Renkler


 01 Haziran 2020


Çocukken hep gökkuşağına doğru koşmak isterdim, o renklerin karışımını yakından görmek ve güneşe daha yakından bakmak için. Güneş, tam da gökkuşağının üstünde olacağından orası sıcak bir yer olmalıydı. Bir çiçek bahçesi hayal ederdim, kenarında uzun bir yol olan ve gökkuşağına doğru giden. Her günüm yeni bir renk olurdu. 

“Anne bak, itfaiyeciler.” dedi çocuk. Mavi gözlerini açmıştı ve bize bakıyordu. Beş yaşlarında olmalıydı. Kolunu alçıya almışlardı, rengi ise turuncuydu. Galiba en sevdiği renk bu olmalıydı. Ona gülümsedim ama yüzümdeki maskeden dolayı görmedi. 

Acil servis dolmuştu ve ağır bir hastam vardı. Hastaya bakmak için uzman hekim benimle beraber aşağı inmişti. Korona döneminin başlangıcı idi. Önlemlerimizi almıştık. Sarı ve turuncu renkli önlüklerimizi giyip maskemizi takmış, hastanın bulunduğu yere doğru yürüyorduk. Her hastanın yanına giderken önlüklerimizi değiştirip yeni maske takıyorduk.

“Bu durum ne kadar sürer?” diye sordum uzman hekime. “Bilmiyorum ama umarım İtalya’da ki durumlar burada yaşanmaz.” dedi. Evet, oradan çok fena haberler geliyordu. Hastalığın seyri ve sağlık sisteminin işleyişi iyiye gitmiyormuş. Tahminimizden de kötü bir hastalıktı bu. Normal gribe benzemiyordu ve çeşitli organlara zarar veriyordu. “İlk kural, bütün önlemleri alarak kendi sağlığımıza dikkat etmek. Hastanın yanına girdiğinde maske takmış mıydın?” diye sordu uzman hekim. “Evet, bütün önlemleri almıştım.” diye cevap verdim. Ağır septik bir şekilde gelmişti ve hemen antibiyotik vermiştim. Korona olsun veya olmasın, hiç tereddüt etmeden yanına koşmuştum.

Bütün ekibimizle beraber her zaman hazır bulunmuştuk ve insanları önlemler hakkında uyarmıştık. 

Fakat hastalık, düşündüğümüzden çabuk yayıldı ve her gün yeni vakalar gelmeye başladı. Bazıları hastalığı hafif geçiriyordu. Bazılarının durumu ise birden ağırlaşıyordu. En tuhaf olan ise, bir saat önce durumu iyi olan hastanın hemen sonra yoğun bakıma gidebiliyor olmasıydı. Yaşlı veya genç fark etmiyordu, herkes ağır şekilde geçirebiliyordu ya da hafif atlatabiliyordu. Hastanemizde artık üç tane Korona bölümü vardı ve dördüncü bölüm açılmak üzereydi. Yoğun bakım ise dolmak üzereydi. Hastane yönetimi, stoklarımızın azaldığını bildirdi. Önlemler iyice artırıldı. İzinlerimiz iptal oldu. Nöbetçi doktor ve nöbetçi hemşire sayısı fazlalaştırıldı. Stoklar bitmese keşke diye düşünürken korkulan oldu;  maskelerimiz bitmek üzereydi. Son anda yeni stok geldi ve önlemlerimizi yine alabildik. 

Bu öyle bir hastalıktı ki her yerden bulaşabiliyordu. 

Arkadaşlarla birbirimize baktık ve birisi; “Kendimi yangının üzerine koşan itfaiyeci gibi hissediyorum.” dedi. “Her tarafta alevler var sanki.” derken telefonu çaldı. Hastası ağırlaşmıştı. Hemen onun yanına gitti.

Birden küçük çocuk aklıma geldi, o da bize itfaiyeci demişti.  

Birkaç hafta geçmeden kendini itfaiyeci ile kıyaslayan arkadaşım öksürmeye başladı. Fazla şikâyeti yoktu ama tedbiren hemen Korona testi yapıldı. Ve Korona çıktı. Hafif geçirdi hastalığı. 

Bir müddet sonra da ben öksürmeye başladım. Bütün önlemlere rağmen Koronaya yakalanmıştım ve onun kadar şanslı olamadım. Durumum gün geçtikçe ağırlaştı. Sırf öksürmek değildi şikâyetim, ağzımın tadı tuzu da kaçmıştı. Sanki hayatın bütün renkleri silinmişti bir anda. Yerimden kalkamıyordum yorgunluktan. Yattığım hastane odasına sarı ve turuncu önlüklerle girdiler devamlı. Nefes almakta zorlandığım günlerden birinde ise durumum ağırlaştı ve beni yoğun bakıma alarak uyuttular. Burada bana göre çok uzun bir süre kaldım. 

Bir rüyaya daldım. Rüyamda uçsuz bucaksız bir çiçek bahçesindeydim. O yorgun halimden ise hiç eser yoktu. Uzun bir yolda koşuyordum ve o yol gökkuşağına gidiyordu. Sonunda vardım ışıltılı güneşin ve hafif bir yağmurun tam altına. Karşımda gökkuşağının başlangıcı… Hayalimdeki yer… Uzattım elimi sarı ve turuncu renk karışımına… 

“Uyandı nihayet.”

Gözlerimi açtığımda hâlâ yoğun bakımdaydım ve sarı ve turuncu renkli önlük giymiş doktor bana bakıyordu. Elimi de ona doğru uzatmıştım.

“Siz itfaiyeci misiniz?” dedim. 

Başımı gülme sesine doğru çevirdiğimde yan tarafımdaki yatakta mavi gözlü çocuğu gördüm. 

Kurtulmuştum.

Kurtulmuştuk.

(AYBEA Online Hikâye Atölyesi / Mayıs 2020)

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 162. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 162. Sayı