HaftanınÇok Okunanları
HİDAYET ORUÇOV 1
Tahircan Muhammed, Mukaddes Mirza 2
Coşkun Haliloğlu 3
Fatih Sultan Yılmaz 4
MEHMET ALİ KALKAN 5
ELMİRA ACIKANOAVA 6
Coşkun Haliloğlu 7
Orta ve Doğu Asya kökenli bir Türk halkı olan Uygurlar, tarihsel olarak yüksek bir kültür, devlet gelenekleri ve zengin bir edebi miras yaratmış, Türk dünyasının en eski halklarından biri olarak kabul edilir. Ağırlıklı olarak Çin'in kuzeybatısındaki Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde (Doğu Türkistan`da) yaşarlar. Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkiye'de de önemli Uygur toplulukları bulunmaktadır. Uygur dili, Altay dil ailesinin Türk dilleri grubuna aittir (Özbekçeye yakındır). Çoğunluğu Müslümandır.
Uygurlar, 744 yılında, Göktürk İmparatorluğu'nun yıkılmasının ardından Uygur Kağanlığını kurdular. Tarihte matbaayı kullanan, kâğıt üreten ve yerleşik bir yaşam süren ilk Türk halklarından biriydi. İpek Yolu üzerinde ticaret, sanat ve bilim merkezleri kurarak Doğu ile Batı arasında kültürel bir köprü görevi üstlendiler.
Uygur edebiyatı, Türk dünyasının en eski ve en zengin edebi geleneklerinden biridir.
Budizm ve Manihaizm’den etkilenen metinlerin yanı sıra ünlü “Türeyiş” ve “Göç” destanları İslam öncesi dönemin ürünleridir. Türk edebiyatının başyapıtları Karahanlı Dönemi'nde (10.-12. yüzyıllar) yaratılmıştır. Uygur edebi kimliğinin temeli, Mahmud Kaşgarlı'nın "Divanü Luğat-it-Türk" ve Yusuf Balasagunlu'nun “Kutadgu Bilig” eserleriyle oluşmuştur. 15.-19. yüzyıllarda (Çağatay Dönemi), Alişer Nevai gibi büyük sanatçıların ve Abdürhim Nizari ile Bilal Nazım gibi şairlerin etkisiyle gelişen klasik tarz, (19. - 20. yüzyılın ortaları) Modern ve Milli Mücadele Edebiyatı, Uygur edebiyatında "Uyanış Dönemi" olarak nitelendirilir. Artık edebiyat sadece estetik bir zevk değil, aynı zamanda halkı eğitmek ve milli kimliklerini korumak için bir mücadele silahıydı. Modern Uygur edebiyatının en parlak figürü olarak kabul edilen Abdülhaluk Uygur'un (1901-1933) "Uyanış" şiiri, Uygur milli hareketinin manifestosu olarak kabul edilir. Cedid hareketinin (yenilenme) destekçisi olarak okullar açtı ve halkı cehaletten kurtulmaya çağırdı. Çağdaş Uygur Edebiyatının bayraktarlarından biri olan Abdülhaluk Uygur 32 yaşında Çinli yetkililer tarafından idam edildi.
"Yılların Çığlığı" ve "Aşk Bildirisi" gibi şiirlerinin yanı sıra dramatik eserleriyle de tanınan, Uygur şiirine modernizm ve devrimci bir ruh getiren Lutpulla Mutallip (1922–1945), Uygur tiyatrosunun ve modern şiirinin kurucularından biri olarak kabul edilir. Şiirleri bugün bile Uygur halkı tarafından ezbere bilinen Abdürhim Ötkür (1923–1995), 20. yüzyıl Uygur edebiyatını etkilemiş ve romanlarında ("İz", "Uyanış Yeri") Uygurların geçmişini ve bağımsızlık özlemlerini yansıtarak tarihi gerçekleri sanatsal bir dile dönüştürmüştür. Son yıllarda Uygurların durumu, Çin hükümetinin Sincan bölgesinde uyguladığı "yeniden eğitim" kampları ve kültürel baskı politikaları nedeniyle uluslararası toplumun dikkatini çekmiş ve edebiyatçılar tarafından dile getirilmiştir.
Makalede, eserleri Türkiye'de ve uluslararası alanda tanınan şair ve yazar, çağdaş Uygur edebiyatının modern temsilcilerinden biri olarak öne çıkan, Doğu Türkistan'da ve diasporada (Avrupa) edebi çalışmalarını sürdüren Rahile Kemal`in “Leyla`nın üç şiiri” kitabındaki şiirlerini analiz etmeye çalışacağız.
Uygur şair ve yazar Rahile Kemal'in şiirleri, özellikle Avrasya Yazarlar Birliği tarafından çıkarılan Kardeş Kalemler Dergisi başta olmak üzere çeşitli edebiyat ve kültür dergilerinde yayınlanmaktadır. Ayrıca bazı şiirleri ve edebi çalışmaları Bengü Yayınları bünyesinde yayımlanan Leyla’nın Üç Şiiri gibi kitaplarında okuyucuyla buluşmuştur.
Doğu Türkistan'da doğup vatanından uzakta yaşamaya zorlanan Rahile Kemal'in feryatlarına ses vermek ve acısını paylaşmak, onun hikâyesini anlatmak istiyorum.
Rahile Kemal birkaç cümleyle anlatılamaz. Satır satır okunmalıdır. Çünkü vatan özlemi, feryatları ve sürgünün acısı gözyaşlarıyla karışmış ve satırlara işlemiştir. “Bazen bir gül bahçesi bezemiştir şiirleriyle, bazen hayaller ötesi duygularını paylaşmıştır kelimelerle” (Göktürk, 2024, s.5).
Genellikle, gurbet ve aidiyet temalarını işleyen ve duygusal şiirleriyle bilinen Rahile Kemal`in eserlerinde, Türkistan coğrafyasına duyulan derin özlem ve hüzün ön plandadır.
Kardeş Kalemler gibi prestijli edebiyat dergilerinde düzenli olarak şiirleri yayımlanmakta olan şairin Avrasya Yazarlar Birliği (Bengü Yayınları) tarafından basılan Leyla'nın Üç Şiiri Türkiye'de geniş kitlelerce tanınmasını sağlayan önemli şiir kitabıdır. Ve ne mutlu bana ki, Leylanın Üç Şiiri kitabına ben de sahipim. Kitabı Türkiye Türkçesine çevirmiş Amine Wayıt / Sedef hanım kendi sözleri ve imzasıyla bana vermesi de ayrıca bir mutluluk: “Sevimli Lüfiye hanım! Əstilik olsun! Rahile Kemal. Amine Wayit”. Onunla Antalyada ASKEF`in düzenlediği bir etkinlikte tanımıştım. Yüregine sağlık sevgili Sedef… Rahile Kemal’in Leyla’nın Üç Şiiri başlıklı kitabının çevirmeni Sedef Hanım.
Kitabın “Önsöz”`de yazılıyor: “Sayın Rahile hanımın şiirlerini okuyunca Yavuz Bülent Bakiler üstadımızın “Uçub geden güzelim kırlangıçlara bakarak/ Türkistan`ı hür sandım”. Mısraları aklıma geldi. Gurbette ve esaret altında yazılan şiirler olduğundan mıdır nedir, kitabı okumaya başladığınızda bir farklı bir duyğu atmosferine girmiş gibi oldum. Birçok bölüm, çevri olmasına rağmen şiiriyetini kaybetmiyor. Bunun sebebi Uygur Türkçesi ile Türkiye Türkçesinin kardeş, Kaşgarlı Mahmut ve Yusuf Has Hacip`in dedemiz olması herhalde.
Rahile hanımın şiirlerinde kendi mahzun kalbimi gördüm. “Gecede kalmaktan üzülmeyenlere, aydınlığın yok olmasından korkanlara” sevgi, saygı ve hasretle...” Dünyanın gözü daha görmeden/Bir mazlumun yüzü daha gülmeden/ Kemal gitmesin” Ufukunuz, nutkunuz ve yolunuz açık olsun” (Çoban, 2024, s.7).
Gelelim, kitabın ismine verilen “Leylanın üç şiiri”ne. Rahile Kemal, şiirlerine hem Uygur halkının kültürel direnişini hem de evrensel edebiyattaki gurbet temasını yansıtır. Adeta Doğu Türkistan'da yaşananları mısralara aksettiren şair bazen de kısa bir süreliğine kendi iç dünyasından çıkıp, başka bir "göçmen"in - Etiyopyalı Leyla'nın - kaderine ayna tutuyor. Kimdir Leyla?
Rahile Kemal`in dizelerinde Leyla`nın hayatını ve kimliğini takip edebilir ve şiiri birkaç ilginç açıdan inceleyebiliriz:
Leyla Etiyopyalı genç kadın,
O çok sevimli,
Leyla güldüğünde gülmeden duramıyorsunuz.
Leylanın esmer teni ışıldıyor
Sağ bileğinden dirseğine kadar uzanan beyaz yara izi
Onun geçmişlerinden bir hatıra
Sol bileğindeki pas renkli bileklik
Leyla`nın tek aksesuarı (Kemal, 2024, s.14).
“Etiyopyalı genç kadın” olan Leyla'nın sağ kolundaki o "beyaz yara izi", geçmişinin bir belgesi, belki de yaşadığı bir travma veya ülkesindeki bir savaşın izleridir. Bu detayla Rahile Hanım, Leyla'yı sadece "güzel bir kadın" olarak değil, "yaşayan yaddaş" (hafıza) olarak sunuyor. Sol bileğindeki pas rengi bileklik, Leyla`nın tek aksesuarıdır. Sadeliğin sembolü ve belki de memleketinden getirdiği tek maddi bağdır.
Leyla hem de çok güzeldir. O kadar güzeldir ki, “O ofise gelirse, kadınlar bile ona “felaket kadın” deyiverir.
O ofise gelirse
Biz kadınlar bile birden bire “felaket kadın” deyiveririz.
Ofisteki üç erkeğin gözleri parlıyor.
Böyle zamanlarda Leyla`ya “yeter artık, günah”
Dediğimde, o bana sen şiir yazıyorsun değil mi?
Bu da benim şiirim, bu şiirimle
Gafletteki kadınları, uykudaki erkekleri uyandırırım!”
Diyerek kahkaha atar” (Kemal, 2024, s.14).
"Felaket Kadın") dedikleri Leyla'nın ofise gelişi herkesi (hem kadınları hem de erkekleri) şok eder. Ancak bu şok sadece dış güzellikle ilgili değildir. Ona "felaket" demeleri hem kıskançlığın hem de hayranlığın bir işaretidir. Leyla etrafına enerji ve hayat saçarak, sıkıcı ofis ortamını canlandırır.
Şiirin en çarpıcı noktası sonudur. Rahile Hanım, Leyla'ya "yeter artık, günah" (yani insanları bu kadar etkilemeye çalışma) dediğinde, Leyla'nın verdiyi cevabı derindir: "Bu da benim şiirim" (Kemal, 2024, s.14).
Şiir, Leyla için hayranlık ve hüzünlü bir duygu uyandırıyor. Bu hüzünlü duygu, Leyla'nın ışıl ışıl vücudunun ve güzel gülümsemesinin ardında saklı olan "beyaz yara izinden" kaynaklanıyor. Şiiri okuduğumuzda, Leyla'nın bu kadar canlı ve "felaket derecede" çekici görünmesinin aslında içindeki büyük bir boşluğu veya geçmişin acısını örtmek için giydiği bir zırh olduğunu hissediyoruz. Onun için üzüntü duyuyorum. Duyduğum üzüntünün birkaç nedeni var: Leyla güldüğünde herkes gülüyor, ancak o "insanları uyandırma" görevini üstlenmiş durumda. Bu, göçmen bir kadın için çok yorucu bir yük - her zaman neşeli ve etkileyici görünme zorunluluğu. Ofisteki insanların ona bakış şekli ya kıskançlık (kadınlar) ya da şehvet (erkekler). Kimse kolundaki yaranın derinliğine ya da ruhunun gerçek sesine bakmıyor. Leyla kalabalıkta yalnız, vizual bir şiir. Varoluş bir şiirdir.
Leyla, “sen kelimelerle şiir yazarsın, ben de varlığımla, duruşumla, gülümsememle ve hatta o yara izimle bir şiirim”. Der: "Farkında olmayan kadınları, uyuyan erkekleri uyandırıyorum!" Bu, Leyla'nın özgürlüğünü ve kimliğini koruma biçimidir. O sadece bakılacak bir nesne değil, aynı zamanda insanları sarsan ve "uykudan ayıran" bir güçtür.
Uygur Rahile ve Etiyopyalı Leyla, Londra'da bir ofiste karşılaşan iki farklı kültürdür. Ancak ikisi de aynı şey için mücadele eder: var olmak ve unutulmamak. Biri kâğıda yazarak, diğeri hayatın ortasında parlayarak. Bizim görüşümüze göre Leyla'nın "beyaz yara izi" ile Rahile Hanım'ın şiirlerindeki "kurumuş yapraklar" arasında bir benzerlik var. Sanki ikisi de farklı dillerde aynı acının ifadesi gibidir.
Farklı ülkelerden gelseler de, her iki kadın aynı kaderi yaşıyor. İkisi de vatanlarından koparılmış "yaralı kuşlar" gibi. Biri bu yarayı şiirle, diğeri duruşuyla iyileştirmeye çalışıyor. Leyla'nın "Bu da benim şiirim" demesi aslında bir isyan. "Ben sadece bir beden değilim, bir hikâyeyim" diyor. Ama o hikâyenin bir kolunun "pas rengi bir bileklik" ve "beyaz bir yara izi" ile bağlı olması insanı derinden sarsıyor. Bu şiir bize bazen en sisli geçmişlerin en parlak gülümsemelerin ardında saklı olduğunu gösteriyor.
Rahile Kemal'ın Leyla`sı aynı zamanda şiirindeki "yerde yatan kadın"ı da temsil edebilir; ayağa kalkıp dünyaya meydan okuyan kadını.
Leyla`nın ikinci şiiri onun oğlu Hamit
Hamit, Leyla`nın üvey oğlu.
Leyla`nın evliliğinin ikinci yılı bir sabah
Leyla`nın eşi hiç uyanmadı.
Dört yaşında, doğuşundan engelli Hamit
Leyla`ya kaldı (Kemal, 2004, s.15).
Rahile Kemal'ın "Leyla'nın Üç Şiiri"ndeki ayrıntılar, Leyla'nın trajik geçmişini ve Hamit'e duyduğu özverili sevgiyi ortaya koyuyor. Bir yangından kurtulan yetim Leyla, kendini annesinden kalan paslı bileziğiyle fiziksel engelli üvey oğlu Hamit'e adıyor. Hala:
O dönemde Leyla yirmi yeddi yaşındaydı.
On yıl geçti,
Hamit hala dört yaşındaki çocuk gibi.
Leyla diyor ki;
“beni yangından koruyan Allah`ım
Beni Hamit`le imtihan etti.
Bana dünyada en muhtaç insan Hamit”
Leyla bu şiiri sevgi ile yazıyor. (Kemal, 2004, s.15).
Kendini “yangından koruyan Allah’ın imtihanı gibi kabullendiği, “dünyada en muhtaç insana” – Hamit`e adıyor.
Leyla altı yaşındayken,
Bir bombardımanda
Leyla`nın evi ateşe verilip
Leyla`nın anne babası, kız kardeşi,
Yangında küle dönüştü.
Bir bileği ağır yaralanan Leyla
Çocuk esirgeme yurdunda büyüdü.
Leyla`ya annesinden sadece
Pas renkli bir bilezik yadigâr kaldı (Kemal, 2004, s.16).
Ayrıca çizdiği renkli kuş resimleriyle kaybettiği ailesinin anısını günlük hayatında canlı tutuyor:
Leyla`nın üçüncü şiiri çok gizemlidir.
Leyla kuşları canlı gibi çiziveriyor.
Leyla sadece beş kuşun resmini çizmeyi biliyor
Çok komik olan şu ki Leyla bu kuşu beyaz bırakıp
Kalan dört kuşu koyu mavi, leylak,
Kırmızı, mor renklerde boyuyor.
Leyla`nın kuşları
Ağaçlara, güllere ve çatılara konmadan,
Belki de yemek masasına, kitaplığına,
Yatağına, hatta banyolarına konar (Kemal, 2024, s.16).
Rahile Kemal'in şiirindeki Leyla karakterinin renkli kuş imgeleri, onun yaşadığı ağır travmayı ve kaybettiği yuva duygusunu yansıtıyor. Beşinci kuşun beyaz kalması ve kuşların alışılmadık yerlere konması, Leyla'nın kurduğu hayali dünyada ailesini ve hayatını yeniden canlandırma çabasını simgeliyor.
Bizim görüşümüze göre yazarın Suskunluk şiirinde de Leyla ile bağlantı var:
Ben nereye uçabilirim?
Kanatlarım kılla bağlanan
Sadece
Kendim için yıldız çizebilirim
Unutulan gökyüzümün
Anısına (Kemal, 2024, s.68).
Bu dizeler, şairin önceki dizelerde değindiği "renksiz gökyüzü" ve "yasaklanmış özgürlük" temalarının doruk noktasıdır. Şiiri birkaç katmanda analiz edebiliriz. Fiziksel ve Ruhsal Hapis: "Kanatlarım “kıl”la bağlı" ifadesi, sınırlamanın çok etkili bir sembolüdür. Kıl (kıl veya yün ipliği) incedir, ancak kanatlar bağlandığında uçmaya izin vermez. Bu, bir insanın büyük zincirlerle değil, bazen küçük görünen ancak ruhu felç eden sosyal normlar, travmalar veya içsel korkularla nasıl hareketsiz hale getirildiğini gösterir; şairin kişisel Özgürlük Alanı Mikro Evrendir. Toplumsal veya gerçekçi kısıtlamaların aksine, şair bu minyatür evrende en derin korkularını, en uçuk hayallerini veya en karmaşık duygularını hiçbir oto-sansüre uğramadan özgürce dışa vurabilir. Şair, dilin sınırlarını esneterek kendi estetik yasalarını kendi yazar. Şairin ve şiirin dünyasında yerçekimi, zaman veya mantık gibi dış dünyanın katı kuralları yoktur. Şair, tüm dünya bana kapalıysa ve "uçacak" bir yerim yoksa, kendi iç dünyamda yaratacağımı söylüyor. "Unutulmuş gökyüzünün anısına" "kendim için bir yıldız çizebilirim". Bu, yaratıcılığın bir sığınak olduğu gerçeğidir. Gerçek gökyüzünde yıldızlar yoksa, insan onları kağıda veya hayal gücünde kendisi için çizer. Bu, yenilgiyi kabul etmek değil, aksine kendi özgürlük adasını yaratmaktır; "Unutulmuş gökyüzümün anısına" şiir yazmaktı. Bu dize şiire derin bir hüzün katıyor. Vatanının gökyüzü zaten yüzüne yapışmış durumda. Uçamadıkları için "unutulmuş gökyüzünün anısına" çizilen yıldızlar, sadece o "kayıp cenneti" hatırlamak ve ona saygı göstermek içindir. Bu, geçmişin anılarına sadakattir; Leyla'nın kuşları ile bu dizeler arasında güçlü bir bağlantı var. Gerçek gökyüzü bombalandığı için Leyla kuşları ev eşyalarına kondururdu. Şair, yıldızları gökyüzüne değil, kendisi için ("kendim için") çiziyor.
Sonuç olarak, bu şiir, bir insanın en umutsuz anında bile yaratıcılığında ve hayal gücünde nasıl teselli bulduğunu anlatıyor. Şair şöyle diyor gibi görünüyor: "Kanatlarımı bağlayabilirsiniz, ama hayallerimdeki gökyüzüne ve yıldızlara dokunamazsınız."
Genellikle, Rahile Kemal'in Leyla'nın Üç Şiiri adlı kitabı, sürgün ve esaret altında yazılmış duygusal şiirlerden oluşmaktadır. Yazar uzakta olsa da, kalbi Doğu Türkistan'dadır. Şiirler, Türkistan'ın özgürlük özlemini, sürgünde çekilen acıları ve halkın yaşadığı zorlukları derinden hissetmektedir. Şiirler, "gece kalmaktan üzüntü duymayanlar ve ışığın kaybolmasından korkanlar"a ithaf edilmiştir. Bu, Uygur halkının yaşadığı zor günleri (gece) ve umut edilen özgürlüğü (aydınlığı) sembolize eder.
Rahile Kemal, mücadelesini doğrudan geçmişle ilişkilendiriyor. Girişte ve kitabın bazı bölümlerinde Kaşgarlı Mahmud ve Yusuf Balasagunlu gibi büyük düşünürlere atıfta bulunuluyor. Bu, "dün oradaydık, bugün oradayız" demenin bir yolu.
Şiirlerdeki ana detaylara baktığımızda, yazar Çin'deki baskıyı sıklıkla "sonsuz bir karanlık gece" olarak tanımlıyor. Bu gecede kayıp insanlar, susturulan şairler ve parçalanan aileler var. Bu şiirler, bir Uygur kadınının, annenin ve eşin çığlığını içeriyor. Sevdiklerinden haber alamamanın, vatanına gidememenin ve uzaktan sadece bir kalemle mücadele etmenin zorluğu, şiirlerin ruhuna işlemiş durumda. Ancak "Leyla'nın Üç Şiiri" sadece acıdan değil, o gecede parlayan küçük umut ışıklarından da bahsediyor.
Hem bireysel üzüntü hem de Uygur halkının ortak kaderi, Doğu Türkistan'da yaşananlar, kitapta bir araya gelmektedir. Yazar, hüzünlü kalbinin sesiyle okuyucuyu farklı bir duygusal atmosfere götürmektedir.
Rahile Kemal'in sürgün ve esaret altında yazdığı şiirler, hem Uygur halkının kültürel direnişini hem de evrensel edebiyattaki yabancılık temasını yansıtması açısından edebi ve tarihi bir değere sahiptir. Rahile Kemal'in Leyla'nın Üç Şiiri adlı kitabı aslında "sürgün edebiyatı"nın bir örneğidir.
Kaynak
Kemal Rahile (2024). “Leyla`nın üç şiiri” (çeviren Amine Wayt/Sedef). Ankara, Bengü Yay,
Göktürk Nurettin (2024). Taktim. /Kemal Rahile. “Leyla`nın üç şiiri”. Ankara, Bengü Yayınları, s.5
Özgür Çoban (2024). Önsöz./Kemal Rahile. “Leyla`nın üç şiiri”. Ankara, Bengü Yayınları, s.7.