HaftanınÇok Okunanları
Serdar Dağıstan 1
KEMAL BOZOK 2
HUDAYBERDİ HALLI 3
BEDRETTİN KELEŞTİMUR 4
İSMAİL DELİHASAN 5
Cabbar Eşankul 6
Ülkü Taşlıova 7
“Fatime, nedir bu senin yaptığın?
Elena’nın yeni saatini
nasıl alırsın? Annenle baban
seni terbiye edememiş. Yoksa
Tatarların hepsi mi böyledir?
Her beğendiği şeyi tutup
almaya hakkım var diye
mi düşünüyorsunuz? Ortalığı
doldurdu bu göçmenler…”
dedi hoca nefretle kızın adını
mahsustan Rusça çirkin bir
şekilde telâffuz ederek. Sonra
sinirlenerek, çantayı yere
atıp yerine geçti.
Fatime utancından renkten
renge girerek yüzünü aşağı eğmiş haliyle
rahle yanında duruyordu. Sıkıldığından parmaklarını
durmadan sıkıyor, yoğuruyordu.
Fakat suçsuz olduğunu anlatacak kadar cesareti
yoktu. Zaten şu uğursuz saatin, çantasına
nasıl gelip düştüğünü kendisi de bilmiyordu.
Gözyaşlarını zor tutarak, birdenbire kendisini
sınıftan koridora attı. Adımlarının
sesi gittikçe uzaklaşarak,
kaybolup gitti.
Ben hemen arkasından fırladım.
Sınıfımızda Kırım Tatarları
olarak sırf ikimiz vardık.
Durum böyleyken birbirimize
destek olmalıydık. Onu
arayarak dışarı çıktım, taa binanın
arkasına kadar gittim.
Garibim köşeye çömelmiş,
elleriyle yüzünü kapatarak
ağlıyordu.
“Ağlama! Fati! Ağlama, canım!”
sözleriyle kucakladım onu çömelerek.
O ise, kendini durduramadan hıçkıra hıçkıra
ağlamaya devam etti. Tabi ki ağlayacak, ben
onun yerinde olmuş olsaydım bu haksızlığa
nasıl dayanabilirdim bilmem. Zaten Sergey’in
de Natalya Vasilyavna’nın da yaptıkları sırf
Fati’ye değil, bana ve okulumuzda ne kadar
Kırım Tatar öğrencisi varsa, hepsine yapılmış oldu. Tabi ki, ben de çok üzüldüm. Lâkin,
Fati!
“Fati, senin çantanda Elena’nın saatinin ne işi
var?”
“Bilmiyorum! Bilmiyorum! Sen de mi beni hırsız
sanıyorsun?” diye yeni güçle hüngür hüngür
döküldü Fatime.
“Öyle olur olmaz laflar etme, canım. Ben
seni tanımıyor muyum sanki. Dur dur! Ben
biliyorum galiba. Bu Sergey, teneffüste senin
çantanın yanındaydı. Anlaşılıyor ki, boşuna
dolanmamış. Elena talim dersine gittiğinde
saatini rahlesi üzerinde bıraktığını görmüştüm.
Sonra onu Sergey’in elinde gördüm.
Demek, Sergey o saati senin çantana koymuş.
Ah, arsız! Namussuz! Yaptığına bak!”
“Sergey’i çantamın yanında mı gördün?”
“Kendi gözlerimle gördüm. O, saatin sende
olduğundan emindi, bundan hocaya özellikle
senin çantana bakmasını söyledi. Saatin
senin çantandan çıkarıldığını görünce ne kadar
hoşlandı! Bir de Tatarları hırsızlıkla suçladılar.
Nasıl bir aşağılıktır bu?”
“Tamam, iyi, Sergey böyle bir aşağılık yaptı
diyelim, peki Natalya Vasilyevna? O niye
ona inandı ki? Niye bana hakaret edercesine
bunca söz söyledi? Başka birinin eşyasını almak
aklımın ucuna bile gelmez benim.” diye
Fatime gömleğinin koluyla gözlerini sildi.
“Bu hadisenin seninle hiç alâkası yok. Biliyorsun
ki, Natalya Vasilyevna buradaki Rus’ların
ekseriyeti gibi, Tatarlardan nefret eder. Pislik
olsun diye mahsus söylenmiş sözlerdir bunlar.”
dedim ben.
Biz o dönemde on üç yaşındaydık. O yıllarda,
çocuk olduğumuza bakmadan, kendi
vatanımızda yaşamak için mücadele vermek,
kendimizi tanıtmak, bu topraklarda bizim de
yaşamaya hakkımız olduğunu anlatmak mecburiyetindeydik.
Onların bize alışmaları için,
nefret etmeden ve kötülük yapmadan davranmaları
için yıllarca çabaladık.
Artık mücadele sırası çocuklarımıza geçti.
(AYB Balkanlar Online Hikâye Atölyesi/ Kasım 2021)