HaftanınÇok Okunanları
ZEHRA TAŞDEMİR 1
HİDAYET ORUÇOV 2
Coşkun Haliloğlu 3
SULTAN RAEV 4
Yıldız Ormanova 5
Muhittin Gümüş 6
Ahmet Kartal 7
“Melekler İnsan Doğar” Şair İsmail Delihasan’ın
“Minyatür Tanrılar” ve “Ateşlerle Top
Oynamak” şiir kitaplarından sonraki üçüncü
şiir kitabı. Mayıs 2023’te Bengü Yayınları etiketiyle
okurlarla buluşturulmuş. Elli iki şiirin
yer aldığı kitap, doksan altı sayfa hacmindedir.
Ölüm olgusunun başat konu olarak işlendiği
kitap da şair, felsefesini az sözle çok
mana ve sözü değil manayı çoğaltma şiarını
amaç edinmiş olduğunu söyleyebiliriz. Hormonik
şişmanlıklar içermeyen yalın ve hikemî
tarzda şiirlerden oluşmaktadır. Çehov gibi
söylersek, işlevsiz hiçbir sözcük şiirde yer almaz.
Bunlarla birlikte şiirler sofistik nüveler
barındırmaktadır. Böyle felsefi şiirler, okurun
iriminde zihinleri açmaktadır.
Anlatımlar sena ve tazimden ziyade hayatı
sorgulama, insanı anlama ve kavrayabilme
anlayışıyla yol alındığını görmekteyiz. Ülfet ve
uzlet arasında yol alan insanı ölüm gerçeğiyle
bir nevi şiirler üzerinden yüzleştirmektedir.
Hayatın en önemli gerçeği ölümle şamil nihayetlenmektedir.
Keyfi sefa ile cevri cefa aralığında
gelgitte olan insanı durup düşünmeye
sevk etmektedir. Daha genel anlamda bu şiirler
ortak duyuş ve düşünüşe sevk etmektedir
bir yerde.
Her ne kadar ölüm ve aşk olgusu daha üst
bir başlıkta ele alınsa da konunun özünde
insan vardır. Kâmil insan, düşünen sorgulayan
insan, ölümlü aciz insan şeklinde geniş
bir perspektifte konu ele alınır. Bu sofistike
bakışın yanında alegoriler ve metaforlarla da
anlatım daha da zenginleştirilmektedir. Yine
bunlarla beraber nurefşan (aydınlatan, ışık
veren), aşkla bitişik sevgi, kendini bilmek gibiŞiirlerde ölüm olgusunun başat yer aldığını
söylemiştik. Bu konuyu açacak olursak; ilk şiir
“Ölülerin Ruhlarından Geliyorum” şu şekilde
devam ediyor. “ölülerin ruhlarından/ mezarlıkların
bağrından geldim/ sakın korkmayın//
söyleyeceklerini haykıramadan ölenlerin/ özlemlerini
öğrendim// çünkü her gün bin kez/
ölür ölür dirilirim/ uzağımda değil onlar//
ölüm hayatın içinde/ ölüm içimizde...” (sayfa
5) Başka bir yerde ölüm, “Ölürsün mezarın
olur/ gün gelir o da olmaz/ zaten yoktun//
yoktan yoğa bir yol gider/ yokluğa yok yolcu
gider” (sayfa 6), “Ölüm imanın öte yakası
diye/ göklere demirliyorum” (sayfa 10), “Toprağa
düşen yetmiş iki/ kutsal suret gölgeler”
(sayfa 11) Yetmiş iki milletin de toprağa, kutsal
suretin gölgesi olarak düşeceği deyişi bize
hiç de yabancı gelmiyor değil mi? Ölüm üzerini
başlı başına ele alabileceğimiz geniş bir
çerçeveden anlatımda bulunulmaktadır. Son
birkaç örnekle bu konuyu nihayete erdirelim.
“Yırtılmış sayfalarım ezberime çıkmış ölüm/
züğürt zaman tellalıyım” (sayfa 12), “Toprak
olanın şeytan gezmez üstünde// yaratanın
sözüyüz kendi sesinde” (sayfa 38), “Ölüm temizler
karanlığı (sayfa 42) Gibi.
Şiirlerin münderecatında ölümün yanında
aşk teması da bitişik olarak yerini alır. “Bölerek
çoğaltılır/ insan sevgi insanlık aşk/ insan
insanda doğar insanda ölür” (sayfa 17),
“İnsan pişmanlıkla ölür/ etmişler ve deliler
müthiş yaşamışlarsa da/ herkesi bir aşka gömerler”
(sayfa 26) Başka bir yerde maşuk şu
şekilde betimlenir. “Sevdiğim kadar güzelsin/
sevmediğim kadar çirkin” (sayfa 52) Aşık Veysel’in
çok bilinen; “Güzelliğin on par’etmez/
şu bendeki aşk olmasa/ eğlenecek yer bulaman/
gönlümdeki köşk olmasa” deyişinin bir
başka söylenişi en iyi bu şekilde olabilirdi.
Ölüm, aşk ve aydınlık olgularının harmanlandığı
başka bir söyleyiş de şöyledir. “Ölümsüz
aşkın fermanının nurefşanıyız/ dolunay cemaliyiz”
(sayfa 80)
“Ömer Hayyam, Hallac-ı Mansur” bunlarla
beraber tasavvuf, tasavvuftaki hiçlik ve yokluk
anlayışı, Alevi Bektaşi geleneği gibi birçok
değerlerin izlerini görmekteyiz. “Ene’l Hakk”
diyen Hallac-ı Mansur felsefesi, duruşu ve
duyuşu bunlardan birisidir. “Bir an zaman ve
mekân/ bire bir Allah/ bir insan toplamı İslam/
bir Allah” (sayfa 40) Benlik duygusunu
sorgulanıp bir nevi terbiye yol ve yöntemleri
betimlenmektedir. “Mutluluğun dilsiziyim/
bilinmez karanlıksın içimde/ aklım kandildir/
dinsiz ben müslüman sen// bugün kendimde
saklı bir sırrım” (sayfa 27) Bu satırlar Ömer
Hayyam şiirlerini ne kadar çok andırıyor değil
mi? “Dünya kördür kalp görür hiçliği/ iyi
insanlar kalbine gömülür” (sayfa 68) Kulaklarımızın
ne kadar çok aşina olduğu bir söyleyiş
değil mi? “Dünyaya sığmayan insana sığan”
(sayfa 8) diyen şair sözü; Aşık Veysel, Neşet
Ertaş deyişlerini hatırlatıyor bizlere. Şairin bu
anlatımları mukallid sofu edasında değiller
elbette. Şairin kendi muvacehesinde bir söyleyişler
bütünüdür.
“Yetmiş iki millet”, “yedi gök” gibi sayılarla
simgeleşen kimi rakamsal, sembol olgular da
şiirlerde kendilerine yer bulmaktadır. “Yedi
gözlüdür gökler/ yedi okyanustur gözyaşımız”
(sayfa 94) Yüz sayısıyla simgeleştirilen
son şiirin bir bölümü de şu şekildedir. “İnsan
yüzüdür/ insan yüzü yüz/ insan yüz/ insan Allah’la
yüz yüze” (sayfa 96)
Kitaptan alıntıladığım birçok şiir bölümüyle
şairin bakışını, felsefesini, şiir anlayışını, biçemini
yansıtabildiğimi zannediyorum. “Şiir
heyecanla ve hayretle okunandır” anlayışının
tamda bu nadide eserde beden bulduğunu
söyleyebiliriz. Felsefesi olmayan şiir ebterdir
gibi bir anlayışta şiirin bir yanı eksik olur,
yetersiz kalır. Ama bu şiirler felsefesiyle hem
sağlam bir zemine oturtulmuş hem de sağlam
bir kolon üzerinde yükseltilmiştir. Ölüm,
aşk, aydınlık daha genel çerçevede insan
olgusunun künhüne vakıf bir anlayışla inşa
edilmiş güzel şiirler. Şairin ölüm olgusunu
bu kadar yoğun bir şekilde işlemesi sonunda
“hüve’l-baki” (ölümsüz ve ebedi olan Allah)
vahdaniyet anlayışına taşınmaktadır bir nevi
şiirler. Son olarak kitabın özeti diyebileceğimiz,
şiir kitabının isminin de geçtiği “İnsan
Ölmez An Ölür” şiirin bir bölümü ile yazıyı
nihayetlendirelim. “Ne zaman ölür insan/ insan
ölmez an ölür/ gün ışıdı doğduk/ melekler
insan doğar/ herkesin bir burakı vardır/
güneş battı öldük ölümsüzlüğe/ elbiselerimizi
gömdük” (sayfa 69) İyi okumalar.
10.07.2023