Sabır Taşı *


 01 Mayıs 2010

Erken erken zamanda, erken bir de zamanda hanın oğlu nasılmış, qaratol söylermiş. Evvel zaman içinde bir adamın bir tek kızı varmış. Kız, her gün suya gidermiş. Başına kızıl tülbent bağlayıp suya gittiğinde bir kuş, kıza bağırırmış: “Gük gülü gük gük kızıl tülbentli kız, senin başına bir iş gelecek” dermiş. Kız eve dönermiş, bu sefer yeşil tülbent bağlayıp yine suya gidermiş. Kuş yine bağırırmış: “Gük gülü gük gük kızıl tülbentli kız, senin başına bir iş gelecek” dermiş. Bu böyle devam etmiş gitmiş. Kız korkmuş, ne yapacağını düşünmüş taşınmış; ama bir türlü bilememiş. Annesine, babasına bu meseleyi açmış: “Bir kuş, bana böyle böyle bağırıyor; ben korkuyorum, ne yapacağım?” demiş. Babası: “Olmazsa göçelim buradan,” demiş. Evlerini satmışlar. Babası, annesi ve kız göçüp gitmişler. 

Bir zaman geçtikten sonra bunların suları, ekmekleri bitmiş. Göç ettikleri yerde büyük bir saray varmış. Kız gitmiş, sarayın kapısına vurmuş. Kapı açılmış ve kız saraya girmiş. Oraya girmiş, buraya girmiş; o odaya geçmiş, bu odaya geçmiş; bakmış bakmış oralarda hiçbir şey yok. Başka bir kapıyı çalıp bakmış ki bir güzel genç uyuyormuş. Genci sallamış; ama genç uyanmamış. Kapıya vardığında kapı geri kapanmış. Bağırmış, çağırmış kız içerden. Annesiyle babası da dışarıdan bağırmışlar; ama bir türlü kapıyı açamamışlar. Annesi ve babası biraz kapının önünde beklemişler. Ne yapalım, kızımızın kaderi buymuş deyip bırakıp gitmişler. Demek ki kuş kızımıza bunu söylüyormuş, demişler. 

Kız da gencin yanına varmış ve onun başında bekleyip oturmuş. Aradan epey bir zaman geçmiş. Bakmış ki bir gün sarayın yakınına çingeneler geliyor. Çingeneler, çadır kurup orada konaklamış. Çingenenin kızı bir gün ekmek istemek için evden çıkmış. Sarayın kapısına gelmiş. Kapıya vurmuş, kapı açılmış. Çingene kız önceki kız gibi içeri girmiş. Odaların kapılarını açıp açıp odalara göz atmış. Bakmış ki hiç kimse yok! Varmış kapının birini açmış ki içeride genç uyuyor, bir kız da bu gencin başında bekliyor. Artık odadan çıkayım dediğinde bir de bakmış ki sarayın kapısı kapanmış. Çingeneler odanın kapısını açmak için epey uğraşmışlar uğraşmışlar; ama açamamışlar. Sonra Çingeneler gitmişler. Çingene kız da orada kalmış. Diğer kız: “İkimiz de bekleyelim artık, ikimizin de kaderi böyleymiş,” demiş.

Oturmuşlar. Kırk gün geçmiş. Kırk gün olunca önceden gelen kız: “Ben azıcık uyuyayım. Sen bekle bunun başını, belki uyanır,” demiş. Kız uyuyunca genç uyanmış; bakmış başında bir kız oturuyor! Genç: “Sen kimsin?” demiş. Kız: “Ben kırk günden beri senin başında bekleyip oturuyorum,” demiş. Genç: “Diğer uyuyan kim?” demiş. Kız: “O uyuyan çingenenin kızı,” diye cevap vermiş. “O geleli üç gün oldu, ben kırk gündür senin başında bekliyorum,” demiş. Genç: “Öyleyse ben seninle evleneyim,” demiş. “Bu çingenenin kızı da bize hizmetçilik etsin,” demiş. Genç bilmeden çingenenin kızıyla evlenmiş. Saraya evvelden gelen kızı da kendilerine hizmetçi yapmış. Genç, hizmetçi kızın önceden, diğerinin de sonradan geldiğini bilmiyormuş. Genç kalkıp giyinmiş: “Ben sana ne getireyim?” diye sormuş çingene kızına: “Bana güzel giysiler, ayakkabılar getir,” demiş. Önceden gelen köylü kız da: “Bana sabır taşıyla ustura bıçak getir,” demiş. Delikanlı gitmiş, söylenenleri alıp getirmiş. Çingene kızı gidip giyinip saçını başını taramış: “Güzel oldum mu?” diye gence sormuş. Genç: “Ben gidip diğer kıza bakayım. Ne yapıyor acaba sabır taşıyla, ustura bıçakla!” demiş. Genç kapının arkasına varıp delikten kızı dinlemiş. Kız, sabır taşına: “Ben, böyle kırk gündür bu gencin başında bekliyorum; annemden ayrı, babamdan ayrı kaldım. Bir de Allah tarafından çingenenin kızı çıkıp geldi. Azıcık uyuyayım derken genç uyandı. Çingenenin kızı benim yerimi aldı. Çingenenin kızı bu genci aldatıyor, gencin de bundan haberi yok. Ben artık dayanamıyorum. Sen olsan ne yapardın ey sabır taşı?” demiş. Sabır taşı da: “Çat!” deyip çatlamış. Kız: “ Ey sabır taşı sen çatlarsan ben kız başıma bu işe nasıl dayanayım? Ben de kendimi öldüreyim öyleyse,” demiş. Ustura bıçağı boynuna dayayıp kesecekken genç, kapıyı açıp içeri girmiş; bileğinden tutmuş: “Ben bilemedim. Sen niye bana söylemedin, böyle böyle oldu deseydin; ben o zaman seni alırdım,” demiş. Kız: “Sen bana inanmazdın. Senin başında o bekleyip dururken, ben kenarda uyurken sen inanmazdın. Ben kendimi öldüreceğim,” demiş. Genç: “O zaman öyleyse ben de seninle evleneceğim. Diğer çingenenin kızı yalancıymış, onunla evlenmiyorum,” demiş. Kırk gün kırk gece düğün yapmışlar. Çingenenin kızını da kovmuşlar.

 

[1] Kaynak Kişi: Raziye ÇAĞDAŞ

Bu yazı Kardeş Kalemler dergisinin 41. sayısında yer almaktadır. Derginin bu sayısında yer alan tüm yazılara aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kardeş Kalemler 41. Sayı