HaftanınÇok Okunanları
Serdar Dağıstan 1
KEMAL BOZOK 2
BEDRETTİN KELEŞTİMUR 3
ORHAN SÖYLEMEZ, ÖMER FARUK ATEŞ 4
VILAYET GULIYEV 5
HİDAYET ORUÇOV 6
MARUFJON YOLDAŞEV 7
Yunus Kandım’ın Doğumunun 60. Yıl Dönümü
Bundan neredeyse on beş yıl önce mart ayının karlı günlerinde aramızdan çok erken ayrılan ünlü şair, çevirmen, araştırmacı ve yazar Yunus Kandım hayatta olsaydı, 4 Eylül tarihinde 60 yaşını kutlardı. Kırım Tatar edebiyatında onun yeri boş kaldı, birçok şiir yazılmadı, birçok kitap çevrilmedi. Kırım tarihinin “beyaz lekeleri” araştırılmadı. Bu çalışmaları onun gibi hiç kimse yapamadı… On beş yıl boyunca Yunus Kandım’ın kitaplarının baskıya hazırlanışını, Yunus’un başlattığı ve her sene düzenlenen “Kırım Benim Vatanım Festivali” çerçevesinde “Ana Dili Milletin Tükenmez Zenginliği” isimli şiir ve nesir yarışmasının organizasyonunu ve kazananlara ödüllerin verilmesi işini rahmetli Yunus’un eşi Sabriye Kandım üstlendi. Geçenlerde Sabriye Hanım ve kızı Hatice Kandım ile Yunus’un sevdiği ilim ocaklarından biri olan İsmail Gaspıralı Kütüphanesi’nin bahçesinde yetenekli ve tutkulu şair, kalemi keskin bir nesir yazarı, araştırmacı, sevgili eş ve babayı andık.
- Sabriye Hanım, Yunus ile nasıl tanıştınız? İlk görüşmenizi hatırlıyor musun?
- (Gülüyor) Biz Yunus ile çocukken komşuyduk. Bahçesaray’ın Çamlı Özenbaş köyünde doğan annem ve babam ile Yunus’un Balıklava bölgesindeki Urkusta köyünde doğan annesi 1944’te Özbekistan’ın Akkurgan bölgesine sürgün edildiler. Aynı mahallede büyüdük, aynı okula gidiyorduk. Onun ablasıyla benim ablam aynı sınıfta okudular. Aile bağlarımız pek sıkıydı. Anne ve babalarımız her zaman birbirlerini ziyaret eder, bayramları beraber kutlarlardı. Yunus benden üç yıl önce mezun olup Taşkent’te Nizami Pedagoji Enstitüsü’ndeki Kırım Tatar Dili ve Edebiyatı bölümüne girdi. Ondan sonra askerliğe gitti. İlk şiiri o yıllarda ana dilimizde basılan yegâne gazete olan “Lenin Bayrağı” isimli gazetede basıldı. Mahallemizin yiğitlerinin yiğidiydi! Kent kızlarının hepsinin dikkati üstündeydi. Gür saçlı, iri gözlü, güler yüzlü, herkesle şakalaşan bir delikanlıydı. Bir gün komşumuzun düğününde Yunus bana duygularının ciddi olduğunu söyledi. Evlilik kararımızı anne babalarımız da makul gördüler. Nişanlandık, 1984’te evlendik. Beraber “Lenin Bayrağı” gazetesinde çalıştık. Peş peşe Timur ve Emir isimli oğullarımız doğdu. Ben de evlatlarımızı büyütmek, terbiye vermekle meşgul oldum. 1989’da Kırım’da ana dilimizde “Dostluk” isimli gazete çıkmaya başladı. Gazetenin müdürü Şevket Ramazanov Yunus’u beraber çalışmaya davet etti. Vatana dönmeye karar verdik.
- Evet, o zamanlarda Moskova olayları, milletimizin kitle halinde vatan yoluna çıkması, Kırım’da toprak davası, mitingler, protestolar ve yeni kasabaların kurulması gibi işlere Yunus tabii ki kayıtsız kalmadı. Gazetemizde özgürlüğümüzün ilk dönemlerinde milli davamız konusunda en keskin yazıların, en ileri bakışın, meşhur insanlarla röportajların Yunus’a ait olduğu aklımdadır. Aslında gazetemizin ekibi de Kırım’a dönmek niyetindeydi ancak Yunus bir gün bile beklemek istemedi.
- О yıl Yunus iki ayı Kırım ve Taşkent arasındaki yollarda geçiriyordu. 1 Eylül 1989’da ailecek vatan toprağımıza ayak bastık. Benim annemle babam uzun zamandır Kırım’daydı. Biz onların yanına sığındık ancak sonra kendi evimizi yapmak için bir arsa aldık. Yunus ve kardeşi Murat iki ay içerisinde geçici olarak bir kulübe yaptılar. Kulübede sadece mutfak ve yatak odası vardı. Bu yer bizim geçici meskenimizdi yani daha sonra evimizi de yapacaktık. Ancak “geçici” kulübemizde on beş yıldan fazla bir zaman yaşadık. Mutfağımız aynı zamanda Yunus’un çalışma odası oldu. Devam eden yıllarda Yunus geceleri eski buzdolaplarının tırıltısı eşliğinde ve un çuvalları, sebze poşetleri yanında kitaplarını, şiirlerini yazdı. Gazeteye yazılar hazırladı. Yorulunca mutfaktaki sedirin üstüne uzanırdı. Yunus çalışmayı hem bilir hem de çok severdi. Bir işin ucundan tuttu mu bitirmeden durmazdı. Milletimizin vatanda yerleşme zorlukları, haksızlıklar, edebiyatımızın durumu Yunus’un kalbini çok yıprattı. Kalp krizi, tansiyon gibi hastalıklar başladı.
- Yunus Bey kendine hiç acımadan çalıştı. “Ben yapmazsam kim yapar?” diye kendi kendine çok zor görevler yükledi. I. Kurultay hakkında, milli şehidimiz Noman Çelebicihan’ın hayatı ve faaliyetlerine dair gerçekleri de ilk o göstermişti.
- Onun aklında o kadar çok hedef ve plan vardı ki insan aklı buna dayanmaz. 1991’deki II. Kurultay arifesinde, 1917’de Bahçesaray’da düzenlenen ilk kurultayımız hakkında bildiri hazırladı. Peşinden Noman Çelebicihan’ı anlatan bir kitap yazmaya başladı. Devlet arşivine başvurdu ancak arşivde çalışma iznini almak çok zor bir meseleydi. Yunus aylarca izin almaya çalıştı sonunda da aldı. Noman Çelebicihan; Kırım Müslüman İcra Komitesi’nin başkanı, Kırım Tatar halkının I. Kurultayı’nın teşebbüsçüsü ve organizatörü, Kırım Milli Hükümet Başkanı, Kırım, Polonya, Beyaz Rusya Müslümanlarının Müftüsü ve Kırım Tatar Klasik Edebiyatı’nın aydın simalarından biriydi. Yunus bu mühim şahsiyetin hayatı ve faaliyetleri hakkında nice bilgi topladı. Bu araştırmaların sonucunda 2002 yılında “Kureş Meydanını Ot Basmaz” isimli monografi ortaya çıktı. Yunus bu kitabın Noman Çelebicihan’ın arkadaşlarını tanıtacak ikinci cildini de çıkarmak niyetindeydi. Ancak iş yarıda kaldı. İlk defa devlet arşivinde bulunan Yunus eve çok heyecanlı döndü. “Orada o kadar çok malzeme var ki.” dedi. Bu bilgilere ulaşmak imkansızdı. Örneğin, 1938’de Stalin’in baskılarına maruz kalan dedesi Urkustalı hoca Tair Umer ile ilgili de bilgi almak kolay olmadı. Yunus, Umer hocanın torunu olduğunu ispatladığı halde arşive girmekte zorluk çekti. Elde ettiği bilgiler sayesinde Yunus birçok makale yazdı. “Ormanlar Şuvulday” isimli uzun şiirini de bu şekilde yazdı.
- Yunus sosyal faaliyetler, gazete, vakıf, üniversitedeki işi ve arşivdeki araştırmalar arasında edebi eserler yazmak için zaman ve gücü acaba nereden alıyordu?
- On sene önce Yunus’un bastırdığım bir kitabına “Uyku Yoktu Gözlerde” adını verdim. Gerçekten Yunus bütün varlığıyla eserlerinde, yaratıcılığındaydı. Yazdığı, bitiremediği ve düşündüğü şiirlerin sayısı çok olmasına rağmen Yunus hayattayken sadece üç şiir kitabı çıktı. 1988’de Özbekistan’da “Sen Denize Benzeysin” basılan ilk şiir kitabıydı. Ardından 1997’de Kırım’da “Sarı An”, 2001’de ise “Umut İpi” isimli şiir kitapları basıldı. Sürgünlükten sonraki dönemde Kırım Tatar şiirindeki akrostiş şiirleri ve palindrom türlerini Yunus canlandırdı. Türk, Azerbaycan, Türkmen, Ukrayna ve Rus dillerinden birçok tercüme yaptı.
- Yunus, Kırım Tatar edebiyatının diğer dillere çevrilmesi uğruna büyük işler yaptı. Kırım Tatar edebiyatını Türkî devletler arasında ve uluslararası kongrelerde tanıtmaya çalıştı.
- Yunus o kongrelerde meşhur Azerbaycanlı şairler Anar, Abbas Abdulla, Reşat Mecit ile tanıştı. Reşat ile yakın arkadaş olup ona “Hazar Yalılarında” şiirini adadı. Türkiye’deki bir edebiyat kongresinde büyük yazar Cengiz Aytmatov ile tanışma ve sohbet etme fırsatı buldu. Bu onun kanatlarına kanat kattı. Meşhur Ukraynalı şair Mıkola Mıroşnıçenko ile birlikte sekiz ciltlik “Kırım Tatar Edebiyatı Antolojisi”ni Kırım Tatar ve Ukrain dillerinde hazırlayıp sadece iki cildini çıkarmakla muvaffak oldular. Bu önemli ve büyük işi bitirmeye ikisinin de ömrü yetmedi. Önce Yunus gitti. Çok zaman geçmeden Mıkola da bu dünyayı terk etti.
- Bu işe neden devam edilmedi?
- Ben devam ettim. Çocuk edebiyatı, halk edebiyatı, çın ve mani ciltleri hazırlandı ama baskıya verilmedi. Yunus’un pek çok kitabı basılmak için kendi sırasını bekliyor.
- Yunus’un, vaktinde Kırım Tatar edipleri arasında adı bile anılmayan Cengiz Dağcı’yı bütün Türk dünyasının gözyaşlarıyla okuduğu ve etkilendiği bir yazar olarak edebiyatımıza, Kırım’a geri kazandırdığını söylersek mübalağa olmaz.
- Yunus, Cengiz Dağcı’nın Kırım’da yaşayan Tevide ve Ayşe isimli kardeşleri vasıtasıyla Cengiz abiyle bağlantı kurdu. Cengiz Dağcı uzun zaman Yunus’un mektuplarına cevap vermedi. Sonra kendisi de Yunus’a “Kırım’ın beni unutmadığına inandırdın beni” diye sık sık yazdı. Arşivimizde Cengiz Dağcı’nın Yunus’a yazdığı ondan fazla mektup bulunuyor. Cengiz Dağcı ona kendi eserlerini çevirme hakkını da verdi. Yunus, yazarın “Korkunç Yıllar”, “Yurdunu Kaybeden İnsan” ve “Onlar da İnsandı” kitaplarını ana dilimize çevirip “Yıldız” dergisinde bastırdı. Bu üç roman da kitap şeklinde hazır duruyor ama onlar da nedendir kendi sıralarını bekliyorlar. Bazı yazarlarımız Yunus’un bu işini makul görmediler. “Cengiz Dağcı da kimmiş?”, “Dergiyi onun eserleriyle doldurdun.” diye memnuniyetsizliklerini dile getirdiler. Yunus’un Londra’ya gidip Cengiz Dağcı ile görüşme planını da sıcak karşılamadılar. İngiltere vizesini çok büyük zorluklarla aldı. Yunus’un bu arzusunu gerçekleştirmesine yardımcı olan insanlara minnettarım. Onun mutluluğunu ifade etmek çok zor. Sen Yunus ile yıllarca gazetede çalıştın onun kalpten sevinip kalpten üzüldüğünü biliyorsun.
- Demek ki Londra seyahati de hem mutlu hem hüzünlüydü.
- Evet, Londra’dan Yunus hem sevinip hem üzülüp geldi. “Sabriye, dünyaca meşhur yazarımız bu varlıklı insan yalnız, anlıyor musun?” diye ağladı. Yunus Londra’ya gitmeden fikirlerini benimle paylaştı: “Eğer Cengiz abim vatana dönmek isterse onu evimize alalım. Sen kabul eder misin?” dedi. “Kabul etmez miyim? Tabii ki ederim. Yatağımızı boşaltırız, uygun şartlar oluştururuz yeter ki gelsin.” dedim. Cengiz Dağcı Yunus’a sarılırken “Sen bana Kırım’ı getirdin.” demiş. Döndükten sonra “Ben Cengiz Dağcı’nın pişirdiği sarma dolmalarından yedim. Yeni eserlerim onların lezzeti üzerine kurulacak.” diye şaka yapardı. Yunus’un pek çok plan ve hedefi vardı.
- Hepimiz Yunus’un Cengiz Dağcı ile görüşmesine çok sevindik! Demek ki ondan yeni ve mükemmel eserler ortaya çıkarmasını bekledik. Ancak ani ölümü hepimizi sarstı.
- Şubat’ın sonlarında Londra’dan döndükten sonra sağlığı kötüleşti. Karışık duygular içinde olmasının bunda büyük etkisi oldu. Vefat ettiği akşam Yunus uyumaya giderken her zamanki gibi iki saat sonra onu uyandırmamı istedi. “Çok işim var. Ne olursun beni uyandır.” dedi. Gerçekten de işi pek çoktu. Kafası yeni eser ve fikirlerle doluydu. Cengiz Dağcı’nın eserlerini ana diline çevirmek, Ukrain ve Kırım Tatar dilindeki edebiyat antolojisini devam ettirmek, başladığı birçok şiiri bitirmek ve buna benzer bir yığın işi vardı. “Çok işim var. Ne olursun beni uyandır!”, birlikte yaşadığımız yirmi bir yıl boyunca bu sözleri her gün duyardım. İki, üç saat süren uykusundan sonra ,daha fazla uyumazdı, onu uyandırırdım. Ancak 20 Mart 2005’in sabahında uyandıramadım.
- Yunussuz yaşadığınız bu on beş yıl nasıl geçti? Zor bir soru, anlıyorum. Kemale ermeyen üç çocukla inşaatı bitmeyen bir evde yalnız kaldın. Yunus’un başlattığı işlerin devamı nasıl oldu?
- Tabii çok zordu. Çok şükür çocuklarım büyüdü. Oğullarımı evlendirdim, torunlarım var. Kırım’da doğan kızımız Hatice Ankara’da Bilkent Üniversitesi’ni bitirdi. Şimdi İstanbul’da doktorasını yapıyor. Ancak Yunus’un hayallerini gerçekleştirmek ve kitaplarını bastırmak bana bağlı olmayan sebeplerden dolayı hep arka planda kaldı. Bu durum beni çok üzüyor. Halbuki onun basılmayan yazıları beş altı kitaba bile sığmaz. Yunus vefat ettikten sonra iki dilde masal kitabı ve “Yüreknen Qaplanğan Yer”, “Yuqu Yoqtır Közlerde” isimli iki şiir kitabı çıktı. Bu yıl, Yunus’un doğumunun 60. yıl dönümü arifesinde çok arzu ettiği çocuk şiir kitabını baskıya hazırladım. Umarım eylülde basılır. Yani, Yunus Kandım’ın çalışmaları hala devam ediyor.