HaftanınÇok Okunanları
ZEHRA TAŞDEMİR 1
HİDAYET ORUÇOV 2
Coşkun Haliloğlu 3
SULTAN RAEV 4
Yıldız Ormanova 5
Muhittin Gümüş 6
Ahmet Kartal 7
İnsanlardan bazılarını tanırsınız,
anlarsınız, seversiniz,
hatta kardeşinizmiş gibi seversiniz
fakat anlatamazsınız.
Onların dostluğu vazgeçilmezdir.
Onları anlamak,
sevmek külfetsizdir. Ne var
ki bu güzelliklerin yanında
onları anlatmak maalesef imkânsızdır.
Çünkü haklarında
kuracağınız her cümle, söyleyeceğiniz
her söz zayıf kalır.
Orhan Veli’nin dediği gibi
onlar karşısında kelimeler kifayetsizdir.
İşte Adnan Şenel o insanlardan
biriydi. Onu tanıyıp da sevmeyen, şakalarına
alışıp beğenmeyen, ondan etkilenmeyen
ve hakkında olumlu düşünmeyen bir insan var
mıdır, bilmiyorum. Böyle birisiyle ben hiç karşılaşmadım.
Vefat haberini sosyal medyada görünce bana
telefonla ulaşıp üzüntülerini bildiren, başsağlığı
dileyen müşterek okurlarımız oldu. Bunlardan
en ilginci Çorum Hitit Üniversitesi’nden
Cengizhan Bey’di. Cengizhan Bey Adnan Şener’le
bir kerecik bile yüz yüze gelip konuşmamıştı.
Onu romanlarından tanıyordu. Arada bir
telefonla görüşmüşlerdi, o kadar. Cengizhan
Bey ağlamaklı bir ses tonuyla “Biz ondan yeni
romanlar, yeni Heymeymoro’lar bekliyorduk.
Çok erken gitti.” diyordu. Yakın bir dostunu
kaybetmiş kadar üzüntülüydü.
Ben, bilim insanı değilim.
Adnan Şenel’in yazarlığıyla
ilgili söyleyeceklerim bilimsel
bulgular olmayacaktır. Sizlere,
sadece Adnan Şenel’i
tanıyan bir yazar olarak ve
yazarlık atölyesi hocası olarak,
eserlerinden hareketle
yaptığım genel tespitlerden
söz etmek istiyorum.
Adnan Şenel, mensubiyet bilincinden
uzak yazarlardan
değil, öncelikle bir Türk yazarıydı.
Eserlerinde ele aldığı
olayların, işlediği konuların
çoğu Türk’ün uzak ve yakın
tarihinden seçilmişti. Tarih dışı olayları yazarken
de Türk’ün kültürel değerleri konusunda
yüksek hassasiyet sahibiydi. Millî, manevi değerlerimizle
çelişebilecek ifadelerden büyük
bir sorumluluk duygusuyla uzak duruyordu.
Adnan Şenel, Türkçenin yazarıydı; Türkiye
Türkçesinin her türlü imkân ve inceliklerine
hâkimdi. Her yazarda bulunmayan bu güzel
zenginliği eserlerine ustalıkla yansıtabiliyordu.
Diyaloglarda kişilerinin yaş, cinsiyet ve sosyal
konumlarını dikkate alarak onları sokak diliyle
de eğitimci, bürokrat, asker diliyle de konuşturabiliyordu.
Anlatıcılarını farklı anlamlara
gelebilecek, uzun, dağınık, bozuk ifadelerden
uzak tutarak okuyucularına çile çektirmiyordu.
“Benim yazarken çektiğim sıkıntının birazını da
okuyucu çekiversin!” diyen yazarlardan değildi. En karmaşık, en çetrefil durumları bile açık,
anlaşılır, kısa ve başka yönlere çekilemeyecek
cümlelerle anlatıveriyordu.
Adnan Şenel, eserlerinde olay, kişi, yer ve zaman
dörtlemesiyle ilgili ifadelerini, çağrıştırmalarını,
birbirini bütünleyecek biçimde, ustalıkla
kullanıyordu. Dolaysıyla okuyucu çiğ bir
sürprizle karşılaşmıyor, kendini doğal bir akışın
içinde buluyordu. Bu doğallaştırma özelliğinden
dolayı en olmayacak olaylar, durumlar
bile okuyucuda yapaylık hissi uyandırmıyordu.
Adnan Şenel’in ilk sıraya konulması gereken
önemli özelliği, kurgu ustalığıdır. O, gerçekten
büyük ve müthiş bir kurgu ustasıydı. Her yazar,
hikâye ve romanlarını gerçek hayattan alarak
yazacak olsa bile mutlaka kurgular. Zaten bir
olayı, bir durumu yaşandığı gibi yazmaya kalkışırsak;
yazdığımız haber olur, rapor olur, tutanak
olur, hikâye roman olmaz. Edebî değer
taşımasını isteyerek yazacağımız her hikâyeyi
her romanı mutlaka kurgularız ama Adnan Şenel
seviyesinde bir başarı göstermemiz mümkün
değildir. Biz, roman ya da hikâyenin beş
unsurunu (olay, kişi, yer, zaman, dil ve ifade)
birbiriyle çelişmeyecek biçimde belirler, zihinden
ya da kâğıt üzerine kabataslak bir plan
yapar, hemen yazmaya başlarız. Yazarken karşılaştığımız
problemleri yolda çözmeye çalışırız.
Bazen problem çetin çıkar, tıkanır kalırız.
Günlerce, aylarca beklediğimiz olur.
Adnan Şenel böyle yapmaz. O, önce düşünür.
Uzun süre düşünür. Yazacağı eseri ilk önce bir
bütün olarak, sonra bölüm bölüm, daha sonra
da sayfa sayfa kurgular. Karşılaşabileceği
problemleri en baştan tespit eder ve çözer.
Eseri kafasında bitirerek belleğine kaydeder.
Daha sonra da bilgisayarının başına geçip
yazmaya başlar. Böyle çalıştığına dair tanıklarımdan
biri, onun en yakın dostu Dursun
Kuveloğlu’dur. Böyle, ayrıntılı, ince hazırlıklar
yaparak yazdığını, her dikkatli okuyucu eserlerindeki
mükemmel kurgulardan da çıkarabilir.
Onun romanlarında, okuyucu kafasına takılıp
kalacak zeminsiz, zamansız, mantıksız hiçbir
gelişmeye rastlanmaz.
O, iyi bir insan, iyi bir yazardı.
Onu en birikimli en verimli döneminde kaybettik.
Ruhu şad, mekânı cennet olsun.