HaftanınÇok Okunanları
ZEHRA TAŞDEMİR 1
HİDAYET ORUÇOV 2
Coşkun Haliloğlu 3
SULTAN RAEV 4
Yıldız Ormanova 5
Muhittin Gümüş 6
Ahmet Kartal 7
Ayşe Şener: Merhabalar. Öncelikle bu görüşmeyi
kabul ettiğiniz için teşekkür ederim.
Mümkünse ilk önce kendi hayatınızı sizden
dinlemek isterim. Asan Ahmatov kimdir?
Asan Ahmatov: Merhabalar. Teşekkür ederim.
O zaman ilk olarak doğumumdan başlayalım.
1968 yılında Bişkek’te doğdum. Liseyi
bitirdikten sonra Kırgız Millî Üniversitesi’nde
Kimya bölümünde yükseköğrenimimi tamamladım.
Sonrasında askere gittim. Oradan dönünce
çalışmaya başladım. Babam Kencebay
Ahmatov. Bilim insanı, Biyoloji doktoru. Şu an
ne yazık ki hayatta değil. Yıllarca İlimler Akademisi’nde
çalıştı. Botanik bahçesinin müdürüydü.
Bu işlerle de ilgilendi. Annem Lyutsiya
Aytmatova. O mühendisti. Kırgızistan’ın
ilk eğitimli, mühendis kadınlarından biriydi.
Ama o da hastalığından ötürü hayatını kaybetti,
maalesef şu an hayatta değil.
A. Şener: Başınız sağ olsun. Aileniz hakkında
bilgi verebilir misiniz?
A. Ahmatov: Teşekkür ederim. Medet ve Sultan
adlı iki ağabeyim var. Büyük olan ağabeyim
biyoloji doktoru. Şimdi de Botanik bahçesinde
çalışıyor. Diğer ağabeyim ise Amerika’da
yaşıyor. İki oğlum, bir kızım var.
A. Şener: Bugüne kadar hangi türde eserler
verdiniz? Kaç eseriniz var? (adları, teması,
türü). Sonraki yıllarda şunu da yazmalıyım
dediğiniz bir tür var mıdır?
A. Ahmatov: Ben 40 yaşımda yazmaya başladım.
Dayım Cengiz Aytmatov’un vefat ettiği
2008 yılından beri edebiyat ile ilgileniyorum.
Erenler de Iylaşat “Yiğitler de Ağlar” adlı ilk
eserim 2008 yılında yayımlandı. Onun ardından
üç povest, bir roman ve angeme -sizin
aktardığınız Katkeldi’yi- yazdım. Povestlerimin
adlarını söyleyeyim. Birincisi Ptitsı NaVoyne Ne Pyut “Bulbuldar Soguşta Irdabayt”
“Kuşlar Savaşta Ötmezler” (2014), ikincisi Kılıç
cana Kalem “Kılıç ve Kalem” (2010), üçüncüsü
Aalamdın Çetinde “Dünyanın Ucunda”.
Bunu Rusça yazmıştım.
A. Şener: Eserlerinizi hem Rusça hem de Kırgızca
mı yazıyorsunuz?
A. Ahmatov: Evet mesela Katkeldi’yi Kırgızca
yazmıştım. Erenler de Iylaşat da Kırgızcaydı.
Bu son saydığım povestimi ise Rusça yazdım.
Na Krayu Vselennoy “Dünyanın Ucunda”
adıyla yayımlandı. Türkçeye nasıl aktarılabilir?
A. Şener: Dünyanın kıyısında veya ucunda
diyebiliriz sanırım.
A. Ahmatov: Romanım ise Ata Beyit adını
taşıyor. 20 gün içinde yayımlanacak. Son
eserim budur. Bu roman Törökul Aytmatov ve
Nagima Aytmatova’nın ailesi hakkındadır.
A. Şener: Ne güzel bir haber bu. Repressiyayı
anlatmışsınız. Kaleminize sağlık.
A. Ahmatov: Evet, repressiyayı anlattım.
1937-38 yıllarında Törökul’u kim hapse attı,
nasıl sorgulandı, Törökul neler yaşadı, onu
kim öldürdü... Nagima sonrasında çocukları
ile nasıl Talas’a kaçtı? Onları nasıl büyüttü?
Neler yaşadılar? Bunların hepsi romanın içerisinde
ele alınıyor. En son Ata Beyit hakkında
bilgiler yer alıyor. Burası 1991 yılında nasıl
bulundu, kim açtı. Bu gibi meseleler kurguya
aktarıldı.
A. Şener: Rusça yazdığınız povest hakkında
biraz bilgi verebilir misiniz?
A. Ahmatov: Bu eser, Issık Göl kıyısında
gözü kör bir çocuğu ele alıyor. Onun hayatı,
büyüme çağı ve bu süreçteki zorlulukları kurguladım.
Bu çocuk çok saf birisi. Kalbi temiz.
Onun şimdiki acımasız hayatla mücadelesini
anlattım. Sonuçta hayatta kötü insanlar çoğaldı.
Povestin sonunda çocuk bir kıza âşık
oluyor. Ama âşık olduğu o kız uyuşturucu bağımlısı.
Çeşitli olaylar sonunda Issık Göl’de
görüşmeye devam ediyorlar. İçerisinde aşk
da var Tacikistan ile ilgili narkotik ögeler de
var, dedektif özelliği de taşıyor. Diğer yandan
da melodram özelliği de öne çıkıyor.
A. Şener: Peki, yazmak istediğiniz planladığınız
veya yazmakta olduğunuz bir eser var
mıdır?A. Ahmatov: Dediğim gibi son eserim Ata
Beyit. Ben bunu çok önemsiyorum. Yazmak
neden önemli? Çünkü biz hepimiz tarihten
bihaber büyüdük. Sovyetler gerçek tarihimizi
gizledi. Repressiya’nın gerçeğini, gerçek tarihini
bilmiyorduk. İşte bizim amacımız yeni
nesillere bu tarihî gerçekliği anlatmak olmalı.
Çünkü bana göre tarihi bilmeyen halkın geleceği
yoktur. Roza Aytmatova, İlgiz Aytmatov
ve annemin hatıraları ve anlattıkları ışığında
romanı ele aldım. Eseri çevirmeyi düşünüyoruz.
Önce Kırgızcaya, sonra Türkçeye. Eser
265 sayfadan oluşuyor. Dördüncü povestim
ise Rusça’dan düz çevirsek “Vse Sabaki Begut
Na Zapad (2012) “İtter Batışka Çurkaşat”
“Bütün Köpekler Batıya Koşar” adını taşıyor.
Burada Batış ile Avrupa’yı kastetmiyorum.
A. Şener: Öğretmenlik mesleğinizin yanı sıra
Yarbaylık rütbesine sahipsiniz. Bu bakımdan
yazarlık yönünüz dikkat çekici. Asan Ahmatov’u
yazarlığa iten şey nedir?
A. Ahmatov: Dayım Cengiz Aytmatov vefat
ettiğinde çok üzüldüm. O hayattayken ona ilgi
çekici bir hikâye anlatmıştım. “Bunu senaryolaştırsam
filmini çeksek nasıl olur?” diye ona
danıştım. Dayım çok beğenmişti. O zamanlar
Kazan’a gitmişti. Ben bunun üzerine yazmaya
başladım; ancak dayım Kazan’da hastalandı.
Oysaki ben o geri dönecek ve senaryoyu
ona göstereceğim diye sanıyordum. Maalesef
öyle olmadı. İşte yazmaya böyle başladım,
diyebilirim... İşte bu eserim 2008’de yayımlanan
Erenler de Iylaşat “Yiğitler de Ağlar”-
dı. Ancak eserin tamamlanmış hâlini dayıma
gösteremedim. Ama ilk hâlini görmüş oldu.
Onun vefat haberi beni çok kötü etkiledi. Bir
gün onu çok özledim, çok düşündüm. Onu
görmeyi arzuladım ve oturup bu senaryoyu
geliştirmeye karar verdim. Böylelikle Erenler
de Iylaşat ortaya çıktı. Bu şekilde onunla yaşadıklarımı
düşünerek yazdım ve özlemimi de
gidermiş oldum...Yazı hayatım böyle başladı.
Tam 40 yaşındaydım. Düşünüyordum da aslında
onun ölümü benim yazarlık hayatımın
başlamasının sebebi oldu. Her yazdığımda
onunla iletişime geçiyormuşum gibi hissediyorum.
Hâlâ da aynı hislerle yazıyorum.
A. Şener: Yazarlık ve yazma eylemi sizin hayatınız
için ne ifade etmektedir?
A. Ahmatov: Yazmak insanın içinde duygu
ve düşüncelerin aktarımıdır. İnsanlara gerçeği
anlatmaktır. İnsanın iç dünyasındaki problemler,
çelişkiler, hayattaki hümanizme dair
meseleler, ekoloji sorunları okura aktarılır ve
insanın dönüşmesi hedeflenir. Dayım Cengiz
Aytmatov’un dediği gibi insanlara düşüncelerimi
kahramanlar aracılığı ile aktarıyorum.
Kısaca yazma eylemi ile halkı, okuru eğitmek
ve faydalı olmayı amaçlıyorum.
A. Şener: Siz de eserlerinizi her iki dilde
(Kırgızca, Rusça) yazdığını ifade ettiniz. Peki
Aymatov’un iki dillilik meselesi üzerine hem
Kırgızistan’da hem de Türkiye’de pek çok şey
tartışıldı. Sizin bu konudaki fikriniz nedir?
A. Ahmatov: Biz Sovyet zamanında Kırgız
okulları çok olmadığı için çoğunlukla Rus
okullarında okuduk. Rus kitaplarını, Rus klasiklerini
okuduk. Tabii Kırgızcaları da okuduk;
ancak çoğunluk Rusçaydı. Dünya klasikleri de
Rusça’ya çevrilmişti. Onları Rusça aracılığıyla
tanıdık. Onun etkisiyle aslında hem Kırgızca
hem de Rusça yazıyorum. Sovyet zamanının
tesiri diyebilirim. Ancak Cengiz Aytmatov’un
Kırgızcası da Rusçası kadar çok iyiydi. Her
ikisini de çok iyi biliyor, yazıyor, konuşuyordu.
A. Şener: Kırgız edebiyatının tarihî gelişim
sürecine bakıldığında büyük ölçüde angaje
bir edebiyat anlayışına sahip olarak ortaya
çıktığı ve geliştiği görülmektedir. Siz bu süreci
nasıl değerlendiriyorsunuz? Kırgız edebiyatının
ortaya çıkışı ve gelişim sürecindeki önemli
gördüğünüz aşamalar (olumlu-olumsuz) nelerdir?
A. Ahmatov: Biz Sovyet devrinde yaşadık. O
dönemde Moskova’ya bağlıydık. Edebiyat da
Sovyetler Birliği’nin kontrolünde gelişti. Edebiyatımız
Sovyetlerle bağlantılıydı. Bana göre
ilk aşama olarak 1925 ve sonrasını ifade etmek
gerekir. Biliyorsunuz ilk başta Latin alfabesini
kullanıyorduk ancak 1939’da Kiril’e geçildi.
İşte yine Sovyetlerin tesirini görüyorsunuz.
Biz aslında sözlü geleneği güçlü bir halktık.
Konargöçer bir halktık. Bu yüzden kendimize
ait bir yazılı geleneğimiz de yoktu, alfabemiz
de yoktu. Sonrasında 1925’ten sonra alfabeler,
gramerler ortaya çıktı. Törökul Aytmatov
ve Kasım Tınıstovlar, alfabe ve gramerle ilgi li çalışmalar yaptılar. O zamanlarda dedem
Törökul bu komisyonun sekreteri olarak çalışıyormuş.
Onun imzası ile Kırgızistan’ın alfabesi
ilân edilmiş. O günden itibaren dergi,
gazeteler yayımlanmaya başlamış. Kitaplar
basılmaya başlanmış. Bu işte bizim yazılı geleneğimizin
ilk adımlarıdır... 1925’te Manas’ı
yayımlayalım diye çeşitli görüşler ileri sürülmüş.
O zamanlarda Kırgız edebiyatının ilk
yazarları ortaya çıkmaya başladı. Bu sebeple
zikrettiğim yıllar bizim modern edebiyatımızın
başlangıcı olarak sayılsa yanlış olmayacaktır.
İkinci aşama olarak ise sosyalist realizmin
başladığı süreç olarak ifade edilmelidir. Bunun
sonrasında özellikle Cengiz Aytmatov’un
edebiyat sahnesinde görünmesi dikkat çeker.
Cemile, Beyaz Gemi, İlk Öğretmenim gibi
eserleri sosyalist edebiyatın çizgisini başka
yöne çevirdi. Onun eserleri sosyalist realizmin
karşısında yer alan temalar, kahramanlar
ve içeriğe sahipti. Sovyet zamanında devletin
sansürü söz konusuydu. Eserin yayımlanma
sürecine merkez karar veriyordu. İyi veya kötü
eserler sosyalizmi ele alıp almadığına göre
belirleniyordu. Evrensel insanın değil, sosyalist
insanın, ideolojinin ele alınması gerekliydi.
Cengiz Aytmatov ise insanı yazıyordu.
Böylelikle bu çizgiden ayrılmıştı. Bu bahsettiğim
Kırgız edebiyatının gelişimi bakımından
ikinci önemli aşamadır. Bu sadece Kırgızistan
için değil tüm Sovyet edebiyatı için orijinal
bir mesele olarak değerlendirmelidir. Cengiz
edebiyatta ‘insanı’ ön plana çıkardı, ideolojiyi
değil. Mesela Beyaz Gemi’de küçük bir çocuk,
suda boğuluyor. Sovyet sansürü, “Sovyet
döneminin çocukları mutlu, hayatı güzel olmalı.
Suda boğulamazlar. Bunu değiştir” diye
müdahale ediyor. “Bu yazdıkların sosyalist rejime
uygun değildir” derler. Ancak Aytmatov
bunu değiştirmedi. İşte her bir kitabı ile ilgili
çok problem yaşadı. Engellendi. Bu sebeple
edebiyatın değişimi hatta gelişimini sağlayan
Aytmatov oldu.
A. Şener: Sözlü geleneğin gücünden ve Aytmatov’un
eserlerinden kısaca bahsettiniz.
Bunun ışığında aslında Aymatov’un eserlerini
de folklorun beslediğini okuduğumuz kadarıyla
biliyoruz. Manas Destanı’nın, sözlü geleneğin
modern edebiyata etkisi nasıl değerlendiriyorsunuz?
A. Ahmatov: Manas, Kırgız toplumunun medeniyetidir.
Her şeyidir. Kırgız’ın kültürü, iç
ve dış dünyasıdır. Kırgız’ın geleneği, adetleri,
onun içinde saklıdır. Manas’ı dinleyen kişi
bundan etkilenir. Edebiyatta da bunu kullanır
ve kurguda dönüştürür.
A. Şener: Evet, Aytmatov’da bunu uygulayan
en önemli yazarlardan birisidir. Eserlerindeki
efsaneler, mitler, masallar hep bu geleneğin
ürünüdür.
A. Ahmatov: Evet dediğiniz gibi. Mesela
Sayakbay Karaleyev ile Aytmatov çok yakındı.
Onunla çok sohbet ederdi. Manasçı olarak
onun Aytmatov üzerinde tesiri büyüktür.
Cengiz Aytmatov, Manas’ın derin yapısını,
felsefesini çok iyi anlardı ve ona büyük önem
atfederdi. Her zaman “Bizim en büyük sözlü
eserimiz Manas; Sayakbay ise Kırgız’ın Homeridir”
derdi. Kısaca elbette ona da etkisi
oldu. Edebiyatta tesiri büyüktür desek de
doğru olacaktır.
A. Şener: Binlerce aydının hayatına mâl olan
“repressiya” felaketini bir de sizden dinlemek
isteriz. Roza Aytmatova ile birlikte yazdığınız
“Katkeldi” hikâyenizde Törökul Aymatov ekseninde
bu kızıl kırgını anlattınız. Bunun dışında
yakınlarda çıkacak olan Ata Beyit romanıyla
da bu tarihî gerçekliği, ailenizi ele aldınız. Bu
süreçten biraz bahseder misiniz?
A. Ahmatov: Biraz önce de bahsettiğim gibi
Roza ecem ile repressiyanın nasıl olduğunu,
nasıl başladığını araştırdık. “Repressiya neden
yaşandı? Onu kim yaptı? Etkileri ve sonuçları
neler oldu?” gibi soruların cevaplarını
aradık. Bu sebeple 1937 kurbanı Törökul’un
ailesi ekseninde bu süreci okura/halka göstermek
istedik. Aslında burada amaç tüm repressiya
kurbanlarının ve ailelerinin yaşadıkları
trajediyi açığa çıkarmaktır. 2020 yılında Kırgızistandagı
Sayasiy Repressiyanın Kurmandıktarı
“Kırgızistan’daki Siyasi Baskının Kurbanları”
adlı 10 ciltlik repressiya hakkında bir
kitap yayımlandı. Bunda 20 bin kişinin repressiyada
kurban olduğu ele alınıyor. Burada
Kırgızistanlı 20 bin kişinin adı, hayatı ve hangi
suçla suçlandıklarına dair bilgiler yer alıyor.
Kimisi babasını, kimisi ağabeyini, kimisi eşini
bu kırgına kurban etti. Bu ailelerin durumu da tasvir ediliyor. İşte Aytmatov ve bizim ailemiz
bunu yakından yaşadı. Bu aileden 4 kişi
repressiyaya maruz kaldı. İşte bunun gibi 20
bin kişi... Arşivlerden yola çıkarak bu eser yazıldı.
Çon-Taş’ın ortaya çıkış sürecinde KGB
görevinden istifa eden Bolot Abdurahmanov
da bu kitabın yazarları arasındadır.
A. Şener: Eserinizi aktarmadan önce Aytmatov’un
yeğeni olduğunuzu öğrenmiştik. Eseri
okuduktan sonra heyecanımız daha çok arttı.
Hikâyenin baş kişisi “Katkeldi”nin İlgiz Aytmatov’u
çağrıştırdığı görülmektedir. Aytmatov’un
da biyografisinde o dönemlerde postacılık ile
ilgilendiğine dair bilgiler yer alıyor. Bunun
aslını sizden öğrenebilir miyiz?
A. Ahmatov: İlgiz postacıydı. Ancak Cengiz
Aymatov postacı değildi. Rusça bildiği için
aksakallar ile birlikte kara kagaz adı verilen
ölüm haberlerini o okurdu. Cengiz, halktan
savaş vergisini toplardı ve o parayı da postaya
götürürdü. Ancak postacılık görevini üstlenen
İlgiz’di. Eserin ilk baskısında kitabın yazarı
olarak yalnızca ben görünüyorum. Aslında
Roza teyzem ile birlikte kaleme almıştık. Bu
baskıda hikâyedeki kahramanlara hayalî adlar
vermiştik. Ancak sonraki baskısında Roza
Aytmatova’nın da adını ekleyerek kitabı yayımladık.
Roza teyzemle birlikte çalışıyoruz
aslında. Hatta teyzemle birlikte Aytmatov’un
90. yılına armağan olarak diyaloglardan oluşan
El Estese Atı Unutulbayt “Halk Anarsa İsmi
Unutulmaz” adlı bir kitap çıkardık. Katkeldi’nin
ikinci baskısında hikâyedeki kahramanlara
gerçek adlarını verdik. Eser ilk yayımlandığında
okurlar bize ulaştı ve “burada gerçek
isimlere neden yer vermediniz” diye sordular.
Bizde ikinci baskıda böyle bir değişikliğe gittik.
Dolayısıyla Katkeldi yani Atay, İlgiz Aytmatov’dur.
Temir, Cengiz Aytmatov’dur. Aliya-
Lutsiya, Saliya ise Roza’dır.
A. Şener: Bir yazar olarak Aytmatov sizin
yazma serüveninizde etkili oldu mu? Dünya
Edebiyatları’ndan kimleri kendinize örnek aldınız?
A. Ahmatov: Evet bahsettiğim gibi tabii ki
Aytmatov bu konuda ilk sırada yer alıyor. Küçüklüğümden
beri hep onunla oldum. Dünya
edebiyatından G. Marquez ve Rus klasiklerinden
ise Tolstoy ve Mihail Bulgakov, Fransızlardan
Victor Hugo, Almanlardan Remarque
gibi isimleri sayabilirim.
A. Şener: Daha önce Türkiye’de hiç bulundunuz
mu? Türk edebiyatından okuduğunuz,
ilgiyle takip ettiğiniz yazarlar var mıdır?
A. Ahmatov: Evet, Türkiye’de birkaç gün
bulundum. Bizim Türkiye ile yakın olmamızın
önemli olduğunu düşünüyorum. Biz küçük bir
devletiz ama Türkiye çok güçlü. Bu yüzden
bizim her alanda gelişmemiz için Türkiye’nin
etkisi mühim. Mesela Türk edebiyatından
eserler Rusçaya, Kırgızcaya çok çevrilmedi.
O yüzden ben çok okuyamadım. Ben aslında
yavaş yavaş Türkçe öğrenmek istiyorum. Ortak
bir kökenimiz var. Çocuğum da İzmir’de
okuyor. Türk kardeşlerimiz, dostlarımız ile
anlaşabilmek için Türkçe öğrenmek istiyorum
ve böylelikle Türk edebiyatını da yakından takip
edebilirim. Türkan Şoray ile Kadir İnanır
1976 yılında Selvi Boylum Al Yazmalım’ın galasına
gelmişlerdi. Ben tabii o zamanlar çok
küçüktüm. Ama hâlâ Türk film ve dizilerini çok
beğeniyorum. Türkçe öğrenirsem hem edebî
eserleri hem de film-dizileri yakından takip
edebilirim.
A. Şener: En son olarak bize edebiyat kavramını
nasıl anlamlandırdığınızı açıklayabilir misiniz?
Edebiyat sizce nedir veya ne olmalıdır?
A. Ahmatov: Edebiyat, toplumun başat unsurudur.
Edebiyat medeniyet demektir. Kitaplar
yoluyla gençleri, çocukları eğitmek gerekir.
Örneğin, sizin aktardığınız Katkeldi eserinde
biz savaş döneminde işten kaçmayan, sorumluluk
sahibi çocukların yaşadığı o süreci anlatmaya
çalıştık. Burada İlgiz’in hayatı yoluyla
çocukları, genç nesilleri eğitmek istedik. Edebiyatın
aynı zamanda millî olması, vatansever
olması gerek. Edebiyatın en önemli görevi insanı
eğitmektir.
A. Şener: Eserinizi Türkiye Türkçesine aktarmamızı
ve bu röportajı yapmamızı kabul ettiğiniz
için tekrar teşekkür ederim.
A. Ahmatov: Biz teşekkür ederiz eserimizi
Türkiye Türkçesine kazandırdığınız için. Çalışmalarınızda
kolaylıklar diliyorum.