HaftanınÇok Okunanları
HİDAYET ORUÇOV 1
KEMAL BOZOK 2
VILAYET GULIYEV 3
Serdar Dağıstan 4
MARUFJON YOLDAŞEV 5
BEDRETTİN KELEŞTİMUR 6
ORHAN SÖYLEMEZ, ÖMER FARUK ATEŞ 7
Görkemli şairimiz, Azerbaycan edebiyatının ve Türk dünyasının büyük söz ustası Memmed İsmayıl’ın 86 yaşında hak dünyasına kavuştuğu haberini basından aldım. Memmed İsmayıl vasiyetine göre, Tovuz rayonunda doğduğu asırlık köyünde defin edildi.
Memmed İsmayıl 1975 yılında Moskova’da SSRİ Yazarlar Birliği nezdindeki iki yıllık Ali edebiyat kursunu bitirmişti. Onun burada çevirmenleri ve dostları vardı. Ben Moskova’da yaşadığımdan dolayı ortak dostlarımız da çoktu. Rusya’nın çağdaş önde gelen şairleri, yazarları, aydınları ve edebiyat insanları onunla dostluk kurmuşlardı. Yuri Kuznetsov, Aleksandr Kuşner, Mihail Sinelnikov, Gennadi Kalaşnikov, Vladimir Boyarinov, Maksim Zamşev, Sergey Karatov, İnna Rostovseva, Leonid Zelyonıy, Viktor Hofman, Lola Zvonaryova, Hurşide Hanrakulova, Yevgeni Landin, Evgeni Tagan ve başkaları, Memmed İsmayıl’ın parlak bir kişilik ve yetenekli bir şair olduğundan her zaman içtenlikle söz ederlerdi. O, edebi ortama geldiği ilk günden itibaren şiirlerinde halkımızın sözünü, derdini, acısını dile getirmiş, şiirleriyle binlerce insanın kalbine dokunmayı başarmıştı.
Ben Memmed İsmayıl’ı 1977 yılından, gençlik yıllarından, henüz Bakü’de M.F. Ahundov adına Azerbaycan Pedagoji Rus Dili ve Edebiyatı Enstitüsünde öğrenci olduğu dönemlerden tanıyordum. Hatta bir şiirimi hazırladığı “Azerbaycan” şiir yıllığında yayımlamıştı. Şiirlerimi çok beğenirdi. İkimiz de babasız büyümüştük, sonra kaderimizde gurbet ellerde yaşamak da vardı. Ben Moskova’da, o ise Çanakkale’de yaşıyordu. Sık sık görüşemesek de ara sıra mektuplaşır, birbirimizin halini hatırını sorardık.
Bir defasında Bakü’ye gelişlerimden birinde, beni genel yayın yönetmeni olduğu “Gənclik–Molodost” (1988–1992) dergisinin redaksiyonuna davet etti, yeni şiirlerimi getirmemi istedi. O dönemde Memmed İsmayıl’ın yönettiği derginin tirajı neredeyse rekor sayıya “300 bine” ulaşmıştı. Redaksiyona gittim ve Memmed öğretmenin odasında Memmed Aslan’ın oturduğunu gördüm. Samimi bir şekilde görüştük. Meğer Memmed öğretmen benim redaksiyona geleceğimi Memmed Aslan’a da söylemiş ve birlikte görüşmemizi planlamışlar. O dönemde üniversite arkadaşım Sefer Alışarlı da “Gənclik” dergisinde çalışıyordu. Memmed öğretmen yan odadan Sefer Alışarlı’yı da çağırdı. Memmed Aslan, Memmed İsmayıl, Sefer Alışarlı ve ben Memmed müellimin (öğretmenin) ikram ettiği çayı içerek doyasıya tatlı tatlı sohbet ettik.
Sonra Memmed öğretmen getirdiğim birkaç şiiri Sefer Alışarlı’ya verip, önümüzdeki sayılardan birinde yayımlanmasını söyledi. O şiirlerden biri “Tütüncü Kız” adlı şiir Memmed müellimi (öğretmeni) çok etkilemişti. Ancak o şiirler yayımlanmadı. Sonralar Memmed müellim Moskova’da bana “Hatırlıyor musun, senin şiirlerini yayımlamıştık” dediğinde, ben ona şiirlerin basılmadığını söyledim. Çok şaşırdı ve gerçekten çok üzüldüğünü gördüm. Bugüne kadar o şiirlerin neden yayımlanmadığını öğrenemedim...
O şiir böyleydi:
Tütüncü Kız
Uzun zamandır görüşmemiştik, karşılaştık,
Beni o tanıdık sesinle selamladın.
Biliyorum, çok sözün var, dolusun içten,
Biliyorum, gergin bir yay gibisin sen.
Nasır tutmuş elin değdi elime,
Kadınsın, kadın eli böyle olmaz.
Ben sana dağların gülü demiştim ,
Böyle çiçek olmaz, böyle gül olmaz.
Sınıf arkadaşına “öğretmen” diyerek,
Beni iyice uzaklaştırdın kendinden.
Şimdi istersen beni suçla, yargıla,
Hakkındır, gözlerinle vur beni yeniden.
Sırtında taşıdığın yük belini bükmüş,
Bu yüzden boyun kısa kalmış senin.
Tütün yaprakları tül yerine,
Sarkmış simsiyah saçlarından senin.
Talihin açılmamış, yazan kötü yazmış,
Sonunda bu kadere razı olmalısın.
Bu kara günlerinin tek sebebini,
Ancak Tanrıya sorup öğrenmelisin.
Nasıl ortak olayım senin derdine,
Boşuna karşılaştık, sınıf arkadaşım.
Benim de yollarım uzaklara çıkmış,
Kendi işime dalmış başım.
Yüreğin dertli, ellerin nasırlı,
Bu kısmet düşmüş sana ezelden.
Ne güzel haber, ne sevinç gelmiş,
Hep keder görmüşsün bu güzel elden.
Zaten kim ne derse desin sana,
Benim gözümde sen gül, sen çiçeksin.
Gözlerimde saklayacağım seni,
Sen, ruhumun derinliğine işleyeceksin.
Memmed öğretmen (Memmed İsmayıl) her Moskova’ya gelişinde mutlaka zaman ayırır, görüşürdük. 2012 yılının Şubat ayında Memmed İsmayıl Çanakkale’den Moskova’ya, dostu ve çevirmeni Yuri Kuznetsov’un anısına düzenlenen bir konferansa gelmişti. Bu fırsattan yararlanarak “Ocak” Derneği Başkanı ve Azerbaycan Yazarlar Birliği Moskova Şubesi’nin eski başkanı Tofik öğretmenle (Tofiq müəllim) istişare edip, Memmed İsmayıl’la bir buluşma organize etmeye karar verdik. “Moskova Uluslar Evi”nin bir salonunda bu etkinliği gerçekleştirdik.
Unutulmaz, hafızalarımıza kazınan bir buluşma oldu bu. Bu toplantıya Rusya aydınlarıyla birlikte, Azerbaycan aydınları, diaspora teşkilatlarının temsilcileri, Rusya’da yazıp üreten edebiyatçılarımız, şairlerimiz, tiyatro insanlarımız da katılmıştı. Bana söz verildiğinde, yüzümü Memmed İsmayıl’a dönüp ona ithaf ettiğim şiiri okudum:
Sen Tovuz’a Dön, Ben Delidağ’a
Ne işimiz var ki gurbet elde,
Bizim yüreğimiz sığmaz kafese.
Gurbet şairinin günü fırtına, kar,
Başına bir damla sevinç yağmaz ki.
Günü ayrı düşer, güneş nurundan,
Gam keder elenir yolları üstüne.
Özü yola salar öz tabutunu,
Vatana uzanan kollar üstünde.
Sabırlı yaratmış bizi Yaradan,
Bizim yollarımız taştı sabırdan.
Bir gün yine döneriz o dağlara,
Gurbette kazılan mezardan çıkıp.
De, kimin ahı tuttu bizi böyle?
Kimin bedduasına uğradık, Memmed?
Aklımız mı şaştı da gurbet yurdu,
Kendimize vatan seçtik, Memmed?
O dağlar küsmüş, yakına koymaz,
Nankör evladından yüz çevirmişler.
Her gece giriyor rüyama o dağlar,
Uyanıp bakıyorum, haber göndermiş mi?.
Tutup ellerinden umutlarımın,
Söküp alayım dedim hasreti, hüznü.
Ben gidemem o dağlara artık,
Ruhumu göndereyim dedim dağlara.
Kapım yok ki vursun ağaçkakanlar,
O evleri çoktan viran etmişim.
Ana ocağını, ata yurdunu,
Kendi elimle ellere vermişim.
Hasret içindeyim, dert içindeyim,
Gurbet rüzgârları çarpar pencereme.
Bir kuyuya düşmüş Melik Memmed’im,
Ne zümrüt kuşu var, ne kanat, ne tüy...
Dağlar diye diye dilim nasırlaştı,
Dertlerim Delidağ dağından beter.
Tam yirmi yıldır çığılarımda
Kelbecer hasreti yeşerir büyür.
Garibin derdini garip anlar,
Atalım omuzdan bu yükü, kardeş.
Yönümüz dağlara olsun bizi bekliyor,
Dik tut, daha da dik başını, kardeş!
Yine düştü gönlüme o öz yurt,
Kalkalım artık, çıkalım sefere.
Düşünmenin zamanı geldi artık,
Sen Tovuz’a dön, ben Delidağ’a.
Şiirden etkilenen Memmed İsmayıl ayağa kalkarak bana:
“Nesib, sen bu şiiri öylesine yazmamışsın, sen bu şiiri yüreğinin kanıyla yazmışsın.” dedi ve beni kucakladı.
Sonra da “Ben şair değilim, babam, kardeşim” adlı şiiriyle bana cevap verdi.
Memmed İsmayıl, ömrünü söze, milletine ve Türkçülük idealine adamış büyük bir şair, büyük bir kişiliktir. Onun adı, fikirleri ve o güzel, benzersiz şiirleri halkımızın hafızasında daima yaşayacak.
Mekânın cennet olsun, can dost!
Zaten şiirimde de demiştim ya, “Sen Tovuz’a döndün, bırakırlarsa, ben de Delidağ’a gideceğim… hem de sonsuza dek.”