilen ve Altın Orda hanlarının soyundan gelen 38 büyük aileden biri idi. İhtilalden sonra aile fertleri mal ve mülklerini, unvanlarını ve sosyal statülerini kaybederek Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin çeşitli yerlerine dağıldılar. Devletkildi ailesinin tarihi, Rukiye Hanım ve İbrahim Beyin Stalin döneminde başına gelen facia Rusya Federasyonu Devlet Televizyonu’nun kültür kanalında altı bölümlük bir belgesel olarak yayınlanmıştır. Annesi Rukiye Hanım,  tüccar Sabircan Muhammediş’in (1873-1947) kızıdır. Anne tarafından ailesi tüccar sınıfına mensuptur. Dedesi Sabircan Efendi Sibirya demiryolu inşasının sürdüğü güzergâhta ticaretle meşgul oluyor, Sibirya’dan topladığı hammaddeleri Batı Rusya’ya gönderiyor, buradan aldığı ev eşyalarını da Sibirya’daki çeşitli şehirlerde ve demiryolu güzergâhında satıyordu. 

Nadir Devlet’in annesi Rukiye Hanım (1908-1989) Tataristan’ın Tetiş kasabasının Ütemiş köyünde 1908’de doğdu. Babasının ticari faaliyetleri nedeniyle küçük yaştan itibaren macera dolu yolculuklara çıktı. Aile 1911’de Sibirya’daki İrkutsk ve oradan da 1916’da Habarovsk’a göç etti. Rukiye Hanım tahsil için1916-1918 yılları arasında Blagoveşçensk şehrinde yaşadı ve 1918’de tekrar Habarovsk’a geri döndü. Babası onun iyi bir tahsil almasını istediğinden 1919’da Ussuriysk şehrindeki Rus lisesine gönderdi ve Rukiye Hanım buradan pekiyi dereciyle mezun oldu. Aile Rusya’daki iç karışıklıklar nedeniyle 1925’de Çin’in Harbin, 1927’de ise Japonya’nın Tokyo şehrine taşındı. Ailenin bulunduğu bu şehirlerin hepsinde 1917 ihtilali öncesi ve sonrasında buralara göç etmiş Türk-Tatar aileler yaşıyordu. Rukiye Hanım Tokyo’da bir müddet İngilizce ve sekreterlik kurslarına devam etti ve ardından şehirde bulunan Tatar ailelerin çocuklarına yönelik olarak açılmış olan İslâm Mektebi’nde 1935’e kadar öğretmenlik yaptı. Berlin’de sürgünde yaşayan ve önce bu şehirde, daha sonra Varşova’da Yana Milli Yul adlı bir dergi çıkarmakta olan Tatarların meşhur yazarı Ayaz İshaki, faaliyetlerini yürütebilmek için maddî desteğe ihtiyaç duyuyordu. Avrupa’daki Türk-Tatar muhacirlerin sayısı azdı ve onun ihtiyaç duyduğu desteği sağlayamıyorlardı. Faaliyetleri durma noktasına gelen Ayaz İshaki destek bulmak için 1933-1938 yılları arasında Uzak Doğu seyahatine çıktı. Bu seyahat sırasında Tokyo’ya da uğradı ve burada Rukiye Hanım ile tanıştı. Ayaz İshaki’nin eserleriyle büyümüş olan Rukiye Hanım onun konuşmalarından çok etkilendi ve İdil-Ural’ın kurtuluş davası için birlikte mücadele etmeye karar verdi. Ayaz İshaki ilk iş olarak nispeten daha varlıklı ailelerin bulunduğu Tokyo’daki Tatar İslâm cemaatini ele geçirmeye çalıştıysa da cemaatin lideri olan Muhammed Kurbangali ve Abdürreşid İbrahim buna müsaade etmediler. Esasında Ayaz İshaki ve Abdürreşid İbrahim’in ilişkileri 1905’den beri çok da iyi değildi. Ayaz İshaki gençlik döneminde sosyalist idi ve daha seküler bir hayat yaşıyordu. Bu nedenle yaşlı ve İslâmî geleneklere bağlı kuşakla anlaşamıyordu. Aralarında tatsız münakaşalar yaşandı. Bunun üzerine Ayaz İshaki 4-14 Şubat 1935’de Mançurya’nın Mukden şehrinde “Uzak Doğu Türk-Tatarlarının Kurultayı”nı düzenlemeye karar verdi ve Rukiye Hanımla babasını da yanında götürdü. Yabancı diller bilen genç ve çalışkan Rukiye Hanım Ayaz İshaki için iyi bir yardımcıdır artık. Kurultay neticesinde bu şehirde 1 Kasım 1935’de çıkarılmaya başlanan Milli Bayrak gazetesi Rukiye Hanıma emanet edildi ve Ayaz İshaki tekrar Avrupa’ya döndü. Rukiye Hanım ilerleyen tarihlerde Ayaz İshaki’ye yazdığı mektuplarında kendisini de Avrupa’ya alması için yalvardıysa da o bu yalvarmalara kulak tıkayarak millete kurban gerektiğini ileri sürdü. Aşağıda da görüleceği üzere gerçekten de Rukiye Hanım millet kurbanı oldu. Milli Bayrak elle yazılan ve taş baskıyla çoğaltılan 300-400 abonesi olan bir gazete idi. Gazetenin bütün yükü ve elle yazımı Rukiye Hanım tarafından yapılıyordu. Rukiye Hanım aynı gazetede başyazarlık yapmakta olan İbrahim Devletkildi ile 17 Ekim 1943’de evlendi ve ilk çocukları Nadir 15 Temmuz 1944’de doğdu. Sovyetler Birliği askerleri 10 Ağustos 1945’de Mançurya’yı işgal ettiler. İlk iş olarak Sovyetler Birliği aleyhinde neşriyat yapmakta olan Milli Bayrak gazetesinin ofisi basıldı. Bu sırada hamile olan Rukiye Hanım ve kocası İbrahim Bey tutuklanarak Harbin ve Moğolistan’ın kuzeyinde bulunan Çita şehrine götürüldüler. Henüz bir yaşında olan Nadir ve dedesi Sabircan Efendi tek başlarına kaldılar. Rukiye Hanım ve kocası İbrahim Bey Çita’daki yaklaşık bir yıl süren uzun sorgulama ve işkenceler neticesinde haklarındaki suçlamaları kabul etmek zorunda kaldılar. On dakikalık bir mahkemeden sonra Sovyet ceza kanunun 58. Maddesinin 2. ve 11. maddelerine göre onar yıl çalışma kampına (GULAG) gönderilme ve mallarının müsaderesi cezasına çarptırıldılar. Rukiye Hanım hapishanede 22 Nisan 1946’da kızı Feride’yi dünya getirdi. Buradan kızı Feride ile birlikte Çita’dan Kazakistan’ın önemli maden şehirlerinden olan Karaganda’daki çalışma kampına gönderildi. Feride üç buçuk yaşında iken annesinden alınarak devlet çocuk yurduna verildi ve Sovyet düşmanının çocuğu olarak ideolojik bir eğitime tabi tutuldu. Zavallı Feride daha küçük yaşlardan itibaren anne ve babasına nefret hisleriyle yetiştirilmeye başlandı. Tuğla fabrikası, taş ocağı gibi ancak erkeklerin üstesinden gelebileceği ağır çalışma koşulları Rukiye Hanımın sağlığının bozulmasına sebep oldu. Merhametsiz Sovyet yöneticilerini Stalin’in ölümü bile yumuşatmadı. Ağır çalışma koşulları Rukiye Hanımın sağlığının bozulmasına sebep olmuştu. Ağır işlerde çalışmaktan dolayı sürekli hastalanmaya başlayınca Şubat 1955’de nispeten daha kolay bir çalışma hayatına kavuşacağı Mordova’daki çalışma kampı içerisinde bulunan askerî dikim evine gönderildi. Burada yaklaşık bir yıl kaldıktan ve cezasını tamamladıktan sonra 10 Kasım 1955’de Novosibirsk hapishanesine, buradan da kocasının sürgün edildiği Novosibirsk’in kuzeyindeki kuş uçmaz kervan geçmez Vdovino kasabasındaki devlet çiftliğine gönderildi ve böylece uzun bir ayrılıktan karı-koca yeniden kavuşmuş oldular. Daha üç buçuk yaşında iken ellerinden alınan Feride yedi yıl sonra ailesinden nefret eden bir çocuk olarak Ekim 1956’da ebeveynlerinin yanına gönderildi. Burada hayat şartları çok ağır olsa da en azından aile on yıldan sonra bir araya gelmişti. On yıllık çalışma kampı cezası ve ardından Novosibirsk’teki 6 yıllık sürgün merhametsiz Sovyet yöneticilerini biraz yumuşattı ve 1961’de kocasının memleketi olan Petropavlovsk’a (Kızılyar) dönmelerine izin verildi. Başlangıçta Sovyet düşmanlarına iş verilmese de Rukiye Hanımın uzun mücadeleleri sonunda burada 1962’den itibaren İngilizce öğretmenliği yapmasına müsaade edildi. İş problemi çözülmesine rağmen yaşamın zorlukları yakasını bırakmadı. Uzun yıllardır ağır işlerde çalışan kocası İbrahim Bey 21 Nisan 1967’de kalp krizinden hayatını kaybetti. Artık bir başına yoluna devam edecek olan Rukiye Hanım 1972’de çok küçük bir emekli aylığıyla emekli oldu ancak geçinebilmek için 1976’ya kadar ücretli öğretmenliğe devam etmek zorunda kaldı. Bu sırada Kazan’daki optik aletler fabrikasında çalışmakta olan mühendis kızı Feride’nin yanına gitmesine de müsaade edilmiyordu. Uzun uğraşlar neticesinde 30 Eylül 1982’de kızının yaşadığı Kazan’a dönmesine müsaade edilse de bu defa da bir arada yaşamalarına izin verilmedi. Feride Hanım Kazan’da bir komünalkada yaşıyordu. Prof. Dr. Nadir Devlet yıllar sonra Kazan’daki dostlarının yardımıyla Feride Hanıma tek odalı bir ev sağladı ve onu bu işkenceden kurtardı. Rukiye Hanım Kazan’a döndükten sonra ölene kadar kendine ait bir evde yaşayamadı. Odasını geçimsiz bir hanımla paylaşmak zorunda kaldı. Rukiye Hanım oğlu Nadir Beyin yoğun çabalarıyla daha bir buçuk yaşında ayrılmak zorunda kaldığı evladına ilk defa 32 yıl aradan sonra Temmuz 1977’de Münih’te kavuştu.  Nadir Bey bu sırada evli idi ve dört yaşında Giray isimli bir oğlu vardı. Anne ile oğlun ikinci görüşmesi 1983’de yine Münih’te gerçekleşti. Bu sırada ikinci torunu Yulay da doğmuştu. Rukiye Hanımın oğlunu ve ailesini bu son görüşü oldu, 1989’da Kazan’da 81 yaşında macera dolu ve çileli hayatı sona erdi. Ayaz İshaki onu gerçekten de Tatar milletine kurban etti. 

Nadir Devlet’in babası İbrahim Bey 27 Şubat 1901’de bugünkü Kazakistan’ın Petropavlovsk (Kizilyar) şehrinde 11 çocuklu bir ailenin üçüncü çocuğu olarak doğdu. Ailenin statüsü hakkında yukarıda bilgi vermiştik. İbrahim Bey ilk eğitimini dedesinin bu şehirde inşa ettirdiği medresede tamamladıktan sonra ortaokula Rus mektebinde devam etti ve 1918’de mezun oldu. Rusya ihtilalden sonra yangın yerine dönmüştü, herkes bir kurtuluş yolu arıyordu. İbrahim Bey de nispeten daha sakin olan Japon Denizi kıyısındaki Vladivostok şehrine gitti ve burada radyo-telgraf kurslarına devam etti. Aynı zamanda Kızıllara karşı savaşan Amiral Kolçak’ın ordusuna bahriyeli olarak yazıldıysa da bir müddet sonra hemşerilerinin daveti üzerine tatilini geçirmek üzere gittiği Harbin'de, Amiral Kolçak gibi Beyazlar safında yer alan Baron Roman Ungern von Sternberg’in ordusuna zorla asteğmen olarak kaydedildi. Bu sırada Kızıllar bölgeye yaklaşmaktadır ve İbrahim Bey içinde olmadığı bir savaşa zorla sürüklenmiştir. Nöbet sırasında uyuduğu için Baron Roman Ungern von Sternberg tarafından idam cezasına çarptırıldıysa da bir Tatar subayının yardımıyla kurtuldu ve Harbin’de yaşamakta olan İbrahimov ailesine sığındı. 1920’de bu şehirdeki Ukrayna Lisesi’ne kaydoldu ve 1922’de buradan başarıyla mezun olduktan sonra aynı yıl ticaret yapmak düşüncesiyle Tokyo’ya gitti. Ancak 1923’de meydana gelen büyük deprem nedeniyle burada da fazla kalamadı. Depremden sağ kurtulsa da şansını başka bir yerde denemek için 1925’de Tokyo'dan ayrılarak Mukden’e gitti. Burada Raziye Hanımla evlendi ve bu evlilikten iki kızı oldu. Bu sırada yukarıda bahsettiğimiz Ayaz İshaki önderliğindeki Mukden Kurultayı toplandı ve İbrahim Bey de delege olarak katıldı. Bu kurultay sırasında Rukiye Hanımla tanıştı ve kurultay kararına binaen Milli Bayrak gazetesini birlikte çıkarmaya başladılar. İbrahim Bey gazetenin başyazarlığını yürütüyordu. Bu arada 1937’de eşinden boşandı ve altı yıl sonra, 1943’de Rukiye Hanımla evlendi.  İkinci Dünya Savaşı ve Mançurya’nın Sovyetler tarafından işgalinden sonraki gelişmeleri Rukiye Hanımın hayatını anlatırken bahsetmiştik. Eşiyle birlikte tutuklanarak Çita’ya götürülen İbrahim Bey buradan Moskova’daki meşhur Lefortova hapishanesine gönderildi. Burada kısa süren sorgulama ve yargılamadan sonra ceza kanunun 58. maddesinin 10. ve 11. fıkralarına göre on yıl çalışma kampı cezasına çarptırıldı. Mallarının müsadere edilmesine karar verildi ve Moskova’nın kuzeyindeki Yaroslav vilayetine bağlı Ugliç kasabasındaki kampa gönderildi. Kamptaki ağır çalışma şartları nedeniyle hastalandı ve altı ay kötü bir hastanede yatmak zorunda kaldı. İyileştikten sonra Mordova’daki 11 numaralı kampa gönderildi. Buradaki görevi de eksi 20-30 derecede ormanda ağaç kesmek idi. İbrahim Beyin cezası 20 Nisan 1955’de doldu ve Novosibirsk’e sürgüne gönderildi. Vdovino’daki devlet çiftliğinde çobanlık, sütçülük ve zirai faaliyetler yürüttü. Kasım 1955’de eşi Rukiye Hanım, Ekim 1956’da henüz görmediği kızı Feride yanına geldi. Sürgün cezası bittikten sonra memleketi Petropavlovsk’a döndü ve bir depoda çalışmaya başladı. Aile kendilerine ait ilk konuta 1964’de kavuştu ve biraz mutlu olmayı planlarlarken İbrahim Bey 21 Nisan 1967’de kalp krizinden vefat etti. Bir buçuk yaşında ayrılmak zorunda kaldığı oğlu Nadir’i bir daha hiç göremedi.

Kızı Rukiye ve damadı İbrahim tutuklanarak Çita’ya götürülen Sabircan Efendi bir buçuk yaşındaki torunuyla yalnız kaldı. Bir kaza sonucu sağ gözüne saplanan paslı çividen dolayı tetanosa yakalandı ve kısa sürede vefat etti. Bundan sonraki altı ay küçük Nadir’in hayatındaki bir muammadır. Bu altı ay süresince nerede ve kimlerle yaşadığı bilinmemektedir. Daha sonraki süreçte annesi ve babası meşhur olan küçük Nadir’e Türkiye’ye göç etmek üzere olan Ahtem Bey ve Aynıcemal Hanım sahip çıkarak onu Mukden’den bir Yahudi tüccarın vasıtasıyla Pekin’e getirttiler ve evlat edindiler. Kızları Reşide’nin artık bir de erkek kardeşi olmuştu. Nadir Devlet’in hayatta kalmasında ve başarılı bir bilim adamı olmasında bu ailenin büyük rolü vardır. Aile kendi soyadlarından vazgeçerek Türkiye’de Devlet soyadını aldı. Böylece Nadir Beyin kökleriyle bağının kopmamasını sağladılar.

II. Dünya Savaşı’nın sonunda Mao’nun Çin’de iktidarı eline geçirmesi üzerine Nadir Beyin yeni ailesi Şanghay’a taşındı. Kızları Reşide’nin Türk elçiliğinde çalışan dostlarının yardımıyla Türkiye vizesi aldılar. Şanghay’dan 18 Ocak 1949’da yola çıkarak 70 günlük zorlu bir gemi yolculuğundan sonra 31 Mart 1949’da İstanbul’a vasıl oldular. Geceyi Sirkeci’de bir otelde geçirdikten sonra, ertesi gün Ayaz İshaki’nin yardımıyla Fatih’in Çarşamba semtinde henüz tamamlanmamış ve inşaatı sürmekte olan bir daireye yerleştiler. Zorlu geçen birkaç aydan sonra kızları Reşide Hamdullah Suphi Tanrıöver’in muvafakatiyle bir petrol şirketinde sekreterlik yapmaya başladı. Ekonomik durumlarını az da olsa düzelten aile Şişli’de bir apartmanın bodrum katına yerleşti. Okul çağına gelen Nadir Bey 1951’de Şişli 19 Mayıs İlkokulu’nda ilk eğitimine başladı ve 1956’da mezun oldu. Anne ve babasının Milli Bayrak gazetesini çalışırken tanıştıkları Türkiye’nin yeni zenginlerinden Ahmet Veli Menger ile Türkiye’nin ilk petrol mühendislerinden olan Tatar asıllı Kemal Lokman’ın desteğiyle Özel Alman Lisesi’nin orta kısmına yazıldı. Burada okurken evlatlık olduğunu öğrendi ve kısa bir müddet bunalım geçirdi. Alman lisesinin orta kısmı bitirdikten sonra yüksek kısmına devam edemedi. Ahmet Veli Menger Nadir Devlet’in kendine evlatlık olarak verilmesini talep etti. Bu talep kabul edilmeyince desteğini kesti, Kemal Lokman’ın desteğini neden çektiği bilinmiyor. Muhtemelen o da Türkiye’nin en zengin Tatarının hilafına bir iş yapmaktan korkmuştur. Bu nedenle hem çalışıp hem de okuyabileceği Vefa Akşam Lisesi’ne 1962’de kaydoldu. Bu yıllarda Çin’den Türkiye’ye göç etmiş muhacir Tatar aileleri aracılığıyla izini bulan annesi Rukiye Hanım ve kız kardeşi Feride’yle mektuplaşmaya başladı.

Vefa Akşam Lisesi’ni 1967’de bitiren Nadir Devlet, aynı yıl İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’ne kaydoldu. Fakültede okurken 1969’da Dilek Orakoğlu ile evlendi ve bu evliliğinden Giray ve Yulay adlarında iki oğlu oldu. Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden 1971’de mezun oldu. Nadir Devlet 1951’den itibaren ailesine yük olmamak, biraz da olsa eve katkı yapabilmek için gerek okul zamanı ve gerekse tatillerde sürekli olarak değişik işlerde çalıştı. Düzenli çalışma hayatına babasının liseden sınıf arkadaşı olan Prof. Dr. Reşit Rahmeti Arat’ın desteğiyle 1963’de Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı İslâm Ansiklopedisi'nde tashih memuru olarak işe başladı. Bu yıllarda bir grup arkadaşıyla elle yazıp çoğalttıkları Tukay Bülteni adlı bir neşriyat da çıkarmaya başladılar. Merkezi Ankara’da bulunan ve İstanbul’da bir ofis açan Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü'nden daha iyi bir teklif alınca ansiklopedideki işinden ayrılarak burada çalışmaya başladı. Müdürlüğünü hemşerisi Prof. Dr. Ahmet Temir’in yaptığı bu enstitüde 1967-1972 yılları arasında sözlük tarama memuru olarak çalıştı. Bu tarihler arasında aynı zamanda Kazan Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği başkanlığını yürüttü. Derneğin yayın organı olan Kazan dergisini arkadaşlarıyla birlikte çıkardı. 

Arkadaşı Ferit Agi’nin yardımıyla II. Dünya Savaşı’ndan sonra Amerika’nın Münih’te Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde yaşayan etnik gruplara yönelik olarak kurduğu Azatlık Radyosu Tatar-Başkurt Servisinde (RFE/RL Inc.) iş buldu ve 1972’de ailesi ile birlikte Münih’e taşındı. Burada 1972-1975 yılları arasında radyo programcısı olarak çalıştı. Burada çalışmak hem lisan hem de kaynaklara ulaşması açısından çok faydalı oldu. Almanca, İngilizce dillerini kâmilleştirdiği gibi edebî olarak Tatarca yazmayı da burada öğrendi. Askerliğini yapmak için Münih’teki işini bırakarak Nisan 1975’de Türkiye’ye döndü. Askerliğini İzmir Bornova’daki 58. Er Eğitim Tümeni, 57. Topçu Er Eğitim Tugayı’nda kısa dönem olarak yaptı. Askerden sonra kısa bir müddet İstanbul’daki Ahmet Veli Menger Holding’de çalıştı. Ancak bu holdingde bir gelecek görmeyerek yeniden Münih’teki radyoya döndü. Azatlık Radyosu’nda çalışırken aynı zamanda 1976’da Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu’nun danışmanlığında başladığı Rusya Türkleri’nin Milli Mücadele Tarihi (1905-1917) isimli doktora tezini 1982’de tamamladı. Biraz ailesinin baskısı, biraz da kendi isteğiyle yurda dönmek, akademisyen olarak çalışmak için çeşitli üniversitelere müracaatlar yapmaya başladı. Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hakkı Yıldız’ın daveti üzerine yüklü maaş aldığı Azatlık Radyosu’ndaki işini bırakarak 1984’ün sonbaharında İstanbul’a döndü ve fakültenin tarih bölümünde çalışmaya başladı. Yurda döndükten sonra da bu radyoya sözleşmeli muhabir olarak her hafta Ahtem İbrahimof müstear adıyla Türkiye haberleri yapmayı 2020’ye kadar devam ettirdi. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bu dünyayı yakından bilen Prof. Dr. Nadir Devlet’e siyasilerin ilgi ve teveccüh arttı. Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Başbakan Mesut Yılmaz kendisinden Sovyetler Birliği’nde yaşayan Türk soylu halklar hakkında sunumlar istediler. Çeşitli dergilerde ardı ardına makaleleri yayınlandı, günümüzde hâlâ önemli bir kaynak olan Çağdaş Türkiler isimli eseri neşredildi. Bu arada akademik kariyerleri de peş peşe geldi: 1986’da doçent, 1992’de profesör oldu. Başarıları yurt dışında da takdir edilmeye başlandı: Amerikan İlim Cemiyetleri Şurası ve Sosyal İlimler Araştırma Şurasının Sovyet Araştırmalarını Geliştirme ortak programı tarafından verilen bir yıllık burs kazanarak Haziran 1989-Haziran1990 tarihleri arasında Columbia Üniversitesi Orta Asya Araştırmaları Merkezi’nde misafir araştırmacı olarak çalıştı. Ağustos 1996- Ocak 1997 tarihleri arasında Amerika Birleşik Devletleri Wisconsin/Madison Üniversitesinin Tarih Bölümü’nde güz döneminde misafir öğretim üyesi olarak çalıştı. Burada İşgaller ve İmparatorluklar:  Cengiz Han'dan Stalin'e Orta Asya ve İslâm ve Orta Asya'da İhtilal ve Reform adlı dersleri verdi. Marmara Üniversitesi bünyesinde 1986’da kurulan Türkiyat Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin 1991’e kadar müdür yardımcılığını yaptı. SSCB Başkanı Gorbaçov’un açıklık politikası sayesinde bir ilmi toplantı için 1990’da ilk defa Kazan’a gitti. Bu seyahat sırasında sadece mektuplardan tanıdığı kız kardeşi Feride’yi gördü. Kırk beş yıl sonra kız kardeşine kavuşmuştu. İki kardeşin tren garındaki kavuşmaları herkesi gözyaşına boğmuştu. Prof. Dr. Nadir Devlet bu tarihten itibaren ölene kadar zaman zaman kız kardeşine maddi yardımda bulundu. Feride Hanımın Rusya’daki emekli maaşıyla geçinmesi mümkün değildi. Abisinin desteğiyle emeklilik günlerini biraz da olsa rahat geçirmeye başlamıştı. 

 Dönemin Marmara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Orhan Oğuz, Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hakkı Dursun Yıldız, Prof. Dr. İnci Enginün ve Prof. Dr. Nadir Devlet’in gayretleriyle TBMM’den 24 Ocak 1991’de Marmara Üniversitesi bünyesinde Türkiyat Araştırma Enstitüsü’nün kurulmasına dair kanun çıktı.  Ancak üniversitenin idarecileri Prof. Dr. Nadir Devlet’in hakkı olmasına rağmen müdürlük yerine yardımcılığı uygun gördüler. Enstitünün müdür yardımcılığını 1997’ye kadar sürdürdü ve Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’ndeki derslerine de devam etti. Enstitü Müdürü Prof. Dr. İnci Enginün’ün emekli olması üzerine 1997’de müdürlük makamına getirildi. Prof. Dr. Nadir Devlet’in gayretleriyle bu yıllarda yukarıda belirtilen merkez ve enstitü önemli uluslararası toplantılar düzenledi: 18-20 Ekim 1986 tarihleri arasında düzenlenen “Dünyada Türklük Araştırmaları ve Türkiye Sempozyumu”, 21-25 Ağustos 1989 tarihleri arasında yerli ve yabancı 150 kadar bilim insanının katılımıyla toplanan “V. Milletlerarası Türkiye Sosyal ve İktisat Tarihi Kongresi”, 18-20 Kasım 1991 tarihleri arasında eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği bünyesinde bulunan 14 değişik Türk bölgesinden 30 uzmanın katılımıyla gerçekleşen ve dünya Türkleri için ortak Latin harflerinin kullanılmasının öngörüldüğü “Milletlerarası Çağdaş Türk Alfabeleri Sempozyumu”, bunların en önemlileridir. Yine bu yıllarda İstanbul’daki Harp Akademilerinde 1997-2005 yıllar arasında Türk Dünyasına yönelik dersler verdi. Türk Tarih Kurumu’nda 1995-2001 yılları arasında Kafkasya ve Karadeniz'in Kuzeyi Araştırmaları Kolu Başkanı olarak vazife yaptı.  Bu arada özel hayatında önemli bir değişiklik oldu ve iki oğlunun annesi Dilek Hanımdan 1998’de ayrıldı ve 2001’de Beril Hanım ile evlendi. 

Tarih Bölümü, Sosyal Bilimler Enstitüsü ve Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü’nde hocalık ve idarecilik yaptığı Marmara Üniversitesi’nden 2001’de emekli oldu ve aynı yıl Yedi Tepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü başkanlığını yürütmeye başladı.  Üniversitenin patronuyla anlaşmazlığa düştü ve 2007’de yıllık iznini kullanırken iş aktı feshedildi. Bir yıl kadar işsiz kaldıktan sonra 2008’de İstanbul Ticaret Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde çalışmaya başladı. Bu üniversitede 5 yıl kadar çalıştı ve 2014’den itibaren Ayın Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde dersler vermeye başladı. Üniversitenin yaşadığı Ataşehir’e çok uzak olması ve dizlerindeki rahatsızlık dolayısıyla kendi isteğiyle buradaki görevinden 2019’da ayrıldı. Aydın Üniversitesi’nde çalışırken İpek Yolunda Türkler, (İstanbul: Aydın Üniversitesi yayınları, 2018); A Quest For Independence:  Voice of Tatars at Radio Liberty, (İstanbul:  Aydın Üniversitesi yayınları, 2019) Rusya Mültecileri:  Uzak Diasporaya Yayılan Tatarlar, (İstanbul:  Aydın Üniversitesi yayınları, 2020) gibi önemli eserlerini kaleme aldı. Vefatına kadar Independet gazetesinin Türkçe bölümüne haftalık yazılar yazıyordu. Nisan 2021’in sonlarına doğru rahatsızlanınca eşi Beril Devlet tarafından Ataşehir’deki bir özel hastaneye yatırıldı. Burada dokuz gün yoğun bakımda yattıktan sonra 30 Nisan 2021’de kanser hastalığı nedeniyle vefat etti. 

Prof. Dr. Nadir Devlet, Türk Tarih Kurumu  (1995-2001), Tatar Mirzalar Meclisi  (1995- 2021), Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü (1993-2021), İLESAM (1986-2021) gibi çeşitli bilimsel kurumların ve 1993’de seçildiği Tataristan İlimler Akademisi’nin de şeref üyesi idi. Yurt içinde ve dışında çıkan Karadeniz Araştırmaları, Stratejik Araştırmalar Dergisi, -Tatarica, Tarih ve Medeniyet, Miras, Central Asian Survey, İdil-Ual Araştırmaları gibi çeşitli dergilerin yazı kurulu üyeliklerini de yürütüyordu.

Yazı hayatına çok genç yaşta başlayan Prof. Dr. Nadir Devlet’in yurt içinde ve yurt dışındaki çeşitli dergilerde yayınlanmış yüzlerce makalesi ve  kitap bölümünün yanı sıra otuzdan fazla müstakil eseri de bulunmaktadır. Bazı önemli eserleri şunlardır:  Rusya Türklerinin Millî Mücadele Tarihi (1905-1917)  (Ankara:  Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları 1985) bu eser  Kazan ve Bakü’de  de neşredilmiştir; (haz.) Dünyada Türklük Araştırmaları ve Türkiye, (İstanbul:  Marmara Üniv. Yay. 1987), Turkic Studies in the World and Turkey, (İstanbul:  Marmara Üniv. Yay.  1987), İsmail Bey (Gaspıralı) (Ankara:  Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları 1988) bu eser Kazan ve Bakü’de de neşredilmiştir;  Çağdaş Türk Dünyası, (İstanbul:  M.Ü. Fen-Edebiyat Fakültesi Yayınları 1989), (haz.) Milletlerarası Çağdaş Türk Alfabeleri Sempozyumu, (İstanbul:  M.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Yayınları 1992), Çağdaş Türkiler, Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi. Ek cilt, (İstanbul:  Çağ yayınları 1993), İdil-Ural Ekspedisyonu:  Tatarlar-Başkurtlar-Çuvaşlar, (Ankara:  M.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Yayınları 1997),  1917 Ekim İhtilali ve Türk-Tatar Millet Meclisi (İç Rusya ve Sibirya Müslüman Türk Tatarlarının Millet Meclisi -1917-1919),  (İstanbul :  Ötüken Yayınları 1998) bu eser Kazan’da da neşredilmiştir; İpek Yolu, (Ankara:  Türk Tarih Kurumu 1999),  Empires in Eurasia from Chingiz Khan to 20th Century, (İstanbul:  Yeditepe Üniv. Yay. 2002), Studies in the Politics, History and Culture of Turkic Peoples (İstanbul:  Yeditepe Üniv. Yay. 2005), Yıraq könçığıştağı Tatar-Başqortlarğa ni buldı? (Kazan:  Kazan Devlet Üniversitesi Yay.  2005; Avrasya Fatihi Cengiz Han, (İstanbul:  Başlık Yayın Grubu, 2010); Millet ile Sovyet Arasında:  1917 Devriminde Rusya Türklerinin Varoluş Mücadelesi, (İstanbul: Başlık Yayın Grubu, 2011); İsmail Gaspıralı:  Unutturulan Türkçü İslâmcı Modernist, (İstanbul:  Başlık Yayın Grubu, 2011); İpek Yolunda Türkler, (İstanbul:  Aydın Üniversitesi yayınları, 2018); A Quest For Independence:  Voice of Tatars at Radio Liberty, (İstanbul:  Aydın Üniversitesi yayınları, 2019) Rusya Mültecileri:  Uzak Diasporaya Yayılan Tatarlar, (İstanbul:  Aydın Üniversitesi yayınları, 2020).

 

Kaynaklar:

G. Beril Devlet, Bir Ömre Altı Hayat Sığdıran Nadir Devlet’in Yaşam Öyküsü, İstanbul 2014. 

Nadir Devlet, Rusya Mültecileri:  Uzak Diasporaya Yayılan Tatarlar, İstanbul 2020.

Nadir Devlet, Yıraq könçığıştağı Tatar-Başqortlarğa ni buldı? Kazan 2005.

İsmail Türkoğlu (haz.), Rokıye Deületkildi: Bir Tatar Hatınının açı yazmışı, Kazan 2005.

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 177. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 177. Sayı